<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486</id><updated>2012-01-26T13:39:15.022+02:00</updated><category term='Radha Mitchell'/><category term='galata'/><category term='sinema'/><category term='kongo'/><category term='writer'/><category term='Grigoriy'/><category term='buck'/><category term='jack london'/><category term='kavram'/><category term='savaşçı'/><category term='Milo Ventimiglia'/><category term='Gurkin'/><category term='köprü'/><category term='Çoros'/><category term='ressam'/><category term='africa'/><category term='The Children Of Huan Shi'/><category term='balıkçılar'/><category term='call'/><category term='George Hogg'/><category term='Jonathan Rhys Meyers'/><category term='irfan ozfatura'/><category term='White Anglo Sakson Protestan'/><category term='Sibirya'/><category term='ota benga'/><category term='Türk'/><category term='film'/><category term='islam gemici'/><category term='Michael Weston'/><category term='temel'/><category term='İvanoviç'/><category term='özgürlük'/><category term='gramer'/><category term='wild'/><category term='televizyon'/><title type='text'>beyazyelkenli denize açıldı</title><subtitle type='html'>geride hoş bir sadâ kalsın...
çünkü, bir gün uzak denizlere yelken açacağım ve beni bir daha göremeyeceksiniz.
bu yazdıklarım da, internet âleminin derinliklerinde kaybolup gidecek. çünkü, sanal âlemin en önemli özelliği "güncellemek" üzerine bina edilmiş...
eh, ben de uzak denizlere gidince, bu "kendi halindeki gariban" siteyi kim güncelleyecek? kimse...
ve mezartaşım yağmurlar, rüzgârlar altında aşınırken, bu site ve içindekiler de okyanusun karanlık sularında kaybolacak.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>43</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-4932783052321305095</id><published>2012-01-26T13:30:00.000+02:00</published><updated>2012-01-26T13:30:13.852+02:00</updated><title type='text'>Ölmeden Önceki Beş Pişmanlık</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9oCDHPcO0Ck/TyE4KctdVxI/AAAAAAAAAJU/2KD_44-dD18/s1600/olmeden+once.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-9oCDHPcO0Ck/TyE4KctdVxI/AAAAAAAAAJU/2KD_44-dD18/s320/olmeden+once.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Ölüm, dünyada değişmesi mümkün olmayan tek gerçek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Son nefeslerini vermek üzere olan insanları evlerinde ziyaret edip, bakımlarını üstlenen Avustralyalı yazar Bronnie Ware,&lt;b&gt; 'Ölmek Üzere Olanların En Yaygın 5 Pişmanlığı'&lt;/b&gt; adlı bir kitap yayımladı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;İşte o beş pişmanlık:&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;1- Başkalarının benden bekledikleri yerine, keşke kendi istediğim &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;hayatı yaşayacak cesaretim olsaydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;2- Keşke bu kadar çok çalışmasaydım.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;3- Keşke duygularımı açıklayacak cesaretim olsaydı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;4- Keşke arkadaşlarımla ilişkimi kesmeseydim.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;5- Keşke daha mutlu olmama izin verseydim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Bu keşkeler hiç bitmez.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-4932783052321305095?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/4932783052321305095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=4932783052321305095' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4932783052321305095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4932783052321305095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/olmeden-onceki-bes-pismanlk.html' title='Ölmeden Önceki Beş Pişmanlık'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-9oCDHPcO0Ck/TyE4KctdVxI/AAAAAAAAAJU/2KD_44-dD18/s72-c/olmeden+once.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-8271723071984085190</id><published>2012-01-25T10:39:00.005+02:00</published><updated>2012-01-25T10:39:46.178+02:00</updated><title type='text'>Danton ve Tarihî Film</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nZsmyBWylA4/Tx--10pAyNI/AAAAAAAAAIQ/z_qBoz4dWpw/s1600/sehzade-mustafa.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="191" src="http://2.bp.blogspot.com/-HvflgvTgGmA/Tx--egHRSPI/AAAAAAAAAII/7D-sltBENw4/s320/danton.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Tarihî film öyle olmalı ki, seyircisini hemen ansiklopedi veya sanal âlemin kütüphanelerinde araştırma yapmağa başlatabilmelidir. Buna verebileceğim en son 2 örnek: Biri, Andrej Wajda'nın yönetmenliğini yaptığı 1983 yapımı &lt;b&gt;"Danton"&lt;/b&gt;; diğeri de 2005 yapımı ve yönetmenliğini de İvan Passer ile Sergey Bodrov'un yaptıkları &lt;b&gt;"Savaşçı – Nomad"&lt;/b&gt; filmi... Kazakistan'ın millî kahramanlarından &lt;b&gt;Ablay Han&lt;/b&gt;'ın doğumundan tahta geçişine kadar olan dönemde yaşananları anlatan Savaşçı Nomad filmi başka bir yazının konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1789 Fransız İhtilali'nden 5 yıl sonrasında geçen "Danton" filminde, başrolü Dünyaca meşhur &lt;b&gt;Gerard Depardieu&lt;/b&gt; oynamakta. Yönetmeni de başrol oyuncusu kadar ünlü olan bu filmde, ihtilalin iki önderinin (Robespierre ve Danton) anlaşmazlıkları, kan gölüne dönmüş Fransa ve aç-sefil durumdaki Fransız halkı anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;İhtilalden kısa müddet sonra iki arkadaşın arası açılmış ve Danton sürgüne gitmiştir. Aradan birkaç yıl geçer. "Özgürlük" yaftası altında halkı perişan eden, her gün birkaç kişiyi giyotinle idam ettiren Robespierre tam bir dikta rejimi kurmuştur. Konuyla ilgili olarak ansiklopedilere bakarsanız, daha dikkatli bir dille bilgi verilir. Ancak filmde Fransa'nın dönem manzarası bu şekliyle resmediliyor. Ki, önemli olan da bence bu. Çünkü herhangi bir konuda ansiklopediye müracaat etmek insana zor gelir, fakat filmi seyrederek hem zevk alırsınız hem de bilgilenirsiniz. 21. Yüzyıl insanının en kolay bilgi sahibi olma yolu filmler, dizi-filmler ve romanlar oldu. Sanal âlemden bahsetmeğe hiç gerek yok. O zaten şimdinin vazgeçilmezi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"Bir insan ne kadar güçlüyse, onu o kadar sert ezmeğe çalışırlar!"&lt;/b&gt; Georges Danton'un ihtilali yaptığı arkadaşları tarafından mahkemede yargılanırken söylediği bu sözler, tarihin akışında yaşanan olayları çok güzel özetler. 1789 Fransız Devrimi'nin iki önderinden biri olan Danton'un kendisi için söylediği bu sözler, çeşitli fitne ve yalanlar sonucu 1553 senesinde boğdurularak öldürülen Şehzade Mustafa için de geçerlidir. Kanuni Sultan Süleyman'ın büyük oğlu ve veliahdı olan Mustafa, 2. Selim adıyla tahta geçecek olan Hürrem Sultan'ın oğlu için kurban edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nZsmyBWylA4/Tx--10pAyNI/AAAAAAAAAIQ/z_qBoz4dWpw/s1600/sehzade-mustafa.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-nZsmyBWylA4/Tx--10pAyNI/AAAAAAAAAIQ/z_qBoz4dWpw/s320/sehzade-mustafa.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;Şehzade Mustafa&lt;/b&gt; hem çok bilgili, hem de çok kuvvetli ve dirayetli bir insandı. Valilik yaptığı Amasya halkı onu o denli seviyordu ki, vefatından sonra babası Sultan Süleyman'ı bile affetmediler. Amasyalılara jest yapmak için şehre gelen Kanuni 6 ay boyunca burada kalmasına rağmen, Şehzade Mustafa'ya yapılan muameleyi hiç bağışlamadılar. Kanuni Sultan Süleyman da bir hileye aldandığı ve gerçeği öğrenmek için oğlu Şehzade Mustafa'yı dinlemediği için ölünceye kadar kendini affetmedi. Müteveffa Şehzade için Bursa'da bir türbe yaptırdı ve acısını içine gömdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Danton" filmini seyrettikten ve hemen akabinde o ve Robespierre ile alakalı konu maddelerini ansiklopediden karıştırırken, hatırıma gelen şu soruyu zihnimden uzaklaştıramadım: &lt;b&gt;"1789 Fransız İhtilali'nin iki liderinden biri olan Danton, Robespierre tarafından alaşağı edilmemiş olsaydı, bugün Avrupa Birliği'nin durumu ne olurdu? Acaba Avrupa Birliği, Almanya ve Fransa'nın önderliğinde mi yoksa Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa'nın öncülüğünde mi Dünyaya meydan okuyor olurdu?"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan, Şehzade Mustafa bir komploya kurban gitmeseydi ve 2. Selim'in yerine Osmanlı Sultanı olsaydı, acaba tarihin akışı nasıl değişirdi ve bugünkü Dünya coğrafyası ne şekilde olurdu? Bunların cevabını hiç bir zaman verilemeyecek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çeşit sorular, tarihçilerin değil, sinemacıların ve romancıların kafa yoracağı meselelerdir ve ancak onlar tarafından cevaplanabilir. Ve bunlara benzer sualler karşılıklarını bulduğunda ortaya sinema veya edebiyat eserleri çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Wajda,&lt;/b&gt; Georges Danton ile alakalı bir filme imza atarak Fransız tarihinin en mühim dönemlerinden birine ışık tutuyor. Ya bizim sinemacılar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk sinemacıları ise filmlerinde ya bardan-meyhaneden dışarı çıkamazlar ya da &lt;b&gt;Kara Murat, Malkoçoğlu&lt;/b&gt; gibi sinema eleştirmenleri tarafından hiç bir biçimde ciddiye alınmayan absürd filmler çekerler. Son yıllarda televizyonlarda yayımlanan abuk dizi filmler ise, sadece reyting kaygısından ve para kazanmak için yapıldığından dolayı beş para etmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Georges Danton ve Şehzade Mustafa... Ortak yanları çok: İkisi de halk tarafından çok seviliyordu. İkisi de memleketlerinde barış ve sükûnet istiyordu. İkisi de 30'lu yaşlarda öldürüldüler. İkisi de çok iyi birer hatipti. İkisi de karizmatikti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat aralarında bir fark var: Danton sanat eserlerine konu olarak Dünya tarihine geçti ve kıyamete kadar hatırlanacak. Şehzade Mustafa'yı ise bugün ancak onu çok seven Amasyalılar hatırlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki millet ve iki medeniyet arasındaki algılayış ve ciddiye alışı görüyorsunuz değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Ağustos 2008&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-8271723071984085190?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/8271723071984085190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=8271723071984085190' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/8271723071984085190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/8271723071984085190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/danton-ve-tarihi-film.html' title='Danton ve Tarihî Film'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-HvflgvTgGmA/Tx--egHRSPI/AAAAAAAAAII/7D-sltBENw4/s72-c/danton.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-7710094723685527662</id><published>2012-01-24T16:37:00.001+02:00</published><updated>2012-01-24T16:38:24.711+02:00</updated><title type='text'>İnsan Ne Zaman Yaşlanır?</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-66yCAPlCaTw/Tx7B_XvI-KI/AAAAAAAAAIA/41u9x8CkacA/s1600/ihtiyarlik.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="220" src="http://1.bp.blogspot.com/-66yCAPlCaTw/Tx7B_XvI-KI/AAAAAAAAAIA/41u9x8CkacA/s320/ihtiyarlik.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Kristof Kolomb Amerika'yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Goethe, en büyük eseri Faust'u ölümünden bir yıl önce, yani 82 yaşında bitirmişti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hâlâ işinin başındaydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Mimar Sinan, Süleymaniye Camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti, Selimiye Camisini tamamladığında ise 86 olmuştu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Pasteur kuduz aşısını bulduğunda 60 yaşındaydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Eyüp El Ensari hazretleri İstanbul'a geldiğinde 86 yaşındaydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;İnsanları ihtiyarlatan ideallerinin gömülmesi, hedeflerinin olmamasıdır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Seneler cildi buruşturabilir, fakat heyecanların, ideallerin teslim edilmesi adeta ruhu buruşturur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki hedeflerine götüren yolu yürümedikçe yaşlanırlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır. Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;“işiniz rast gelsin…”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-7710094723685527662?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/7710094723685527662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=7710094723685527662' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/7710094723685527662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/7710094723685527662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/insan-ne-zaman-yaslanr.html' title='İnsan Ne Zaman Yaşlanır?'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-66yCAPlCaTw/Tx7B_XvI-KI/AAAAAAAAAIA/41u9x8CkacA/s72-c/ihtiyarlik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-7868226266019903593</id><published>2012-01-23T00:21:00.003+02:00</published><updated>2012-01-23T00:23:11.094+02:00</updated><title type='text'>Emekli Olmayın!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Rn600lh3dMU/TxyL20cCiMI/AAAAAAAAAH4/3nCZDykhD9U/s1600/nixon.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="174" src="http://2.bp.blogspot.com/-Rn600lh3dMU/TxyL20cCiMI/AAAAAAAAAH4/3nCZDykhD9U/s320/nixon.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;ABD’nin eski başkanlarından Richard Nixon, Watergate Skandalı dolayısıyla makamından istifa ettikten sonra yerleştiği Kaliforniya’da şunları söylüyor: &lt;b&gt;“Asla emekli olmayın. Bence, dünyanın en mutsuz insanları emeklilerdir. Çünkü hiçbir amacın kalmıyor. Hayatı anlamlı kılan şey gayedir. Bir hedef, bir savaş, bir mücadele olmalı. Kazanamayıp, kaybetsen bile…”&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nixon’un bu sözlerle kastettiği şey kâğıt üzerinde emekli olmak değil, kafada emekli olmaktır. İnsan çalıştığı işten emekli olup ayrılabilir ancak bir hedefi olmalı ki, yaşama arzusunu devam ettirebilsin. Yoksa bir bitkinin yaşamasından farklı bir hayat sürdüremez. İnsan için nebat olmak, memat olmakla eş anlamlıdır. Bunun için de ölümün kıyısındaki hastalara “bitkisel hayata girdi” deniliyor. Birçok kişi biliyorum ki, emekli olduktan sonra hayat ile irtibatını asgarî seviyeye indirdi ve ömrünün kalan o güzel yıllarını boşa harcadı, harcıyor. Hâlbuki ölüm ânı gelinceye kadar bir insanın yapacağı yararlı işler vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hayata sarılmak iyidir, hoştur lakin abartmamak kaydıyla… Çünkü ölçüyü kaçırınca da bu defa tersi oluyor. Ölüm döşeğinde bile para-pul, mal-mülk düşünen insanlar gördüm, üzüldüm. Hani derler ya “eli kulağında”, o hesap, birazdan ölecek olmasına rağmen şirketindeki işleri veya kiracılardan gelecek paraların ne olduğunu merak eden ve bu şekilde dünyadan ayrılan kişileri görünce söyleyecek kelime bulamadım. Dengeyi dikkatli kurmazsak, terazinin bir kefesi fazla ağır basarsa, kaş yapalım derken göz çıkarmış oluruz. Nixon’u başkanlıktan ayrıldıktan 3 sene sonra bir televizyon programına çıkarmağı başaran talk şov sunucusu David Frost’un kendine şiar edindiği cümle de şu: &lt;b&gt;“Hemen pes etme!”&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı zihniyetinin dışa vurumu olan bu 3 sözcük, emperyalizmi dünyanın başına bela eden gizli şifredir: “Başaracaksın, ne olursa olsun başarıya ulaşman lazım.” Filmlerle, romanlarla, spor müsabakalarıyla ve her türlü reklam vasıtalarıyla günümüz insanına enjekte edilen zehir bu: Başarı… “Başarısız insanların yaşamağa hakkı yok mu” diye düşünen yok. “Her ne şart altında olursa olsun galip gelmelisin” diyerek toplumları yönlendiriyorlar. Hâlbuki bazı mağlubiyetler vardır ki, galibiyetlerden daha şereflidir. Mesela 2008-2009 döneminde Türkiye Süper Ligi’ni 4. olarak bitiren Sıvasspor futbol takımı şampiyonluk ipini göğüsleyemedi ama gönüllerin şampiyonu oldu. Bütün herkes şampiyonluk yolunda Sıvasspor’un önüne çıkarılan engelleri görmese bile tahmin etti, anladı. Tarihten örnek verecek olursak, Amerikalılar yüzlerce yıl boyunca Kızılderilileri katliama uğrattılar, sonuçta insanlık vicdanında galip gelen yenenler değil, yenilenler oldu. Şeyh Şamil’in Ruslara karşı 30 yıl süren savaşların sonunda teslim olmak zorunda kalması da, ona bir şey kaybettirmedi. Bilakis yenildiyse bile şerefiyle yenildi. Örnekler her konuda o kadar çoğaltılabilir ki… Kısaca, mağlupların da yaşamağa hakları vardır, diyorum. “Hep kazan, daima kazan, sonuç ne olursa olsun kazan” zihniyeti, insanı insanlıktan çıkararak bencil bir hayvan haline dönüştürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Frost “bazen insanın kendi dünyasının dışına çıkması iyi bir şeydir” diyor. Yalın olarak bakıldığında gayet güzel bir söz. Hatta bu hususta Fransız yazarı Andre Gide’in “kıyıdan ayrılmağa cesaret edemeyenler, yeni denizler keşfedemezler” cümlesini de destek mahiyetinde hatırlatayım. Evet, &lt;b&gt;yeni denizleri keşfetmek iyidir ama oraları kirletmemek şartıyla…&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem Richard Nixon ile David Frost arasındaki ünlü röportajı ve perde arkasını öğrenmek için, hem de Batılı sömürgecilerin Amerika, Afrika ve Asya’nın uzak bölgelerinde nasıl bir mantıkla hareket ettiklerini bir kere daha hatırlamak için şu üç filmi tavsiye ediyorum:&lt;br /&gt;Birincisi, Ron Howard’ın yönettiği ve başrollerinde Frank Langella, Michael Sheen ve Kevin Bacon’ın oynadığı &lt;b&gt;Frost/Nixon&lt;/b&gt; filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, fırtınalar koparan, James Cameron’un 3 boyutlu &lt;b&gt;Avatar &lt;/b&gt;filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuncusu da, Dee Brown’ın romanından beyazperdeye uyarlanan, yönetmenliğini Yves Simoneau’nun yaptığı &lt;b&gt;Bury My Heart at Wounded Knee&lt;/b&gt; (Kalbimi Vatanıma Gömün) filmidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu üç filmi mümkünse peşpeşe veya kısa zaman aralıklarıyla seyrederseniz, ne demek istediğimi daha kolay anlayacaksınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-7868226266019903593?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/7868226266019903593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=7868226266019903593' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/7868226266019903593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/7868226266019903593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/emekli-olmayn.html' title='Emekli Olmayın!'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Rn600lh3dMU/TxyL20cCiMI/AAAAAAAAAH4/3nCZDykhD9U/s72-c/nixon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-4005380605063206847</id><published>2012-01-22T20:42:00.001+02:00</published><updated>2012-01-23T00:23:54.688+02:00</updated><title type='text'>Araf'ta Yaşamak</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;b&gt;Aşağıdaki yazıyı 2009 senesinin Eylül ayında, Kıbrıs Lefkoşa Ercan Havaalanı'nda THY uçağına binmek için beklerken yazdım:&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mFJkD1KHqnw/TxxYOAgB6xI/AAAAAAAAAHo/dHyP90J_3iQ/s1600/kibris4.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="279" src="http://1.bp.blogspot.com/-mFJkD1KHqnw/TxxYOAgB6xI/AAAAAAAAAHo/dHyP90J_3iQ/s320/kibris4.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;“Kıbrıs” ile “çözüm” kelimelerini yan yana düşünmenin‚ iyi niyetten öte‚ resmen safdillik anlamına geldiğini peş peşe yaptığım iki Kıbrıs seyahatinde daha iyi fark ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir öğrenci düşünün. Öğretmen‚ çocuğu sözlü sınava kaldırmış ve ona zor bir soru sormuş. Öğrenci ıkınıyor‚ sıkınıyor ama problemi bir türlü çözemiyor. İşte o anda öğrenci ne düşünür? Ya problemi çözüp geçer not alacak ya da çözemeyip düşük notla iktifa edecek. Fakat öğrencimiz biraz fazla zeki olursa‚ problemi çözecekmiş gibi yaparak oyalama taktiği yoluna gidecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Öğretmen sordukça “şimdi çözüyorum‚ birazdan çözeceğim” gibi oyalama sözleriyle teneffüs zilinin çalması için dua edecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin yaşadığı Kuzey Kıbrıs'ta da durum aynen böyle. Her türlü çözümü reddeden politize bir toplum oluşmuş. Sadece politize değil aynı zamanda da maddiyatı yani para ile mülk sahibi olmayı “idealize” edinmiş bir toplum...&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında tarım‚ teknoloji‚ sanayi‚ gelişme‚ din‚ gençlik‚ şarkı‚ sinema vs. gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz gündelik konular konuşulmuyor. Ya “mal-mülk‚ para-pul‚ maaşa zam vs.” veya “o parti şöyle‚ bu parti böyle‚ iktidara şu parti gelirse bize bunu verecek‚ bu kişi başbakan olursa halka bunu dağıtacak” gibi mevzulardan başka‚ bir de “akşama nerede‚ nasıl eğleneceğiz” konusu konuşuluyor. Bu‚ hem kangren haline gelmiş problemlerle yaşayan bir toplumun psikolojisini yansıtırken‚ öte yandan “bir adada yaşamanın” getirdiği ruh haline en güzel örnek... Anakara'dan uzak ve dört bir yanın denizlerle çevrili olunca‚ demek ki böyle bir halet-i ruhiye içerisine giriyor insanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ZXHy81G3eaQ/TxxYdBaCxII/AAAAAAAAAHw/2OmKzmFURIw/s1600/kibris.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZXHy81G3eaQ/TxxYdBaCxII/AAAAAAAAAHw/2OmKzmFURIw/s320/kibris.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Eğer Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunursa‚ bugünkü statükoları ve rahatları bozulacak olan yerleşik Kıbrıs Türkleri para istemeye gelince “Türkiye versin” diyorlar. Ama iş diğer konulara gelince “Türkiye bize parayı versin‚ muhafızlığımızı yapıp güvenliğimizi sağlasın ancak bize karışmasın. Biz‚ velinimetimiz olan Türkiye'den ve Türk insanından nefret edelim‚ aşağılayalım fakat her şeye rağmen Türkiye bizi sahte cennetimizde mutlu şekilde yaşatsın” gibi bir zihniyet hakim... Hem Türkiye'ye ve Türkiye'den göçen insanlara tiksintiyle bak‚ hem de bütün isteklerini gerçekleştirmesini bekle. Biraz insaf be!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak çalışalım‚ çabalayalım‚ vergi verelim‚ bu verginin devasa bir bölümüyle Kıbrıs'ın kuzeyindeki toplumun seçkinleri parmaklarını kımıldatmadan krallar gibi yaşasınlar. Durum böyle olunca‚ insan şunu düşünmeden edemiyor: Bu insanlar niye çözüm istesinler ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Araf'ta yaşamak‚ KKTC vatandaşlarının özellikle de yerleşik olanlarının işine geliyor. Çünkü Araf'tan ayrılınca‚ önlerinde iki seçenek olacak: Ya Cennet ya da Cehennem. Halbuki Araf'ta olunca‚ ne ceza var ne de mükâfat. Hele bir de Araf'ı kendilerince sahte bir cennet haline getirmişlerse‚ ayrılmayı niye düşünsünler ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Araf'taki bu durum daha ne kadar devam eder‚ belli değil ama artık bitmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir örnek daha vereceğim. KKTC'de asgari ücret‚ Türkiye'dekinin iki katı‚ akaryakıt fiyatları ise Türkiye'de satılan akaryakıtın yarısı kadar. KKTC'de yeni işe başlayan bir memurun maaşı‚ Türkiye'de kamuda genel müdürlük yapan birinin aldığı ücretle eşdeğerde vs. Tüm bu refah durumuna rağmen KKTC'nin yerleşik Türkleri hallerinden memnun değiller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıbrıs gazetelerine göz atınca içiniz ürperiyor. Memurlar bu kadar yüksek ücrete rağmen sürekli olarak grev tehdidinde bulunuyor‚ az sayıdaki esnaf halinden şikâyetçi ve istekler bitmiyor. “Niçin bu kadar şikâyetçisiniz‚ neden halinize şükretmiyor ve devamlı olarak istiyorsunuz?” gibi bir sual yönelttiğinizde standart bir cevap veriliyor: Biz yıllarca burada acı çektik‚ birçok sıkıntıya göğüs gerdik filan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam da‚ sizi o sıkıntılara Türkiyeli Türkler mi soktu? Yine kendilerinin dedeleri‚ sırf ihtirasları nedeniyle İngilizlerle ve Rumlarla işbirliği yaptığı için Kıbrıs'ta yaşayan Türkler on yıllar boyu katliama ve kötü muameleye maruz kaldılar. Yirminci asrın başlarında‚ yüz binlerce dönüm vakıf arazisini İngilizlerle anlaşıp da Rumlara biz mi peşkeş çektik? Kıbrıs'tan dönüşte havaalanında uçağın hareket etmesini beklerken işte bunları düşündüm ve üzüldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıbrıs'a ilk adım attığımda bizi Lefkoşa'ya götüren ve 19 yıldır Girne'de yaşayan şoförün ağlamaklı bir ifadeyle söyledikleri hatırımdan çıkmıyordu: “Fırsatını bulduğum anda hemen Türkiye'ye dönmek istiyorum. Bize burada insan muamelesi yapmıyorlar. Her şeyden dolayı bizi (göçmen Türkleri) ve Türkiye'yi suçluyorlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözleri ilk duyduğumda içimden “çok abartıyorsun” diye düşünmüştüm ama zamanla şoförün ne kadar haklı olduğunu anladım. Yazdıklarımdan dolayı sadece Kuzey Kıbrıslı yerleşik Türkleri itham ettiğimi sanmayın‚ onları bu duruma getiren T.C. idarecilerinin yanlış politikalarının da payı çok büyük. 1974'den beri “siz bir şey yapmayın‚ biz size bakarız‚ yeter ki orada durun” gibi akıllara zarar bir strateji takip edilince‚ ortaya böylesi garip ve içler acısı bir vaziyet çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi‚ KKTC'liler bu durumda niye çözüm istesinler ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-4005380605063206847?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/4005380605063206847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=4005380605063206847' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4005380605063206847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4005380605063206847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/arafta-yasamak.html' title='Araf&apos;ta Yaşamak'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-mFJkD1KHqnw/TxxYOAgB6xI/AAAAAAAAAHo/dHyP90J_3iQ/s72-c/kibris4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-8602816705327276188</id><published>2012-01-21T11:28:00.002+02:00</published><updated>2012-01-21T11:29:15.733+02:00</updated><title type='text'>Yazarak Tüketiyoruz</title><content type='html'>&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-PzXIUMqTmW0/TxqEmJOa-WI/AAAAAAAAAHY/TseWrgj3C1o/s1600/su+ve+kalem.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-PzXIUMqTmW0/TxqEmJOa-WI/AAAAAAAAAHY/TseWrgj3C1o/s320/su+ve+kalem.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Şimdi yazının da kıymeti kalmadı.Herkes‚ her yere birşeyler yazıyor. Forum sitelerinde‚ msn'de‚ habersitelerinin yorum köşelerinde‚ cep telefonlarının kısa mesaj servislerinde vehatırıma şu anda gelmeyen bir çok yerde yazıyorlar. Bunun sebebi ne olabilir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;İnsanlar birşeyleri anlatmanınpeşindeler... Ama anlatmayı başarabiliyorlar mı? İşte orası tartışılır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Teknolojinin gelişmesi‚bilgisayarlara artık kolay sahip olunuyor olması ve internetin yaygınlaşmasıylabirlikte yazı yazma alanı müthiş biçimde genişledi. Yazı yazma imkânıyeryüzünde tarihin hiçbir döneminde bu kadar fazla olmamıştı. Şimdi insanlarçıldırmışçasına yazıyor‚ yazıyor‚ yazıyorlar. Milyarlarca blog‚ forum ve diğerpaylaşım sitelerinde her gün trilyonlarca kelime yazılıyor. Sanki insanlaryazmıyorlar da “kusuyorlar”. Şimdiye kadar bu denli rahat anlatma fırsatlarıolmadığından‚ kafalarından geçen herşeyi yazıp rahatlıyorlar. Bunun için de“yazmak” eylemini kullanıyorlar. Bir anlamda psikolojik rahatlama oluyor. Fakatbu “yazılar”ın dilbilgisi kurallarına uygunluğu umumiyetle sıfır ya da sıfırınaltında...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Yeryüzünde suyu tükettiğimiz gibi‚şimdi de “yazı”yı tüketiyoruz. Yakın zamanda yazmaktan da bıkarsak hiç şaşmam.Nüfus olarak çoğaldıkça daha fazla tüketmeye başladık. Hem de ne biçim birtüketme! Çekirge sürülerinin buğday tarlasına akın etmesi gibi‚ var olanısüratle tüketiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Gün gelecek‚ yazmaktan dausanacaklar. İşte o gün insanların daha fazla konuşmaya başladıkları günolacak. Ve konuşacaklar‚ konuşacaklar‚ konuşacaklar... Zaten bunun dasinyallerini veriyorlar. Cep telefonunun keşfiyle birlikte “çok konuşmaya”başlandı ama bu henüz “çılgınlık” safhasına gelmedi. Konuşmanın bitirildiği günise‚ düşünce yoluyla iletişim kurmaya başlanacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-NDI9sXEOl0k/TxqFPaNGMSI/AAAAAAAAAHg/xp_qwnnwLfk/s1600/mehtap+ve+yelkenliii.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-NDI9sXEOl0k/TxqFPaNGMSI/AAAAAAAAAHg/xp_qwnnwLfk/s1600/mehtap+ve+yelkenliii.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Kendimizi yormadan‚ düşünce okuyancihazlarla irtibat kurmaya başlayacağız. Çünkü yazmak ve konuşmak fiillerisonuçta bir emek sarf etmeyi gerekli kılıyor. Düşünmek içinse fazla enerjiharcamaya lüzum yok. Nasıl olsa insan beyni sürekli olarak düşünmekmecburiyetinde... Beynimizin düşünmeden durması imkânsız. Uykuda bile beyinçalışmak zorunda olduğundan‚ düşünce yoluyla iletişime geçmek insanları çok amaçok mutlu edecek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Etrafımızdaki cihazları (öncebilgisayarlardan başlayarak) düşünme yoluyla kontrol edecek‚ emirler verecek‚verilen komutların uygulandığını gördükçe zevkten dört köşe olacağız. “Bununsonu nereye varacak?” diye kimse düşünmeyecek. Çünkü kolayca hükmetmek insanıntabiatında var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Eğer düşünmekten de bıktığımız güngelirse‚ zaten o gün insanlığın bittiği andır. Çünkü düşünülmediği için yeryüzüot kafalı ve insan görünümlü yaratıklarla dolmuş olacak. İşte tam burada sizebir filmi bulup seyretmenizi tavsiye ediyorum: İngilizce ismi “Idiocracy”‚Türkçesi ise “Aptallar Demokrasisi”. Bulun‚ izleyin‚ bana hak vereceksiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-8602816705327276188?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/8602816705327276188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=8602816705327276188' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/8602816705327276188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/8602816705327276188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/yazarak-tuketiyoruz.html' title='Yazarak Tüketiyoruz'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-PzXIUMqTmW0/TxqEmJOa-WI/AAAAAAAAAHY/TseWrgj3C1o/s72-c/su+ve+kalem.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-3958191316893654802</id><published>2012-01-17T10:06:00.001+02:00</published><updated>2012-01-17T15:59:11.627+02:00</updated><title type='text'>Şecered-Dür'ün İntikamı</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Şecerud-Durr’un İntikamı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Shagarad-Durr’s Revenge&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 9pt; line-height: 115%;"&gt;SamiraKortantamer*&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 9pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3Fsnvl3oi3Q/TxUrvW1ynwI/AAAAAAAAAHI/pczwWPipO3o/s1600/MEMLUKLULER.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-3Fsnvl3oi3Q/TxUrvW1ynwI/AAAAAAAAAHI/pczwWPipO3o/s320/MEMLUKLULER.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Özet:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Mısır&amp;nbsp; ve Suriye’de&amp;nbsp;iki&amp;nbsp; buçuk asır&amp;nbsp; hüküm&amp;nbsp;süren Memlûkların&amp;nbsp; ilk&amp;nbsp; sultanesi olan Şecer ud-Durr, Mısır’ın İslâmtarihindeki tek kadın&amp;nbsp; hükümdarıdır. Bu akıllıve hırslı Türk kadını,&amp;nbsp;&amp;nbsp; üvey oğlu olan sonEyyubî sultanı Turanşah’ın öldürülmesinden sonra Bahrî Memlûklar tarafından tahtaoturtulmuştu.&amp;nbsp; Şecer ud-Durr,&amp;nbsp; bir kadın hükümdara alışık olmayan Araplartarafından gelen tepkiler karşısında üç aylık saltanattan sonra tahttan feragâtedip, sultan ilân edilen Aybek’le evlenerek etkili olmaya devam etti.&amp;nbsp; Kocasına öteki karısı ile görüşmesini yasaklayankıskanç Şecer ud-Durr,&amp;nbsp; eşi, Musul Atabeğininkızı ile nişanlanınca Aybek’i öldürttü. Şecer ud-Durr, böylece eşinden intikamalmıştı ama tadını fazla çıkaramadı çünkü kendisi de kısa bir süre sonra feci birşekilde öldürüldü.&amp;nbsp; Bu makalede Şecer ud-Durr’unkarakteri, intikamına yol açan nedenler ve intikam sonrası durumu, Ortaçağtarihi kaynakları ışığında araştırılıp ortaya konulmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 9pt; line-height: 115%;"&gt;Anahtar Kelimeler: Şecer ud-Durr, Memlûklar, İntikam,Ortaçağ, Mısır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 9pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Abstract:&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt; Shagar ad-Durr, the first sultanof the Mamluks, who reigned two and a half centuries&amp;nbsp;&amp;nbsp; over&amp;nbsp;Egypt&amp;nbsp; and&amp;nbsp; Syria,&amp;nbsp;was&amp;nbsp; the&amp;nbsp; only&amp;nbsp;woman&amp;nbsp; ruler&amp;nbsp; of&amp;nbsp;Islamic&amp;nbsp; Egypt.&amp;nbsp; This&amp;nbsp;intelligent&amp;nbsp; and&amp;nbsp;&amp;nbsp; ambitious Turkish woman was put on thethrone by the Bahri Mamluks after the assassination&amp;nbsp;&amp;nbsp; of her stepson Turanshah, the last sultan ofthe Ayyubids. But because of the reactions of the&amp;nbsp;&amp;nbsp; Arabs, who were not accustomed to a womanruler, Shagar ad-Durr abdicated the throne&amp;nbsp;after a reign of three months and marrying the new sultan Aybak, shecontinued to be influential.&amp;nbsp; The jealousShagar ad-Durr forbade her husband to see his other wife and when she heardof&amp;nbsp; his engagement to the daughter of theAtabak of Mosul she had him killed. Shagar ad-Durr&amp;nbsp; got&amp;nbsp;in&amp;nbsp; this&amp;nbsp; manner&amp;nbsp;revenge&amp;nbsp; of&amp;nbsp; her&amp;nbsp;husband&amp;nbsp; but&amp;nbsp; couldn’t&amp;nbsp;enjoy&amp;nbsp; it&amp;nbsp; much&amp;nbsp;because&amp;nbsp; she&amp;nbsp; was&amp;nbsp; murdered&amp;nbsp; in&amp;nbsp;a&amp;nbsp; terrible&amp;nbsp; way&amp;nbsp;a&amp;nbsp; short time&amp;nbsp; later.&amp;nbsp;In&amp;nbsp; this&amp;nbsp; paper&amp;nbsp;Shagar&amp;nbsp; ad-Durr’s&amp;nbsp; character, the&amp;nbsp; reasons of her revenge and the situationafter her revenge are researched and brought up in the&amp;nbsp; light of the historical sources of the MiddleAges.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 9pt; line-height: 115%;"&gt;Keywords:Shagar ad-Durr, Mamluks, Revenge, Middle Ages, Egypt.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 9pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Mısır ve Suriye’de 1250-1517 yılları arasında hükümsüren Türk Memlûk Devleti’nin&amp;nbsp; ilk ve tekkadın sultanı olan Şecer ud-Durr, aynı zamanda Mısır’ın İslâmî tarihinde tekkadın&amp;nbsp; hükümdarıdır. Eyyûbî Sultanıel-Melik es-Sâlih Necmeddin (1240-1249), Türk olan Şecer ud- Durr’u&amp;nbsp; cariye&amp;nbsp;olarak&amp;nbsp; satın&amp;nbsp; almış&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large;"&gt;onu&amp;nbsp; bir&amp;nbsp;oğul&amp;nbsp; doğurduktan&amp;nbsp; sonra&amp;nbsp;azat&amp;nbsp; ederek&amp;nbsp; onunla&amp;nbsp;evlenmişti.&amp;nbsp;&amp;nbsp; El-Melik es-Sâlih, akıllı, çok güzel ve enzor günlerinde onu yalnız bırakmayan&amp;nbsp;eşini o kadar çok severdi kigittiği her yere onu da götürürdü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Fransa&amp;nbsp;Kralı&amp;nbsp; IX.&amp;nbsp; Louis’in&amp;nbsp;VII.&amp;nbsp; Haçlı&amp;nbsp; Seferi&amp;nbsp;(1248-1254)&amp;nbsp; esnasında&amp;nbsp; Mısır’a&amp;nbsp;yaptığı&amp;nbsp; saldırıdan&amp;nbsp; sonra&amp;nbsp;Dimyat’ı&amp;nbsp; işgal&amp;nbsp; etmesi&amp;nbsp;Eyyûbî&amp;nbsp; Devleti&amp;nbsp; için&amp;nbsp;büyük&amp;nbsp; bir &amp;nbsp;tehlike&amp;nbsp;oluşturdu.&amp;nbsp; Eyyûbîlerin&amp;nbsp; Haçlılara&amp;nbsp;karşı&amp;nbsp; savaş&amp;nbsp; hazırlıkları&amp;nbsp;esnasında&amp;nbsp; ağır&amp;nbsp; hasta&amp;nbsp;olan&amp;nbsp; sultanın&amp;nbsp; ölmesi&amp;nbsp;ise&amp;nbsp; büyük bir talihsizlikti.Şecer ud-Durr’un tarih sahnesine çıkması&amp;nbsp;işte bu dönemdi. Durumun&amp;nbsp; ne&amp;nbsp; kadar&amp;nbsp;kritik&amp;nbsp; olduğunu&amp;nbsp; anlayan&amp;nbsp;Şecer&amp;nbsp; ud-Durr,&amp;nbsp; tahta&amp;nbsp;çıkacak&amp;nbsp; olan&amp;nbsp; üvey&amp;nbsp;oğlu&amp;nbsp; Turanşah’ın&amp;nbsp; Suriye’den gelmesine kadar Sultan es-Sâlih’inölümünün gizli tutulmasını emredip idareyi ele aldı. Turanşah&amp;nbsp; ise&amp;nbsp;sultan&amp;nbsp; olduktan&amp;nbsp; sonra&amp;nbsp;kahramanlık&amp;nbsp; göstererek&amp;nbsp; Haçlıların&amp;nbsp;yenmesinde&amp;nbsp; büyük&amp;nbsp; payları&amp;nbsp;olan&amp;nbsp; Bahrî&amp;nbsp; Memlûkları&amp;nbsp;ve&amp;nbsp; kendisi&amp;nbsp; için&amp;nbsp;tahtı&amp;nbsp; hazırlayan&amp;nbsp; üvey&amp;nbsp;annesini&amp;nbsp; takdir edeceği&amp;nbsp;&amp;nbsp; yerde&amp;nbsp;&amp;nbsp;onlara&amp;nbsp;&amp;nbsp; karşı&amp;nbsp;&amp;nbsp; düşmanlık&amp;nbsp;&amp;nbsp;beslemeye &amp;nbsp;&amp;nbsp;başladı. Buna dayanamayanBahrî Memlûklar, Şecer ud-Durr’la birleşip Turanşah’ın öldürülmesine kararverdiler. Turanşah’ın&amp;nbsp; ölümü ile EyyûbîDevleti son buldu ve Şecer ud-Durr ile Memlûk Devleti başladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-H0EAuPMrBCo/TxUr48k6ndI/AAAAAAAAAHQ/yZUcNTEJOzU/s1600/islam+sehri.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large;"&gt;&lt;img border="0" height="313" src="http://4.bp.blogspot.com/-H0EAuPMrBCo/TxUr48k6ndI/AAAAAAAAAHQ/yZUcNTEJOzU/s320/islam+sehri.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;El-Melik&amp;nbsp;es-Sâlih’in&amp;nbsp; Türk&amp;nbsp; memlûkları&amp;nbsp;olan&amp;nbsp; Bahrî&amp;nbsp; Memlûklar,&amp;nbsp;hem&amp;nbsp; üstadları&amp;nbsp;&amp;nbsp; es-Sâlih’e&amp;nbsp;karşı&amp;nbsp; bağlılıktan&amp;nbsp; hem&amp;nbsp; de&amp;nbsp; huşdâşeleri&amp;nbsp;&amp;nbsp;gibi&amp;nbsp; gördükleri&amp;nbsp; Şecer&amp;nbsp;ud-Durr&amp;nbsp; ile&amp;nbsp; dayanışma içinde&amp;nbsp; olduklarından&amp;nbsp;dolayı&amp;nbsp; onu,&amp;nbsp; kadın&amp;nbsp;olmasına&amp;nbsp; rağmen&amp;nbsp; tahta&amp;nbsp;oturttular&amp;nbsp; (1250).&amp;nbsp; Türklerde kadının toplumdaki yeri ve&amp;nbsp; siyasette&amp;nbsp;-&amp;nbsp; hattâ hükümdar&amp;nbsp; veya&amp;nbsp;naibe olarak&amp;nbsp; -&amp;nbsp; oynadığı rol göz önüne alınırsa, Bahrî&amp;nbsp; Memlûkların&amp;nbsp;bu durumu&amp;nbsp; hiç&amp;nbsp; yadırgamadıkları anlaşılır.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ama iktidarı&amp;nbsp;ellerinden&amp;nbsp; kaçıran&amp;nbsp; Eyyûbî&amp;nbsp;Emirler&amp;nbsp; İslâm&amp;nbsp; toplumunun&amp;nbsp;alışık&amp;nbsp; olmadığı&amp;nbsp; bu&amp;nbsp;durumu&amp;nbsp; kullanarak&amp;nbsp; Abbâsî halifesine kışkırtmaya muvaffakoldular. Nitekim Abbâsî Halifesi el-Musta΄în Billâh&amp;nbsp; Kahire’ye&amp;nbsp;şöyle&amp;nbsp; bir&amp;nbsp; yazı&amp;nbsp;gönderdi:&amp;nbsp; “Eğer&amp;nbsp; sizde&amp;nbsp;erkek&amp;nbsp; kalmadıysa&amp;nbsp; bize&amp;nbsp;bildirin,&amp;nbsp; biz&amp;nbsp; size&amp;nbsp;bir&amp;nbsp; tanesini göndeririz”.&amp;nbsp;Dış&amp;nbsp; baskının&amp;nbsp; fazlalaştığını&amp;nbsp; gören&amp;nbsp;Şecer&amp;nbsp; ud-Durr,&amp;nbsp; üç&amp;nbsp;aylık&amp;nbsp; tek&amp;nbsp; başına&amp;nbsp;başarılı &amp;nbsp;bir&amp;nbsp; iktidardan11&amp;nbsp;vazgeçip&amp;nbsp; Atabeg&amp;nbsp; olan&amp;nbsp;Aybek’le&amp;nbsp; (1250-1257)&amp;nbsp; evlenerek&amp;nbsp;ona&amp;nbsp; tahtı&amp;nbsp; bıraktı&amp;nbsp;ama&amp;nbsp; yine de iktidarda&amp;nbsp; söz sahibi&amp;nbsp;olmaya&amp;nbsp; devam&amp;nbsp; etti. Tarihçi&amp;nbsp;ez-Zehebî ve İbn&amp;nbsp;Tagrîbirdî&amp;nbsp;&amp;nbsp; durumu&amp;nbsp;&amp;nbsp; şöyle&amp;nbsp;&amp;nbsp;özetlerler: “Aybek’e hükmederdi ve onun (Aybek’in) sözü geçmezdi”.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Dönemin tarihçileri Şecer ud-Durr’un olağanüstügüzel, çok zeki, güçlü&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; hırslı&amp;nbsp;bir&amp;nbsp; kadın&amp;nbsp; olduğunda&amp;nbsp;hemfikirdirler. İbn&amp;nbsp; İyâs&amp;nbsp; onu&amp;nbsp;ayrıca&amp;nbsp; zor&amp;nbsp; karakterli,&amp;nbsp;gururlu&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; kibirli&amp;nbsp;bir&amp;nbsp; Türk olarak tarif eder.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Şecer&amp;nbsp;ud-Durr,&amp;nbsp; eşine&amp;nbsp; devlet&amp;nbsp;işlerinde&amp;nbsp; karışmakla&amp;nbsp; kalmadı&amp;nbsp;özel&amp;nbsp; hayatlarında&amp;nbsp; da&amp;nbsp; ona&amp;nbsp; baskı&amp;nbsp;yapmaya&amp;nbsp; başladı;&amp;nbsp; şöyle&amp;nbsp;ki&amp;nbsp; üvey&amp;nbsp; oğlu&amp;nbsp;Ali’nin&amp;nbsp; annesi&amp;nbsp; ile&amp;nbsp;buluşmasını&amp;nbsp; yasaklayıp&amp;nbsp; eşine&amp;nbsp;onu boşaması&amp;nbsp; için&amp;nbsp; zorladı. Sultan olan kocasına&amp;nbsp; nasıl&amp;nbsp;bu kadar tahakküm&amp;nbsp; edebildiğiniİbn İyâs, Şecer ud-Durr’un eşine sık sık hatırlattığı şu sözleriyle açıklar:“Ben olmasaydım sen de&amp;nbsp; sultanlığa ulaşamazdın”. Tarihçi el-Mekîn,&amp;nbsp;Aybek’in duygularını ve ikisinin&amp;nbsp; arasındaki ilişkiyi&amp;nbsp;şöyle&amp;nbsp; tarif&amp;nbsp; eder: “Aybek&amp;nbsp; bu&amp;nbsp; yüzden&amp;nbsp;onu&amp;nbsp; sevmedi&amp;nbsp; ve&amp;nbsp;ondan&amp;nbsp; nefret&amp;nbsp; etti... Böylece&amp;nbsp; ikisinin arasındakiilişki gitgide gerginleşti ve birbirlerine karşı olan öfkeleri giderek arttı”.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Devletin&amp;nbsp;iç&amp;nbsp; ve dış problemlerini&amp;nbsp; halleden&amp;nbsp;Aybek’e Şecer ud-Durr’un tahakkümü çok&amp;nbsp;ağır&amp;nbsp; gelince bu&amp;nbsp; durumdan&amp;nbsp;kurtulmak&amp;nbsp; için&amp;nbsp; Musul&amp;nbsp;hükümdarı&amp;nbsp; Bedreddin Lu’lu’nun&amp;nbsp; kızı&amp;nbsp;ile&amp;nbsp; nişanlandı. Şecer&amp;nbsp; ud-Durr,&amp;nbsp;bu&amp;nbsp; haberi&amp;nbsp; duyunca&amp;nbsp;çok&amp;nbsp; sarsıldı,&amp;nbsp; öfkelendi&amp;nbsp;ve&amp;nbsp; gururu&amp;nbsp; incindi. Tarihçi İbn Vâsıl onun&amp;nbsp; hislerini&amp;nbsp;şöyle anlatır: “Şecer ud-Durr kıskançlık duygularıyla doldu&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; güçlü&amp;nbsp; şahsiyeti&amp;nbsp;ile&amp;nbsp; büyük&amp;nbsp; asaleti&amp;nbsp;olan&amp;nbsp; bir&amp;nbsp; Türk&amp;nbsp;kadını&amp;nbsp; olduğundan&amp;nbsp; bu&amp;nbsp;durumu&amp;nbsp; tahammül&amp;nbsp; edemedi”. Kocasının&amp;nbsp; nişanlanmasını&amp;nbsp; hazmedemeyen ve gururuna&amp;nbsp; yediremeyen Şecer ud- Durr,&amp;nbsp; ondan&amp;nbsp;intikam&amp;nbsp; almayı&amp;nbsp; hattâ&amp;nbsp;onu&amp;nbsp; öldürmeyi&amp;nbsp; bile&amp;nbsp;düşündü. Şecer&amp;nbsp; ud-Durr,&amp;nbsp; Aybek’in&amp;nbsp;bazı Bahrî Memlûkları nişanlanmasını eleştirdikleri için hapseattırdığını duyunca kocasının&amp;nbsp; kendisinide öldüreceğinden korkup ondan kurtulma planları yapmaya başladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Kendisi&amp;nbsp;artık&amp;nbsp; tek&amp;nbsp; başına&amp;nbsp;tahta&amp;nbsp; oturamayacağından &amp;nbsp;ama&amp;nbsp;iktidardan&amp;nbsp; da&amp;nbsp; vazgeçmek&amp;nbsp;istemediğinden&amp;nbsp; dolayı&amp;nbsp; sultan&amp;nbsp;yapacağı&amp;nbsp; birisini&amp;nbsp; aradı.&amp;nbsp;Bu yüzden&amp;nbsp; Halep&amp;nbsp; hükümdarı&amp;nbsp;el-Melik&amp;nbsp; en-Nâsır&amp;nbsp; Yusuf’a&amp;nbsp;Aybek’i&amp;nbsp; öldürmeyi&amp;nbsp; planladığını&amp;nbsp;ve&amp;nbsp; eğer&amp;nbsp; en-Nâsır&amp;nbsp;onunla&amp;nbsp; evlenirse&amp;nbsp; onu&amp;nbsp;sultanlık tahtına oturtacağını&amp;nbsp;vaat eden&amp;nbsp; bir&amp;nbsp; haber gönderdi. Ama&amp;nbsp; en-Nâsır&amp;nbsp;bunun&amp;nbsp; bir tuzak olabileceğini&amp;nbsp; düşünerek&amp;nbsp;ona&amp;nbsp; cevap&amp;nbsp; vermedi. Ancak Şecer&amp;nbsp; ud-Durr’un bu&amp;nbsp;planlarından&amp;nbsp; bir şekilde&amp;nbsp; haberdar olan nişanlısının babası Bedr ed-Dîn&amp;nbsp;Lu’lu’, Aybek’e bunları ileterek onu ikaz etmeyi ihmal etmedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Eşi ile ilişkileri bozulmuş&amp;nbsp; olan&amp;nbsp;Aybek’e ayrıca el-Makrîzî’nin belirttiği&amp;nbsp;gibi&amp;nbsp; bir&amp;nbsp; müneccimin ona ölümünün bir kadının elindenolacağını söylemesi, Aybek’i çok tedirgin etti&amp;nbsp;ve o da karısını öldürme planları yapmaya başladı. Bu kritik durumunfarkında olan Şecer ud- Durr, bir an önce kendi planını uygulamak istedi. Onuniçin kaleden öfkeyle ayrılıp el-Lûk’a taşınmış olan kocasını yumuşatıp tekrarkaleye çekmenin yollarını aramaya başladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;İbn İyâs, Şecer ud-Durr’un uyguladığı taktiği şöyleaktarır: “Şecer ud-Durr, Aybek’i&amp;nbsp;yumuşatıncaya&amp;nbsp; kadar&amp;nbsp; onu&amp;nbsp;tatlı&amp;nbsp; sözlerle&amp;nbsp; kaleye&amp;nbsp;davet&amp;nbsp; etti. Geldiği&amp;nbsp; zaman&amp;nbsp;onu&amp;nbsp; çok&amp;nbsp; iyi&amp;nbsp;karşılayıp hattâ hiç yapmadığı bir şey bile yaptı: onun elini öptü”. Kadınolarak çok iyi rol&amp;nbsp; yapan&amp;nbsp; Şecer&amp;nbsp;ud-Durr,&amp;nbsp; böylece&amp;nbsp; kocasını&amp;nbsp;iyi&amp;nbsp; niyetinde &amp;nbsp;ikna&amp;nbsp;etmeyi&amp;nbsp; başardı. Aybek, polooyunundan (çevgân, çöken) döndüğü için hamama girince Şecer&amp;nbsp; ud-Durr’un emriyle&amp;nbsp; oraya&amp;nbsp;gizlice konulmuş olan memlûkların saldırısına uğradı. El-Makrîzî budramatik sahneyi şöyle&amp;nbsp; verir:&amp;nbsp; “Boğmayı&amp;nbsp;uğraştıkları&amp;nbsp; zaman&amp;nbsp; Aybek&amp;nbsp;Şecer&amp;nbsp; ud-Durr’a&amp;nbsp; yalvardı.&amp;nbsp;O&amp;nbsp; da&amp;nbsp; onlara&amp;nbsp;onu&amp;nbsp; bırakmalarını&amp;nbsp; söyleyince saldıranlardan birisi &amp;nbsp;olan Muhsin el-Cevcerî&amp;nbsp; ona kaba bir &amp;nbsp;şekilde&amp;nbsp;şöyle cevap verdi: ‘Bıraktığımız zaman ne bize ne de sana&amp;nbsp; acır.’&amp;nbsp;Sonra onu öldürdüler.” Aybek’in nişanlanmasını gururuna yediremeyipintikam duyguları ile onu öldürmeye çalışan Şecer&amp;nbsp; ud-Durr,&amp;nbsp;kocasının&amp;nbsp; ona&amp;nbsp; yalvarmasının&amp;nbsp;karşısında&amp;nbsp; yumuşaması&amp;nbsp; ve&amp;nbsp;onu&amp;nbsp; bırakmaları&amp;nbsp; söylemesi onun soğukkanlı ve acımasız davransada bir kadın olarak hâlâ merhamet&amp;nbsp;duygularına sahip olduğunu gösterir. Ama memlûku onu sert bir biçimdeikaz edince tehlikeyi hatırlayıp geri bir adım attı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Sultanın öldürülmesi (1257) ne kadar gizli tutulduve “ânî ölüm” olarak ilan edildiyse de memlûklar buna inanmadılar ve&amp;nbsp; birçok&amp;nbsp;kişiyi,&amp;nbsp; bu&amp;nbsp; arada&amp;nbsp;Şecer&amp;nbsp; ud-Durr’u ve katilleri&amp;nbsp;&amp;nbsp; tutukladılar.&amp;nbsp;Şecer ud-Durr, Aybek’ten intikamını almıştıama bunun tadını çıkaramadı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Aybek’ın oğlu tahta oturtulduğu gün Şecer ud-Durronun annesine götürüldü. Kaderin&amp;nbsp;cilvesindendir&amp;nbsp; ki vaktiyle&amp;nbsp; Şecer&amp;nbsp;ud-Durr, Aybek’le&amp;nbsp; evlendiği&amp;nbsp; zaman&amp;nbsp;ona&amp;nbsp; eski&amp;nbsp; karısını&amp;nbsp;ve&amp;nbsp; oğlunun&amp;nbsp; annesi&amp;nbsp;ile&amp;nbsp; görüşmesini&amp;nbsp; yasaklayıp&amp;nbsp;onu&amp;nbsp; boşaması&amp;nbsp; için&amp;nbsp;zorladığı&amp;nbsp; kişi&amp;nbsp; işte&amp;nbsp;bu&amp;nbsp; yeni sultanın annesindenbaşkası değildi. O zaman kocasının bu tutumunu tasvip etmese de karşı&amp;nbsp; koyamayan&amp;nbsp;bu kadın, şimdi&amp;nbsp; Aybek’in katiliolan&amp;nbsp; Şecer ud-Durr’un, karşısına tutukluolarak&amp;nbsp; getirilince rakibesine&amp;nbsp; beslediği&amp;nbsp;nefret&amp;nbsp; duygularını&amp;nbsp; açığa&amp;nbsp;çıkarmanın&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; bu&amp;nbsp;sefer&amp;nbsp; o&amp;nbsp; ondan&amp;nbsp;intikam&amp;nbsp; almanın zamanı geldiğini anladıve cariyelerine onu öldürmelerine emretti. Onlar da Şecer ud-Durr’un&amp;nbsp; başına hamam takunyaları&amp;nbsp; ve hamam taslarıyla onu öldürünceyekadar&amp;nbsp; vurdular ve cesedini kaleninsurundan aşağıdaki&amp;nbsp; hendeğe attılar(1257). Cesedi orada birkaç gün sonra kokmaya başlayınca bir küfe içindetaşınıp türbesine defnedildi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Şecer&amp;nbsp;ud-Durr’un&amp;nbsp; bu&amp;nbsp; çok&amp;nbsp;inişli&amp;nbsp; çıkışlı,&amp;nbsp; renkli&amp;nbsp;ve&amp;nbsp; dramatik&amp;nbsp; hayatı Ortaçağ tarihçilerinin&amp;nbsp;ilgisine çektiği gibi modern zamanımızda daromanlara ve piyeslere konu olmuştu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif; font-size: large;"&gt;Böylece hem Mısır’ın İslâm tarihinde hem de MemlûkDevleti’nde ilk&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; tek&amp;nbsp;kadın&amp;nbsp; sultanı&amp;nbsp; olan&amp;nbsp;Şecer&amp;nbsp; ud-Durr,&amp;nbsp; cariyelikten&amp;nbsp;devletin&amp;nbsp; en&amp;nbsp; üst&amp;nbsp;makamı&amp;nbsp; olan &amp;nbsp;sultanlığa&amp;nbsp;yükselmiş;&amp;nbsp; hükmedicikarakterine,&amp;nbsp; hırsına&amp;nbsp; ve&amp;nbsp;intikam duygularına&amp;nbsp; yenilerekkocasını öldürdükten sonra&amp;nbsp; kendisi defeci bir şekilde ölümü tatmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Dipnotlar:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;1 Takîy ed-Dîn Ahmed b. Ali el-Makrîzî, Kitâbes-Sulûk li-Ma΄rifet Duvel el-Mulûk , nşr. Muhammed Mustafa&amp;nbsp; Ziyâde, Kahire 1956, cilt I/2, s. 361;Bahriye Üçok, İslâm Devletlerinde Türk Naibeler ve Kadın Hükümdarlar,&amp;nbsp; Ankara&amp;nbsp;&amp;nbsp;1981,&amp;nbsp;&amp;nbsp; s.&amp;nbsp;&amp;nbsp; 60;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Götz&amp;nbsp;&amp;nbsp; Schregle,&amp;nbsp;&amp;nbsp; Die&amp;nbsp;&amp;nbsp;Sultanin&amp;nbsp;&amp;nbsp; von&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ägypten.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Şagarat ad-Durr&amp;nbsp;&amp;nbsp; in&amp;nbsp;&amp;nbsp; der&amp;nbsp;&amp;nbsp;arabischen&amp;nbsp; Geschichtsschreibungund Literatur, Wiesbaden 1961, s. 42.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;2 El-Makrîzî, Sulûk, I/2, s. 361; Üçok, TürkNaibeler, s. 60; Schregle, Sultanin, s. 43-45.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;3 Üçok, Türk Naibeler, s. 60-61.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;4 Schregle, Sultanin, s. 57.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;5 Sa΄îd&amp;nbsp; ΄Abdel-Fattâh&amp;nbsp; ΄Âşûr, el- ΄Asr el-Memâlîkî fîMısr veş-Şâm, Kahire 1994, s. 16. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;6 Memlûkları satın alan ve azat eden kişiye&amp;nbsp; “ustad”&amp;nbsp;deniliyordu. Memlûk ve ustad arasındaki saygı ve bağlılık&amp;nbsp; duyguları memlûk azat edildikten sonra hayatıboyunca devam ederdi, bkz. David Ayalon, “Memlûk Devletinde&amp;nbsp; Kölelik Sistemi”, çev. Samira Kortantamer,Tarih İncelemeleri Dergisi IV (1989), s. 238-240.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;7&amp;nbsp;“Huşdâşe”,&amp;nbsp; “huşdâş”&amp;nbsp; kelimesinin&amp;nbsp;müennes&amp;nbsp; biçimi.&amp;nbsp; Huşdâş,&amp;nbsp;Memlûklarda&amp;nbsp; aynı&amp;nbsp; efendi&amp;nbsp;tarafından&amp;nbsp; alınıp&amp;nbsp; azat&amp;nbsp;edilen&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; beraber&amp;nbsp;kışlada&amp;nbsp; (tibâkta)&amp;nbsp; eğitim&amp;nbsp;görenlere&amp;nbsp; denilirdi.&amp;nbsp; Burada&amp;nbsp;ise&amp;nbsp; aynı&amp;nbsp; efendi&amp;nbsp;(=el-Melik&amp;nbsp; es-Sâlih)&amp;nbsp; tarafından&amp;nbsp;satın&amp;nbsp; alınıp&amp;nbsp; azat&amp;nbsp;edilmek&amp;nbsp; söz&amp;nbsp; konusudur.&amp;nbsp;Yoksa &amp;nbsp;Şecer&amp;nbsp; ud-Durr&amp;nbsp;kadın&amp;nbsp; olduğu&amp;nbsp; için&amp;nbsp;tibâkta&amp;nbsp; eğitim&amp;nbsp; görmemişti.&amp;nbsp;Huşdâşların&amp;nbsp; arasındaki&amp;nbsp; güçlü&amp;nbsp;ilişkiler&amp;nbsp; hakkında&amp;nbsp; bilgi&amp;nbsp;için&amp;nbsp; bkz.&amp;nbsp; Ayalon,&amp;nbsp;“Kölelik&amp;nbsp; Sistemi”,&amp;nbsp; Tarih&amp;nbsp;İncelemeleri Dergisi, s. 241-242.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;8 Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi,İstanbul 1980, s. 204-211; Bahaeddin Ögel,&amp;nbsp;Türk Kültürünün&amp;nbsp; Gelişme&amp;nbsp; Çağları,&amp;nbsp;İstanbul&amp;nbsp; 1988,&amp;nbsp; s.&amp;nbsp;251-253;&amp;nbsp; Necdet&amp;nbsp; Sevinç,&amp;nbsp;Eski&amp;nbsp; Türklerde&amp;nbsp; Kadın&amp;nbsp;ve&amp;nbsp; Aile ,&amp;nbsp; İstanbul&amp;nbsp;1987;&amp;nbsp; Mehmet&amp;nbsp; Kaplan,&amp;nbsp;“Dede&amp;nbsp; Korkut&amp;nbsp; Kitabında&amp;nbsp;Kadın”,&amp;nbsp; Türkiye&amp;nbsp; Mecmuası, 9&amp;nbsp;(1946-51),&amp;nbsp; s.&amp;nbsp; 99-112;&amp;nbsp;İbni&amp;nbsp; Battuta,&amp;nbsp; Seyahatname-i&amp;nbsp;İbni&amp;nbsp; Battuta,&amp;nbsp; I,&amp;nbsp;İstanbul&amp;nbsp; 1333-1335,&amp;nbsp; s.&amp;nbsp;367-369;&amp;nbsp; Zeki&amp;nbsp; Muhammed&amp;nbsp;Hasan,&amp;nbsp; er-Rahhâle&amp;nbsp; el- Muslimûn fî l- ΄Usûr el- Vustâ, Kahire1945, s. 149.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;9 Samira Kortantamer, “Memlûk Toplumunda Kadın”, Türkler,V, Ankara 2002, s. 406.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;10 El-Makrîzî, Sulûk, I/2, s. 368.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;11&amp;nbsp;΄Âşûr,&amp;nbsp; ΄Asr, s. 20; Schregle,Sultanin, s. 45-46, 57, 64.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;12 Üçok, Türk Naibeler, s. 70.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;13 Schregle, Sultanin, s. 79.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;14 Schregle, Sultanin, s. 43-44.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;15 Schregle, Sultanin, s. 46.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;16&amp;nbsp;El-Makrîzî,&amp;nbsp; Sulûk,&amp;nbsp; I/2,&amp;nbsp;403;&amp;nbsp; ΄Âşûr,&amp;nbsp;&amp;nbsp; ΄Asr,&amp;nbsp;s.&amp;nbsp; 26;&amp;nbsp; Kâzım&amp;nbsp;Yaşar&amp;nbsp; Kopraman,&amp;nbsp; “Mısır&amp;nbsp;Memlûkleri”,&amp;nbsp; Doğuştan&amp;nbsp; Günümüze Büyük İslâm Tarihi, cilt 6, s. 448;Üçok, Türk Naibeler, s. 75; Schregle, Sultanin, s. 78; Kortantamer,&amp;nbsp; “Kadın”, Türkler, s. 406.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;17 Schregle, Sultanin, s. 79.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;18 Schregle, Sultanin, s. 78.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;19 Kopraman, “Mısır Memlûkleri”, Doğuştan GünümüzeBüyük İslâm Tarihi , s. 448.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;20 El-Makrîzî, Sulûk, I/2, s. 401; Üçok, TürkNaibeler, s. 75.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;21 Samira Kortantamer, Bahrî Memlûklar’da ÜstYönetim Mensupları ve Aralarındaki İlişkiler, Ege Üniversitesi&amp;nbsp; Edebiyat Fakültesi Yayınları No. 75, İzmir1993, s. 36;&amp;nbsp; ΄Âşûr,&amp;nbsp; ΄Asr, s. 27.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;22 Schregle, Sultanin, s. 84.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;23 Fatima Mernissi, Hanım Sultanlar (İslâmDevletlerinde Kadın Hükümdarlar), İstanbul 1992, s. 113.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;24 Rıdvan Da ΄bûl, Terâcim A ΄lâm en-Nisâ’, Beirut1998, s. 231.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;25 Ebû Bekr b. ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer ve Câmi ΄el-Gurar. El-Cuz’ es-Sâmin: Ed-Durra ez-Zekiyye fî Ahbâr&amp;nbsp; ed-Devle et-Turkiyye, nşr. Ulrich Haarmann,Deutsches Archäologisches Institut Kairo, Quellen zur Geschichte&amp;nbsp; des Islamischen Ägyptens, cilt 1 h, Kahire1971, s. 31; el-Makrîzî,&amp;nbsp; Sulûk, I/2, s.401-402; Ahmed Muhtâr el- ΄Abâdî, Kıyâm Devlet el-Memâlîk el-Ûlâ fî Mısrveş-Şâm, Beyrut 1986, s. 137. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;26 Üçok, Türk Naibeler, s. 76.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;27&amp;nbsp;Samira&amp;nbsp; Kortantamer,&amp;nbsp; “Memlûk&amp;nbsp;Toplum&amp;nbsp; Hayatında&amp;nbsp; Ölüm&amp;nbsp;Olayları”,&amp;nbsp; Uçmağa&amp;nbsp; Varmak&amp;nbsp;Kitabı,&amp;nbsp; nşr.&amp;nbsp; Emine&amp;nbsp;Gürsoy-Naskali, Gülden Sağol-Yüksekkaya, İstanbul 2009, s. 242.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;28 El-Makrîzî, Sulûk, I/2, s. 402; Üçok, TürkNaibeler, s. 77; el-΄Abâdî, Kıyâm, s. 138.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;29 El-Makrîzî, Sulûk, I/2, s. 402; el-΄Abâdî, Kıyâm,s. 138.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;30 Sulûk, I/2, s. 401.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;31&amp;nbsp; El-Lûk,Kahire’de bir semtin adı; bkz. Takıyy ed-Dîn Ahmed b. Ali el-Makrîzî, Kitâbel-Mevâ ΄iz vel-İ ΄tibâr&amp;nbsp; bi-Zikrel-Hitat vel-Âsâr , Bağdat (basıldığı yıl belirtilmemiş), II, s. 117-118.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;32 Schregle, Sultanin, s. 90.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;33&amp;nbsp;΄Âşûr,&amp;nbsp; ΄Asr, s. 27; el-΄Abâdî,Kıyâm, s. 139.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;34 Schregle, Sultanin, s. 94.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;35 İbn ed-Devâdârî, Kenz, cilt 8, s. 32. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;36 Sulûk, I/2, s. 403.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;37&amp;nbsp; CüneytKanat, “Bahrî Memlûkler Zamanında Sultanlara ve Devlet Adamlarına DüzenlenenBazı Suikastlar”,&amp;nbsp; Türk Kültürüİncelemeleri 3 (2000), s. 29-30.&amp;nbsp; 38&amp;nbsp; ΄Âşûr,&amp;nbsp;΄Asr, s. 27.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;39 Kortantamer, “Ölüm Olayları”,&amp;nbsp; Uçmağa Varmak Kitabı, s. 243. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;40 El-΄Abâdî, Kıyâm, s. 139.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;41 El-Makrîzî, Sulûk, I/2, s. 403-404.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;42 Meselâ Corcî Zeydân 1914 Kahire’de “Şecereted-Durr” adlı bir roman yayınladı ve Mahmud el-Bedevî 1933&amp;nbsp; Kahire’de “Şeceret ed-Durr Evvel Melike fîl-İslâm” adlı bir piyes&amp;nbsp; yazdı; bkz.Schregle,&amp;nbsp; Sultanin, s. 127-128,&amp;nbsp; 131-132.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Kaynaklar&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;Ahmed Muhtâr el- ΄Abâdî, Kıyâm Devlet el-Memâlîk el-Ûlâ fî Mısr veş-Şâm, Beyrut 1986.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ayalon,&amp;nbsp; David&amp;nbsp; “Memlûk&amp;nbsp;Devletinde&amp;nbsp; Kölelik&amp;nbsp; Sistemi”,&amp;nbsp;çev.&amp;nbsp; Samira&amp;nbsp; Kortantamer,&amp;nbsp;Tarih İncelemeleriDergisi IV (1989), s. 238-240.&amp;nbsp; Ebû Bekrb. ed-Devâdârî, Kenz ed-Durer ve Câmi ΄ el-Gurar. El-Cuz’ es-Sâmin: Ed-Durraez-Zekiyye &amp;nbsp;fî Ahbâr ed-Devle et-Turkiyye, &amp;nbsp;nşr. Ulrich Haarmann, Deutsches Archäologisches InstitutKairo, Quellen zur Geschichte des Islamischen Ägyptens, cilt 1 h, Kahire 1971.&amp;nbsp; İbni Battuta, Seyahatname-i İbni Battuta, I,İstanbul 1333-1335.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kanat, Cüneyt,&amp;nbsp; “Bahrî&amp;nbsp;Memlûkler Zamanında Sultanlara&amp;nbsp; veDevlet&amp;nbsp; Adamlarına&amp;nbsp; Düzenlenen Bazı Suikastlar”, Türk Kültürüİncelemeleri 3 (2000), s. 29-30.&amp;nbsp;Kaplan,&amp;nbsp; Mehmet,&amp;nbsp; “Dede&amp;nbsp;Korkut&amp;nbsp; Kitabında&amp;nbsp; Kadın”,&amp;nbsp;Türkiye&amp;nbsp; Mecmuası,&amp;nbsp; 9&amp;nbsp;(1946-51),&amp;nbsp; s.&amp;nbsp; 99- 112; Kopraman, Kâzım Yaşar,&amp;nbsp; “Mısır Memlûkleri”, Doğuştan Günümüze Büyükİslâm Tarihi, C. 6.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kortantamer,Samira,&amp;nbsp; “Memlûk Toplum Hayatında ÖlümOlayları”,&amp;nbsp; Uçmağa Varmak Kitabı, nşr.Emine Gürsoy-Naskali, Gülden Sağol-Yüksekkaya, İstanbul 2009.&amp;nbsp; Kortantamer, Samira, “Memlûk ToplumundaKadın”, Türkler, V, Ankara 2002.&amp;nbsp;Kortantamer, Samira, Bahrî Memlûklar’da Üst Yönetim Mensupları veAralarındaki İlişkiler, &amp;nbsp;EgeÜniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No. 75, İzmir 1993.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Mernissi, Fatima, Hanım Sultanlar (İslâmDevletlerinde Kadın Hükümdarlar), İstanbul 1992.&amp;nbsp; Ögel, Bahaeddin, Türk Kültürünün GelişmeÇağları, İstanbul 1988.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Rıdvan Da ΄bûl,Terâcim A ΄lâm en-Nisâ’, Beirut 1998, s. 231.&amp;nbsp;Sa΄îd&amp;nbsp; ΄Abd el-Fattâh&amp;nbsp; ΄Âşûr, el- ΄Asr el-Memâlîkî fî Mısr veş-Şâm,Kahire 1994, s. 16.&amp;nbsp; Schregle,&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Götz,&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Die&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sultanin&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; von&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ägypten. Şagarat ad-Durr in der &amp;nbsp;arabischen Geschichtsschreibung und Literatur,Wiesbaden 1961.&amp;nbsp; Sevinç, Necdet, EskiTürklerde Kadın ve Aile, İstanbul 1987;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Takıyy&amp;nbsp; ed-Dîn&amp;nbsp; Ahmed&amp;nbsp;b.&amp;nbsp; Ali&amp;nbsp; el-Makrîzî,&amp;nbsp;Kitâb&amp;nbsp; el-Mevâ ΄iz&amp;nbsp; vel-İ ΄tibâr&amp;nbsp;bi-Zikr&amp;nbsp; el-Hitat&amp;nbsp; vel-Âsâr , Bağdat (basıldığı yıl belirtilmemiş), II, s. 117-118.&amp;nbsp; Takîy&amp;nbsp;ed-Dîn&amp;nbsp; Ahmed&amp;nbsp; b.&amp;nbsp;Ali&amp;nbsp; el-Makrîzî,&amp;nbsp; Kitâb&amp;nbsp;es-Sulûk&amp;nbsp; li-Ma΄rifet&amp;nbsp; Duvel&amp;nbsp;el-Mulûk,&amp;nbsp; nşr. Muhammed Mustafa Ziyâde, Kahire1956, cilt I/2, s. 361.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Turan, Osman,Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi, İstanbul 1980.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Üçok, Bahriye, İslâm Devletlerinde TürkNaibeler ve Kadın Hükümdarlar, Ankara 1981.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Zeki Muhammed Hasan, er-Rahhâle el-Muslimûn fî l- ΄Usûr el- Vustâ, Kahire1945.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;*&lt;b&gt;Doç. Dr.Samira Kortantamer&lt;/b&gt;, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü,İzmir.&amp;nbsp;&amp;nbsp;samira.kortantamer@ege.edu.tr&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt;İktibas:&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 8pt; line-height: 115%;"&gt; Çevrimiçi Tematik TürkolojiDergisi&amp;nbsp; ACTA TURCICA Online ThematicJournal of Turkic Studies www.actaturcica.com Yıl III, Sayı&amp;nbsp; 1/2, Ocak 2011 “Kültürümüzde İntikam”,Editörler: Emine Gürsoy Naskali, Hilal Oytun Altun&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-3958191316893654802?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/3958191316893654802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=3958191316893654802' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/3958191316893654802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/3958191316893654802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/secered-durun-intikam.html' title='Şecered-Dür&apos;ün İntikamı'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-3Fsnvl3oi3Q/TxUrvW1ynwI/AAAAAAAAAHI/pczwWPipO3o/s72-c/MEMLUKLULER.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-2084598197588841142</id><published>2012-01-12T14:45:00.004+02:00</published><updated>2012-01-12T14:45:59.768+02:00</updated><title type='text'>Hollywood Filmleri ve Ortak Yönleri</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; line-height: 115%;"&gt;Anonim&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PsPMxlfDyfQ/Tw7VwJvIWuI/AAAAAAAAAGw/mxlmQEXraSQ/s1600/top15movies.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="277" src="http://4.bp.blogspot.com/-PsPMxlfDyfQ/Tw7VwJvIWuI/AAAAAAAAAGw/mxlmQEXraSQ/s320/top15movies.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;Amerikan film klasikleri:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Polisin araştırma yaparken, mutlaka bir striptiz barınagirmesi gerekir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Amerika'da bütün telefon numaraları 555 diyebaslar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Şirin köpekler ölmez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Bütün yatak örtüleri L şeklindedir. Yani kadınınomuzuna gelir, erkeğin beline. (Bir de bütün kadınlar yorganı kendilerine siperederek kalkarlar ki bunun gerçek hayata ne kadar uyduğu konusundaki kararı sizebırakıyoruz.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Uçak kullanmak kolaydır. Kontrol kulesiylekonusarak herhangi bir yolcu, Boeing 747'yi alana indirir, kimsenin burnukanamaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Havalandirma borularina saklandiginizda sizi kimsebulamaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 19px; line-height: 21px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Silahin kursunu bitebilir ama kahramanda her zamanyedek sarjör vardir. Hatta o kadar çok yedek vardir ki o ana kadar neresinesakladigina hayret edersiniz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Paristeki bütün evlerin salon penceresinden EyfelKulesi'ni görmek mümkündür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Adam kötü sekilde yaralandiginda "gık"ıçıkmaz, sevgilisi pansuman yaparken dişlerini sıkar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-dTmHx8Du7hE/Tw7V5cwAZCI/AAAAAAAAAG4/2G5hm97WUvw/s1600/movie-strip.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-dTmHx8Du7hE/Tw7V5cwAZCI/AAAAAAAAAG4/2G5hm97WUvw/s320/movie-strip.jpg" width="256" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Taksi parasini öderken kimse bozukluk aramadigigibi paranin üstü de alinmaz, taksimetre ne yaziyorsa cepte hazirdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Hortlaklarin garip sesler çikardigi evlerde, sesinnereden geldigini arayan kadinlar hep en seksi geceliklerle dolasir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Bütün anneler sabahlari yumurta pisirir. Lakinkimsenin kahvalti edecek vakti yoktur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* En düz yolda bile direksiyon saga sola kirilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Elektrige bagli bütün bombalarin üzerinde tamolarak kaçta patlayacagini ya da kac dakika kaldigini gosteren kirmizi rakamlarvardir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Kahraman her gittigi yerde binanin önünde parkedecek bir yer bulur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Komiserin bir cinayeti çözmesi için ön sart, amiritarafindan görevden alinmasidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Karate filmlerinde kaç tane rakibiniz olduguönemli degildir, hepsi üzerinize teker teker gelirler. Siralari gelene kadaretrafinizda garip sesler çikararak garip danslar yaparlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Normalde her kapi, kapi araligina bir kredi kartisokarak veya kilidi bir atasla kurcalanarak açilir. Yanan bir evde içerde küçükbir çocuk kalmissa o kapi bir türlü açilmaz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Televizyon açildiginda bütün kanallar mutlakakahramanla ilgili bir haber vermektedir. Ve ilgili haber dinlendikten sonra,devaminda bi laf var mi yok mu birsey diyecekler mi dusuncesi olmaksizin patdiye kapatilir ve konu didiklenir. Ve hatta asil olay o zaman cozulur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hStZBNgXZFo/Tw7V9pP52YI/AAAAAAAAAHA/d8PEJQwpJ1g/s1600/movie-camera1.gif" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-hStZBNgXZFo/Tw7V9pP52YI/AAAAAAAAAHA/d8PEJQwpJ1g/s320/movie-camera1.gif" width="256" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Tasiyici kolon arkalari sizi her türlü patlamadankorur. Ve tahta masalar asla kursun geçirmez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Telefon konusmalari ansizin biter ve herhangi birnot ekleme ya da sonradan akla gelen bir laf etme sansiniz ya da zamaniniz yoktur.Lafinizi ettiniz, ettiniz...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Kahramani 50 polis arabasi takip ediyorsabunlardan 45'i birbirine çarpar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Güzelseniz ölmezsiniz. Güzel olup da ölmek için,Amerika'nin sevmedigi bir ülkenin vatandasi olmaniz gerekir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%;"&gt;* Korku filmlerinde kahramanımız içinde bulunduğumekândan (ev, mağara vs) dışarı çıksa, tehlike bitecektir. Ama ne hikmetseeline bu fırsat geçse bile dışarı çıkılmaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-2084598197588841142?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/2084598197588841142/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=2084598197588841142' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/2084598197588841142'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/2084598197588841142'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/hollywood-filmleri-ve-ortak-yonleri.html' title='Hollywood Filmleri ve Ortak Yönleri'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-PsPMxlfDyfQ/Tw7VwJvIWuI/AAAAAAAAAGw/mxlmQEXraSQ/s72-c/top15movies.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-1365393319843356624</id><published>2012-01-12T13:23:00.002+02:00</published><updated>2012-01-12T13:24:49.363+02:00</updated><title type='text'>"Son Kış" Kapıda</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;İslâmGemici&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ZkQHl5zcxjo/Tw7CYimE3vI/AAAAAAAAAGY/HtXbR9Vui3g/s1600/the_last_winter_movie_poster_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-ZkQHl5zcxjo/Tw7CYimE3vI/AAAAAAAAAGY/HtXbR9Vui3g/s320/the_last_winter_movie_poster_2.jpg" width="223" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;İnsafsız olmak bu kadar kolay bir şey mi? Filmiseyrederken oturduğum koltuğa külçe gibi çöküp kaldım. Şu Batı insanının sırfihtirasları uğruna başka insanlara, hayvanlara yaptığı işkenceyi biliyoruz da,içinde yaşamaya mecbur olduğu tabiata bile eziyet etmesini anlamak mümkündeğil. Çünkü "çevre" de ölünce, nerede yaşayacaklar, bunu hiçdüşünmüyorlar. Varsa yoksa daha fazla para, daha fazla güç... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Yönetmenliğini &lt;b&gt;LarsFessenden&lt;/b&gt;'in yaptığı, Türkiye sinemalarında çok fazla gösterim imkânıbulamayan 2006 ABD – İzlanda ortak yapımı olan Son Kış &lt;b&gt;(Last Winter)&lt;/b&gt; filmini seyrederken, geleceğimiz adına, çocuklarımızadına derin bir ümitsizliğe kapıldım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Kuzey Alaska'nın henüz el değmemiş bir bölgesinde,büyük bir Amerikan petrol şirketinin teknik kadrosu, geniş çaplı sondajçalışmaları hazırlığındadır. Havaya tuhaf bir huzursuzluk hâkimdir; kampınetrafındaki buz örtüsü -büyük ihtimalle küresel ısınma sonucu- görülmemiş birhızla eriyerek &lt;b&gt;yeryüzününderinliklerinde binlerce yıldır gömülü&lt;/b&gt; olan "bir şey"i ortaya çıkarmaktadır.Hâlihazırda yalnızlığın gerginliğini hisseden ekip gitgide hem zihinlerinin hemde bedenlerinin isyanı ile karşılaşır. Sanki yeryüzünün bilinmeyen enerjisionlara karşı -tıpkı virüsü bünyesinden atmaya çalışan vücut gibi- mücadeleetmektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 17px; line-height: 19px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Petrol arama ekibinden bir kişi ölü olarakbulununca, kamptaki diğer elemanların da psikolojik dengeleri yavaş yavaşbozulur. Buzlarla kaplı ıssızlığın ortasındaki kampa inmeye çalışan bir uçakdüşüp etrafı ateşe verince, bütün korkuları açığa çıkar. Hayatta kalmak içintek çare, takımdan iki kişinin öldürücü soğukta yardım aramaya gitmesidir.Uçsuz bucaksız Alaska doğasını olağanüstü bir görsellikle yakalayan &lt;/span&gt;&lt;b style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;"Son Kış"&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt; filmi, ahlakî vefelsefî sorgulamalarıyla tipik korku filmi kalıbından sıyrılıyor ve bütündünyanın sıradışı iklim şartlarına tanıklık ettiği şu günlerde, insanı tamkalbinden vuruyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Usta oyuncu &lt;b&gt;RonPerlman&lt;/b&gt;'ın ekibin acımasız şefi Pollack rolünde başarılı olduğunusöylemeden geçemeyeceğim. &lt;b&gt;James Le Gros&lt;/b&gt;,tecrübeli bir bilim adamının yeri geldiğinde (sadece insanlar için değil)cansız olarak kabul ettiğimiz tabiat için bile nasıl mücadele verdiğini gayetgüzel örnekliyor. Her şeyin para ve başarı olmadığını gösteren bilim adamıHoffman (J. Le Gros) insanın idealleri uğrunda bazen canını bile vermesigerektiğini gösteriyor. Anlayacağınız, filmin iyi adamı &lt;b&gt;Hoffman&lt;/b&gt; iken, kötüyü temsil eden de araştırma ekibinin şefi &lt;b&gt;Pollack&lt;/b&gt;. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lM54CyaWIAk/Tw7CfSHys1I/AAAAAAAAAGg/Od4cvzyhj_8/s1600/TheLastWinter_002.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="158" src="http://3.bp.blogspot.com/-lM54CyaWIAk/Tw7CfSHys1I/AAAAAAAAAGg/Od4cvzyhj_8/s320/TheLastWinter_002.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Amerikalılar bir yandan çevreyi ve tabiatı tahripederken, demokrasi adına katliamlar yaparken, yine onlarla aynı havayı paylaşanama insaf sahibi bazı insanlar da bu yapılanların yanlış olduğunu anlataneserler verebiliyorlar. Milyonlarca kişinin seyrederek ders alabileceğifilmler, televizyon dizileri çekip; yine yüzbinlerce insanın okuyacağı romanlaryazabiliyorlar. Yani "hâlâ insanî değerler taşıyan kişiler de varmış"dedirtiyorlar. Bir de ülkemizde yapılan filmleri, yazılan kitaplarıdüşünüyorum. Kalitesiz, içeriksiz bir sürü paçavra ortalıkta dolaşıyor. Yatarihimize ve ecdadımıza küfürlerle dolu filmler ve kitaplar var veyaoryantalistlerin çarpıttığı bilgileri "mutlak doğru" gibi sunan yazarve sinemacı özentileri… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Bir de, ne idüğü belirsiz ve neyi niçin anlattığımeçhul, sadece "para" ve "şöhret" için yapılmış işler var.Bunların son örneği de Recep İvedik adlı film… Sinema sanatı ve estetikaçısından bakıldığında &lt;b&gt;yerlerde sürünenRecep İvedik&lt;/b&gt; filmi, Türk Sineması'nın geldiği yeri göstermesi açısındanmanidar bir örnek. İyi film demek, çok para kazandıran film demek değildir.Gişede başarı kazanmış olması, Recep İvedik'in kaliteli bir film olduğunugöstermiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 17px; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-keOkDBpzSGk/Tw7Cl4raA4I/AAAAAAAAAGo/XTJHlgpWed4/s1600/19wint600.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="149" src="http://1.bp.blogspot.com/-keOkDBpzSGk/Tw7Cl4raA4I/AAAAAAAAAGo/XTJHlgpWed4/s320/19wint600.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Öte yandan, sekizinci sınıf ucuz aksiyon filmlerinitaklit etmek için tarihimizin en önemli simalarını malzeme olarak kullananlarane demeli? Ona da verilecek en iyi örnek, &lt;b&gt;OsmanAysu&lt;/b&gt;'nun romanından uyarlanan &lt;b&gt;"Miras"&lt;/b&gt;adlı film. "Miras" filminin daha ilk sahnesinde bir saray odası,içeride 4-5 kişi var ve ayaktalar. Onu da anlamak mümkün değil ya, oyuncularotursalar olmuyor mu? Ayaktakilerden takma sakallı oyuncu &lt;b&gt;Altan Erkekli&lt;/b&gt; (sakalın takma olduğu o kadar belli ki, bahsetmedengeçemeyeceğim) &lt;b&gt;Sultan 2. Abdülhamid Han&lt;/b&gt;rolünde ve karşısındakiler de Siyonist Yahudiler… Filistin'i istiyorlar, SultanAbdülhamid vermiyor ve bağırarak odadaki cam masaya pençesini vuruyor. Yönetmengüya burada sinematik bir güzellik yapmak arzu etmiş. Fakat bazı şeyler sadecearzu etmekle olmuyor. Kaş yapayım derken, koca Sultan'ı mahalle kabadayısınabenzetmiş. Neyse ki, filmin ilerleyen sahnelerinde böyle ucube planlara yerverilmemiş. Fakat iş bu kadarla kalmıyor. Filmin sonuna kadar niye patladığıanlaşılmayan silahlar hiç susmuyor, cesetleri saymak ise mümkün değil. O kadarinsan niye ölüyor, ölmeseler film, film olmayacak mı? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;SergioLeone&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt; sinema tarihine geçen &lt;b&gt;"Bir Zamanlar Amerika – Once Upon A Time in America"&lt;/b&gt;filmini çekmeden önce yaklaşık 1500 (yazıyla binbeşyüz) filmi seyredip, analizetmiş. Daha sonra senaryo aşamasını tamamlayıp, seti kurup, "motor"demiş. Sergio Leone hayatında ilk defa mı film çekiyordu da, öncesindeböylesine uzun bir hazırlık dönemi geçirdi? İnsan yaptığı işe saygı duyarsaSergio Leone veya &lt;b&gt;Bertolucci&lt;/b&gt; ya da &lt;b&gt;Kurosawa&lt;/b&gt; gibi davranır, işine saygıgöstermeyen kişi de eline tutuşturulan senaryoyu daha özümsemeden bir haftasonra çekime çıkar. Dramatrik matrisin ne olduğunu bilmeden, "haydi çekipgelelim" zihniyetiyle çekilen filmler de maalesef başarısız olmaya mahkûmdur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;Kalitesiz filmlerle Dünya Sineması'nda bir yeredinmemiz yakın zamanda mümkün gözükmüyor. Öyle olunca da, deyim yerindeyse, &lt;b&gt;kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.&lt;/b&gt; Birtane filmimiz bile dünya sinemalarında gösterim şansı yakalayamıyor.Korelilerin, Polonyalıların, İranlıların, İsveçlilerin filmleri bilemilyonlarca insana ulaşıp, gereken mesajı veriyor ama &lt;b&gt;Türk filmleri Edirne'den öteye geçemiyor&lt;/b&gt;. Elin Amerikalısınınçektiği yüzmilyon dolarlık bütçeli filmlere Pentagon veya silah üretenşirketler sponsor olurken, Türk filmlerine yapımcı olarak kimse ortak olmuyor.Çünkü büyük sermaye sahibi adamlar, kalitesiz filmlere sponsor olup daparalarını sokağa atmak istemiyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 13pt; line-height: 115%;"&gt;24Ekim 2008&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-1365393319843356624?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/1365393319843356624/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=1365393319843356624' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/1365393319843356624'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/1365393319843356624'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/son-ks-kapda.html' title='&quot;Son Kış&quot; Kapıda'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ZkQHl5zcxjo/Tw7CYimE3vI/AAAAAAAAAGY/HtXbR9Vui3g/s72-c/the_last_winter_movie_poster_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-4399675604851816770</id><published>2012-01-12T12:18:00.002+02:00</published><updated>2012-01-12T12:26:53.206+02:00</updated><title type='text'>Medeniyet Çatışması ve “Demir Adam” Filmi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-YrKfJP_3wU0/Tw6y72hAHlI/AAAAAAAAAGA/AiCqP7Pe7ws/s1600/Ironman.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-YrKfJP_3wU0/Tw6y72hAHlI/AAAAAAAAAGA/AiCqP7Pe7ws/s320/Ironman.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; line-height: 115%;"&gt;İslamGemici&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Çöküşe geçen ABD, kaçınılmaz akıbetini uzaklaştırmakiçin ekonominin ve politikanın bütün enstrümanlarını kullanırken, önemli birsilah olan sinemayı da ihmal etmiyor. Çünkü Amerikalılar, diğer alanlardayapılan çalışmaların reklamını ancak filmler vasıtasıyla yapacağını biliyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Sinemanın kitabını yazıp, yaklaşık yüz yıl öncekurallarını koyan adamlar, bu müthiş silahı nasıl ve kimin beynini yıkamak içinkullanacaklarını iyi biliyorlar: Çocuklar, gençler ve normal insanlar... Yanitoplumun politikayla, savaşlarla, komplolarla fazla ilgilenmeyen, kendihayatını yaşayan kesimi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Başrolünde ünlü oyuncu &lt;b&gt;Will Smith&lt;/b&gt;'in oynadığı son"uyduruk" süper kahraman &lt;b&gt;Hancock&lt;/b&gt; filmi başarısız olunca, alternatifipiyasaya geciktirilmeden sürüldü: İron Man yani Demir Adam. Gişe rakamları veseyircinin tepkisinden Will Smith'in canlandırdığı Hancock karakterininsinemanın çöplüğüne gideceği pek âşikâr... Süpermen'den başlayarak bugüne kadarbeyazperdede boy gösteren bütün süper Amerikan kahramanlarını şöyle birgözünüzün önüne getirirseniz, hepsinin de sinemanın &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; line-height: 115%; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin;"&gt;aritmetiğine uygun olarak canlandırıldığınıanlayabilirsiniz. Kahramanların tamamı Dünyayı (aslında Amerika BirleşikDevletleri'ni) ve insanlığı (yani Amerikalıları) kurtarmak ve kötülerdenkorumak için uçarlar, koşarlar, atlarlar, cansiperane savaşırlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Başrolünde &lt;b&gt;Robert Downey Jr.&lt;/b&gt;'un oynadığı ve &lt;b&gt;JonFavreau&lt;/b&gt;'nun yönettiği filmde tanıdık çok oyuncu var: &lt;b&gt;Terrence Howard, GwynethPaltrow, Jeff Bridges&lt;/b&gt;... Bu kadar çok ünlü oyuncuyu filme alarak, gişe gelirinigaranti etmenin yanısıra, izleyenlerin tamamına hitap eden bir "sinemahilesi" de yapılmış. Seyirci olarak iyiyi de, kötüyü de sevip; haklıbulabilirsiniz. Çünkü o rolü, sevdiğiniz aktörlerden biri oynuyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Filmde, Amerika için teknoloji harikası ölümcülsilah ve füzeler üreten Stark Industries'in CEO'su olan Tony Stark (RobertDowney Jr), geliştirdiği yüksek teknolojik buluşlarla dünya çapında çok önemlikonuma ulaşmış bir silah sanayicisi ve mucittir. Yeni geliştirdiği füzelerinAfganistan'da test edildiği bir tatbikatın ardından, konvoyunun AfganMücahitler tarafından saldırıya uğraması ve filmde terörist olarak gösterilenMüslüman bir grubun eline esir düşmesiyle birlikte Tony'nin "tatlı hayat"ıbir anda kâbusa döner.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-gagyO-xBs6w/Tw6zO1SQIWI/AAAAAAAAAGI/AncTaxJOyCA/s1600/iron-man.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-gagyO-xBs6w/Tw6zO1SQIWI/AAAAAAAAAGI/AncTaxJOyCA/s320/iron-man.jpg" width="222" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Filmin öyküsüne bakarsanız, dünyanın en korkunç vetehlikeli insanları Afganistan'da yaşıyorlar. Ayrıca bu Afganlılar ne kadarzengin ve teknolojiyi yakından takip eden insanlarmış da, haberimiz yokmuş.Çünkü İron Man (Demir Adam) olacak olan Tony Stark'ın istediği bütünmalzemeleri hemen önüne koyuyorlar ve kısa sürede "çok gelişmiş birfüzeyi" yapmasını istiyorlar. Filmden anladığımız kadarıyla AfganMücahitler, toplarıyla tüfekleriyle ve de füzeleriyle Amerika'yı işgalegideceklermiş, yani bu kadar tehlikeli insanlar. Filmin alt-mesajı "siz bakmayınöyle pespaye giyindiklerine, hakikatte bu Afganları durdurmazsak, bütün dünyayıfethedecekler. Siz bilmiyorsunuz ama kahraman Amerikan askerleri, nelere engeloluyorlar?" olarak, Afganistan gerçeğini bilmeyen bütün insanlara dolaylıolarak anlatılıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Filmin ilk bir saati boyunca 'kötü, tehlikeli vepis' Afganlara karşı mücadele eden Tony Stark, &lt;b&gt;"size füze yapacağım"&lt;/b&gt;diyerek, aslında "İron Man"in zırhını yapıyor. Sonra bu Demir Zırhıkullanarak, Amerikalılar için 'terörist' kabul edilen Afganları öldürerek,ellerinden kurtulup, 'yuvası'na dönüyor. Fakat bu esnada 'hidayete' eriyor vekendi ürettiği ölümcül silahların meğerse Afganların eline geçtiğini öğreniyor.Bunun üzerine, iyi kalbli her Amerikalı gibi, dünya barışını sağlamak üzere, busilahların 'kötü' kişilerin eline geçmemesi için savaşmaya başlıyor. Ancakçabaları, kendisinin en yakını olan kişi tarafından engelleniyor. Meğer, bizimiyi yürekli Tony Stark'ımız ürettiği silahların sadece Amerikan askerleritarafından kullanıldığını sanıyormuş. Stark, Amerikan Ordusu'nun da busilahları ve füzeleri, dünyaya barış ve huzur getirmek için kullandığınızannediyormuş. Şimdi, eğer durum sandığı gibi değilse, hemen buna engel olmanınyollarını arıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-NI2M_I4TmNo/Tw6zalb8PHI/AAAAAAAAAGQ/RzPq_b2GkM4/s1600/robert_downey_jr_iron_man_movie_image_gwyneth_paltrow.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-NI2M_I4TmNo/Tw6zalb8PHI/AAAAAAAAAGQ/RzPq_b2GkM4/s320/robert_downey_jr_iron_man_movie_image_gwyneth_paltrow.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;"Demir Adam" filmini istediğiniz kadarbilinçli seyretmeye gayret edin, senaryosundan itibaren o kadar sağlamçalışılmış ki, ister istemez Tony Stark'ın yani Batı medeniyetini temsil edenkişinin tarafını tutmak zorunda kalıyorsunuz. Senaristler işin kolayına kaçarak&lt;b&gt;"Medeniyetler Çatışması"&lt;/b&gt; tezini filmin geneline yaymışlar. Halbuki,Batı ırkçılığının en büyük yalanlarından biri "MedeniyetlerÇatışması" kavramıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren Batı,İslâm Dünyası'nı güçlü ve müstakil bir 'medeniyet' olarak kabul etmeye kararverdi. Çünkü böylece Merkez kabul ettikleri kendileri, Çevre diye dışladıklarıkesimi sömürme işini sürdürebileceklerdi. Globalleşme maskesi altında netleşen&lt;b&gt;Merkez – Çevre çatışması&lt;/b&gt;na, "Medeniyetler Çatışması" sloganınıgiydirmek işi kolaylaştırıyor ve kendi kamuoylarını daha kolayyönlendirebiliyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;İki büyük dünya savaşından sonra ezilen ve sömürülenMüslüman Çevre, Merkeze açık açık baş kaldırmış durumda. Bu şiddetli savaşınadını "Medeniyetler Çatışması" olarak belirlemek, hem Merkez'de hemde Çevre'de birilerinin işine geliyor. Merkez kendi dümen suyunda ilerlerken,Çevre'nin statükocu yöneticileri de pozisyonlarını muhafaza ediyorlar. Budurum, Çevre'nin Merkez'in refah seviyesine ve hâkimiyetine ortak olmasını arzulamayanlarında işine geliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Azgelişmiş Çevre'yi bir karşı-medeniyet ilan etmek,Batı açısından kurnazca bir çözüm... Batılı devletler açısından bakınca, Çevre,Merkez'den hak-hukuk talep etmiyor, tam tersine Batı'nın binbir emekle kurduğusistemi yıkmaya çalışıyor. Karşı perspektiften bakınca da, Merkez'in bütünyaklaşımları ve siyaseti 'emperyalist ve yabancı' bir müdahale oluyor. Bumüdahale de Çevre'nin mazlumluğunu yok ediyor. Halbuki, ideal olan bir ihtimaldaha var: O da bir "Medeniyetler Çatışması" olmaması durumu...Gerçekte, &lt;b&gt;İslâm Dünyası'nın bir çatışmaya değil, barışa ihtiyacı var.&lt;/b&gt; FakatBatılı idareciler barıştan çok kaosu arzuluyor ve bunun için de her türlüsilahı kullanmayı sürdürüyorlar. Çünkü 'seçilmişler medeniyeti'nin refahseviyesini devam ettirebilmek için ezebileceği-sömürebileceği bir düşmanaihtiyacı var. Bu düşman da Müslüman Dünyası. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Öte yandan, Türkçe'ye Tanzimat ile birlikte girenmedeniyet kavramı, Batı dillerindeki civilisation (sivilizasyon) terimininkarşılığı: &lt;b&gt;"Medeniyet"&lt;/b&gt;&amp;nbsp;kelime olarak Türkçede ilk defa 1838'de görülmüştür.Kök bakımından Arapça olmakla birlikte (m.d.n.) Arapça'da böyle bir kelimeolmayıp, Doğrudan Osmanlılar'ın oluşturdukları kelimelerden birisidir. AncakOsmanlılar, bu kelimeyi, kendi kültürleriyle ilgili olarak değil, Avrupa'dangelen bir kavrama karşılık olarak düşünmüşlerdir. Bu kavramı ifade eden kelime,Türkler'in de bir süre "sivilizasyon" olarak aynen kullandıkları"civilisation"dur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Hülâsa, Batılılar kendilerine ait olan medeniyet(sivilizasyon) kavramının üzerinden dünya genelinde çatışmalar organize ederek,kendi statükolarını korumaya çalışırken, ellerinde bulunan bütün fırsatları dakullanıyorlar. Bunun için, ister film seyrederken, ister kitap okurken, istersede haberleri takip ederken, bütün bunları da düşünmek gerekiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;7Kasım 2008&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-4399675604851816770?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/4399675604851816770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=4399675604851816770' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4399675604851816770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4399675604851816770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/medeniyet-catsmas-ve-demir-adam-filmi.html' title='Medeniyet Çatışması ve “Demir Adam” Filmi'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-YrKfJP_3wU0/Tw6y72hAHlI/AAAAAAAAAGA/AiCqP7Pe7ws/s72-c/Ironman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-5189586289267402206</id><published>2012-01-12T12:03:00.000+02:00</published><updated>2012-01-12T12:03:10.649+02:00</updated><title type='text'>Günah ve Rüşvetçi Polis</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pmi0tynzAGc/Tw6vJga2BRI/AAAAAAAAAFo/Smu5v0p7jUc/s1600/corruptor1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-pmi0tynzAGc/Tw6vJga2BRI/AAAAAAAAAFo/Smu5v0p7jUc/s320/corruptor1.jpg" style="cursor: move;" width="225" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;İslam Gemici&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Batı filmlerinde çokça rastlanan &lt;b&gt;"kirli işlere bulaşmış polis"&lt;/b&gt; figürü, daha Türk sinemasının kapısından içeri girmemiştir. Bugüne kadar yapılmış bir Türk filminde ne polis, ne de asker karakteri suçlu veya suça bulaşmış olarak görülmedi. Belki bir – iki tane istisna varsa, onlar da zaten adı üstünde istisnadır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Halbuki, Batı Avrupa sineması ve özellikle de Hollywood filmlerinde genellikle günahkâr polis tiplerine sıkça rastlanır. Filmin başkahramanı olan iyi polis, bir yandan suçlularla savaşırken, diğer yandan da kendi meslekdaşı olan kötü polisleri sistemin içinden ayıklamak için gayret gösterir. Yabancı filmleri seyrederken hiç de tuhaf gelmeyen bu durum, Türk filmlerinde kabul edilemez bir durumdur. Çünkü bizim polisimiz &lt;b&gt;"her zaman ve mutlaka iyi polis"&lt;/b&gt;tir.&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Yönetmenliğini &lt;b&gt;James Foley&lt;/b&gt;'in yaptığı 1999 yapımı Rüşvetçi &lt;b&gt;(The Corruptor)&lt;/b&gt; filminde, iki polis başrolü paylaşır. Çinli aktör &lt;b&gt;Yun-Fat Chow&lt;/b&gt;'un canlandırdığı Nick Chen, Çin'den gelen bir göçmen ailenin çocuğu ve New York'un savaşçı polislerinden birisidir. Filmin girişinde, başarılı bir operasyonu idare eden dedektif &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Chen, bir de ödül alır. Daha başlangıçta seyirciye &lt;b&gt;"bu adam iyi polistir"&lt;/b&gt; mesajı verildikten sonra, Chen'in nasıl bir ortamda polislik yaptığı sergilenir: Dedektif Chen'in görevi, New York'daki Çin Mahallesi'ni Triadlar ile acımasız Fukienese Ejderleri'nin aralarında yaptıkları çekişmeye karşı harabe olmaktan korumaktır. Ayrıca bu iki suç örgütünün uyuşturucu trafiklerine de bir nokta koyması gerekmektedir.&amp;nbsp;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Tam bu esnada sahneye yeni bir polis çıkar: &lt;b&gt;Mark Wahlberg&lt;/b&gt;'in canlandırdığı dedektif Danny Wallace... Gizli bir vazifeyle Nick Chen'in ekibine katılan dedektif Wallace, bir yandan kişisel problemleriyle boğuşurken, öbür yandan da hem görevini yapmakta hem de "iyi polis" dedektif Chen hakkında bir soruşturma yürütmektedir. Böylece seyircinin karşısında bir &lt;b&gt;"iyi polis"&lt;/b&gt; Chen, bir de &lt;b&gt;"çok iyi polis"&lt;/b&gt; Wallace ile "kötü adamlar" bulunmaktadır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Filmin mekânı olarak New York'daki &lt;b&gt;Çin Mahallesi&lt;/b&gt; bilinçli olarak seçilmiş. Normal sinema seyircisine göre fondaki New York huzuru temsil ederken, Çin Mahallesi egzotizmi ve yabancılığı çağrıştırmaktadır. Egzotik ile huzur dünyası birbirlerine tahammül edemediklerinden, bir çatışma olması da doğaldır. Biri ötekini dışlamak zorundadır. Batılı kapitalistler için Doğu tamamen egzotizmi temsil eder. Doğu, sırlar ve esrarengizliğin kol gezdiği, her köşe başında ölümün beklediği, sürekli olarak adrenalin pompalayan bir evrendir. Zaten bu sebeple Batı edebiyatında ve sinemasında kamalar, yılanlar, öldürücü zehirler, esrarengiz yazılar, define haritaları, çift tabanlı kutular vesaire gibi egzotik motifler fazlasıyla kullanılır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ua677xuZqto/Tw6vPIyd9iI/AAAAAAAAAFw/PYXs0VYrn0c/s1600/corruptor2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="143" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ua677xuZqto/Tw6vPIyd9iI/AAAAAAAAAFw/PYXs0VYrn0c/s320/corruptor2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Fc8u7yE0YqE/Tw6veI1jbVI/AAAAAAAAAF4/JnQi3ZjnE7A/s1600/600full-the-corruptor-screenshot.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="141" src="http://3.bp.blogspot.com/-Fc8u7yE0YqE/Tw6veI1jbVI/AAAAAAAAAF4/JnQi3ZjnE7A/s320/600full-the-corruptor-screenshot.jpg" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Modern insan tipi ile Doğu insanı dış görünüş ve yaşama alanları olarak birbirlerinden ne kadar farklıysa, iç dünyalarında da o denli büyük farklılıklar vardır. Batı edebiyatı ve sinemasında Kapitalizmin temel değeri olarak sunulan &lt;b&gt;"bireysel şiddet"&lt;/b&gt; ön plana çıkarken, günah kavramının da sorgulanmasını gündeme getirir. Hıristiyan Batı'da günah "işlenen ve sonra kolaylıkla kurtulunabilen" bir kavramken, diğer bütün dinlerde ve toplumlarda "karşılığında ceza uygulanılan" bir unsurdur. Bir hıristiyan fert için günah işlemek kadar kolay birşey yoktur. Çünkü ister cinayet, isterse hırsızlık olsun, günaha bulaşıldığında, kiliseye gidilir, kulübeye girilir, papaza herşey anlatılır ve Tanrı rolündeki papaz tarafından günah affedilir. Herhangi bir günahkâr hıristiyan kiliseden dışarı çıktığında kendisini &lt;b&gt;"kuş gibi hafif"&lt;/b&gt; hisseder, çünkü bütün günahlarından arınmıştır ve gidip yeni bir günah işleyebilir. Halbuki diğer dinlerde günah işlemek kadar insanı dehşete sürükleyecek birşey yoktur. Müslümanı, Yahudisi, Budisti veya Hindusu ise; işlediği günahın hem bu dünyada hem de öldükten sonra cezasını göreceği endişesiyle Hıristiyan bireyler kadar kolaylıkla günah işleyemez. Bu sebepten dolayıdır ki, Batı sinemasında suç ve günah hep ön planda olagelmiştir. Suç, aksiyonu doğurunca; aksiyon da seyirciyi beyazperdeye bağlayan en mühim unsur haline geliyor. İçinde hareketin olmadığı film, seyirciyi sıkıyor. Hepsinin birbirine zincirleme bağlı olduğu bu çeşit film yapımı, yine Hıristiyan sinemacılar tarafından bilinçli olarak teorize edilerek uygulandı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Sinema sanatının doğuşundan sonra iki ekol oluşmuştu. Biri &lt;b&gt;kurguya ağırlık veren Rus Sineması&lt;/b&gt;, diğeri de &lt;b&gt;dramaya ağırlık veren Batı Sineması&lt;/b&gt;. Her konuda dünyayı yönlendirmek isteyen Batı, teknolojinin de yardımıyla Rus Sinemasını geri plana itti. Bunu da "Sesli Sinemanın Keşfi" ile sağladı. Eğer filmlerde ses kullanılması hususu, biraz daha gecikmiş olsaydı; belki de bugün Hollywood'un liderliğindeki Batı Sinemasından değil, Rus ve Doğu Sinemasından bahseder durumda olacaktık. Daha fazla bilgi için ünlü yönetmen &lt;b&gt;Edward Dmytryk&lt;/b&gt;'in &lt;b&gt;"Sinemada Kurgu"&lt;/b&gt; kitabının giriş yazısına bakabilirsiniz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Küçük veya fazla önemli değilmiş gibi görünen pek çok hadise, aslında insanlık tarihinde köşe başlarını oluşturur. Yukarıda kısaca değindiğim, sinemadaki yol ayrımı meselesi de bunlardan biridir. Çünkü sinemanın ve görselliğin nasıl müthiş bir güce sahip olduğunu keşfeden emperyalist Batılılar, dünyanın geleceğine görsel sanatlarla yön verdiler. En basit örnek, radyoda duyduğumuz habere mi daha çok inanırız, yoksa televizyonda gördüğümüz habere mi?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Önce sinemayla daha sonra da televizyonla bütün dünyayı etkisi altına alan Batılılar, spordan edebiyata, ekonomiden kültüre kadar her şeyi denetimleri altında bulunduruyorlar. Çünkü sömürünün ilk şartlarından biri 'kontrol'dür. Kontrol edilemeyen bir nesnenin sahibi olmak mümkün değildir. Bu etkili fiili tam olarak uygulayabilmek, insanların beynini, düşüncelerini ve ceplerini denetim altına almak anlamına geliyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Dünya kamuoyunu etkilediğiniz anda da, sizin işlediğiniz günahlar mübah; karşınızdakilerin işlediği günahlar suç mânâsına gelmektedir. Nitekim, bunun en bariz örneği Gürcistan ile Rusya arasındaki son savaşta yaşandı. Emperyalistlerin güdümündeki Batı Medyası, Rusya'nın Gürcistan'ı işgali meselesinde Putin'i topa tutarken, Irak'ı ve Afganistan'ı kan gölüne çevirmiş olan ABD'yi desteklemeye devam etti. Daha da komik olanı, ABD başkanı 2. Bush'un Rusya'ya tepki göstererek, "Bu eylemler 21. yüzyılda kabul edilemez" demesi oldu. Kendileri Irak'ı, Afganistan'ı ve başka ülkeleri işgal edebilir, İran'ı saldırmakla tehdit edebilirler fakat başkaları benzer bir eylemde bulununca "olmaz" olur. Çünkü Hıristiyan Batılıya göre günah, göreceli bir kavramdır. &lt;b&gt;"Ben günah işleyebilirim, fakat başkası günah işlediğinde hemen cezalandırılmalıdır"&lt;/b&gt; zihniyetiyle hareket ettiklerinden, bu, emperyalist Batılıların hayat biçimi olmuştur. Bu çelişkiye kimse itiraz da etmiyor çünkü bilinçaltı, Batılılar tarafından o şekilde biçimlendirilmiş.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Büyük günahların mahkeme salonlarında, halktan insanlardan oluşturulmuş jüriler önünde aşikâr edilmesi ve bunun da sinema sanatı kullanılarak kamuoyuna kanıksatılmış olması, Doğu insanına hâlâ tuhaf gelen bir durumdur. İnsanların en mahrem sırları, mahkeme adı altındaki sahnede ortaya dökülür. Adalet bahanesiyle yapılan eylem, kilisedeki "günah çıkarma" fiilinin başkalaşmış halidir. Protestan ahlakıyla birlikte var olan jüri önündeki günah çıkarma işi, Katolikliğe karşı bir duruş olmanın ötesinde, günahların alenileştirilerek, kanıksanmasını sağlamaktır. Büyük denilen günahlar çok fazla konuşula konuşula, artık normalleşmiştir. Müslümanlıkta yapılan bir günah, mümkün olduğunca söylenmez, dillendirilmez. İslamiyette günahı işleyen kişi, tövbe etmeye ve bir daha o çeşit eyleme yaklaşmamaya teşvik edilirken, Hıristiyanlıkta &lt;b&gt;"günahını anlat, rahatla, temizlen ve git yeniden günah işle"&lt;/b&gt; bilinci özendirilir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Bu da doğal olarak, kapitalist toplumlardaki suç unsurunu artırırken, sanatın birçok dalını da etkiliyor. Halen Doğu'nun özelliklerini taşıyan bizim toplumumuzdaysa, günah nisbeten gizlenme yoluna gidiliyor. Ola ki, günahkâr kişi yaptığından pişman olur da, tövbe eder diye... Kendisine sanatçı sıfatını yakıştıran ve Batıya öykünen bazı kişilerse, günahı "sanat kılıfı" altında toplumumuza amiyane deyimle yedirmeye çalışmaktalar. Taklitçi mantıkla hareket eden ve içinden çıktığı toplumu hakir gören bu tip kişiler, işledikleri toplumsal günahın farkında mıdır bilinmez ama &lt;b&gt;pimi çekilmiş el bombası gibi&lt;/b&gt; hareket ediyorlar. Protestan ahlakıyla ahlaklanmış sanatçı geçinen bazıları, televizyon denilen aptal kutusunu da kullanarak, günahı alenileştirmeye çalıştıkça, gençlere acımamak elde değil. Çünkü tertemiz beyinler, dejenere sanatçıların zehiriyle kirletiliyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;İslâm sanatının rafa kaldırıldığı ve emperyalistlerin sanatının ön plana çıkarıldığı bir dünyada, Müslüman sanatçı da kelimenin tam anlamıyla iki arada kalmış durumda... Sanatla uğraşan İslâmî kimlikli kişi, Batı'nın normlarına göre sanatını icra edebilir. Bunun dışında bir alternatif sözkonusu değil. Hal böyle olunca da görsel sanatlarla uğraşan Müslüman sanatçı bir yandan inancıyla ters düşmemek, diğer yandan da Batılı normlara göre şekillenmiş olan sanatıyla eser üretmek mecburiyetinde kalıyor. Üretmek zorunda, çünkü seküler sanat yeryüzünde büyük bir hâkimiyet kurmuş olduğundan dolayı, herşeyin maddi olmadığını bir şekilde ifade etmek istiyor, düşüncesini ve inancını eserine yansıtmağı arzu ediyor. Ama önünde de dev duvarlar var. Üretmese, hem sanatını icra edemeyecek hem de dünyevîleşme zindanının karanlıklarında kalacak.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;br style="background-color: white;" /&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Bir ümit ışığına ihtiyacı olan insanlara mesaj ulaştırmanın tek yolunun sanat olduğunu düşünen Müslüman sanatçılara yol gösterecek rehber de yok. Günah ile çepeçevre kuşatılmış bir dünyada, karanlığı aydınlatmak isteyen kişilerin tek alternatifi egemen güçlere boyun eğmek olmamalı... Müslüman kimlikli sanatçı da kendi geleneğine uygun eserler verebilmeli...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-5189586289267402206?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/5189586289267402206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=5189586289267402206' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/5189586289267402206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/5189586289267402206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/gunah-ve-rusvetci-polis.html' title='Günah ve Rüşvetçi Polis'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-pmi0tynzAGc/Tw6vJga2BRI/AAAAAAAAAFo/Smu5v0p7jUc/s72-c/corruptor1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-442199069529975896</id><published>2012-01-11T16:12:00.002+02:00</published><updated>2012-01-11T16:13:50.918+02:00</updated><title type='text'>Aydınların Yabancılaşması Üzerine</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ww64UGhPhH8/Tw2YsFhIn2I/AAAAAAAAAFY/kl1uSigYGVc/s1600/aydin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-ww64UGhPhH8/Tw2YsFhIn2I/AAAAAAAAAFY/kl1uSigYGVc/s1600/aydin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Pozitivist inkılâpçı nesillerin, Marksizm’eyönelmeleri ve bunun sonraki nesillerce kabulü, tabii bir gelişme olmuştur… ÇetinAltan bu değişmenin iradî bir tercih değil tarihî bir zorunluluk olduğunusöyler. “Bir ayrıma muhtacız. Ateizm başka şeydir, paganizm başka. Ateizminsanın kendi iradesiyle Tanrıtanımazlığı felsefî olarak benimsemesidir. Bizpaganlar ayrı bir vak’ayız. &lt;b&gt;Paganlarbaşka türlü olmaları mümkün olmadığından, yetiştirilme biçimlerindenTanrıtanımaz olanlardır. Türkiye’de ateizm yoktur, paganlar vardır.&lt;/b&gt;” &lt;a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/gemici/Desktop/aydin%20yabancilasmasi.docx#_ftn1" name="_ftnref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Bürokrasi;Robert Koleji ile, Galatasaray Lisesi ile, Tıbbiye ve Mülkiyesiyle başka türlüolamayacak kadrolarını yoğurur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Cemil Meriç de bu zorunlu gidişi görenlerdendir. “&lt;b&gt;Sosyalizm, Tanzimat ile başlayanbatılılaşmanın… en tabii sonucu değil mi? İmanını kaybeden, tarihten koparılangenç nesiller için son kurtuluştu sosyalizm.&lt;/b&gt;” &lt;a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/gemici/Desktop/aydin%20yabancilasmasi.docx#_ftn2" name="_ftnref2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Erol Güngör de inkılâpçılık geleneği içinde yetişenler için, Marksizm’den başkaaçık kapı kalmadığını &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;bilenlerdendir.&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/gemici/Desktop/aydin%20yabancilasmasi.docx#_ftn3" name="_ftnref3" title=""&gt;[3]&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/gemici/Desktop/aydin%20yabancilasmasi.docx#_ftn3" name="_ftnref3" title=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-or0tKG9Mvs8/Tw2YzLH9kNI/AAAAAAAAAFg/IeoA4KUXlNI/s1600/aydin-yab-usy.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-or0tKG9Mvs8/Tw2YzLH9kNI/AAAAAAAAAFg/IeoA4KUXlNI/s320/aydin-yab-usy.jpg" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Pozitivizmden sosyal demokrasiye, sosyalizme,komünizme geçişin ilk nişâneleri, Tek Parti döneminde belirmiştir. O zaman CHPkadrosunda yer alan Tahsin Banguoğlu anlatır: “Cevat Dursunoğlu’nun birkonuşmasını hatırlarım. CHP’nin 52 kişilik bir divanı vardı. 1947 yazında onunbir toplantısında memleket meseleleri konuşuyorduk. Yaşlılarımızdan birkaç zât,Kâzım Karabekir, Şükrü Saraçoğlu ve başkaları, gençliğin durumu bahsinde çokkötümser konuştular. Haylazlık, saygısızlık, içki, kumar vb. Mahvolmuş birgençlik. Söz alan Dursunoğlu dedi ki: Paşalar, beyler! Ben dikkat ettim, sizhep kendi çocuklarınıza göre konuşuyorsunuz. Haklısınız, bu böyle. Ama bizimçocuklarımız için böyle. Halkın çocukları için bunları söyleyemeyiz. Pırlantagibi çocuklar var. Ne yapalım, bu böyle. Bizim devletimizde bu hep böyle olmuş.&lt;b&gt;İleri gelenlerin çocukları bozuluyor. Vezaman onları tasfiye ediyor.&lt;/b&gt; Yerlerine halktan çocuklar geliyor, memleketiidare ediyorlar.”&lt;a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/gemici/Desktop/aydin%20yabancilasmasi.docx#_ftn4" name="_ftnref4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;İşbirlikçilikve Dış Borç Oyunu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Üstseçkinler, toplumun sınırlı kaynaklarını yanlışyatırımlara yönlendirerek, ülkemizi dış borç almak zorunda bırakmışlardır. Ülkenindış borca mahkûm edilmesi, üstseçkinlerin efendilerine, yani bildiğimiz gâvuramuhtaç edilmesi, onlar için emperyalizme sadakat ölçüsüdür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Gelişmekte olan ülkelerin “Uluslararası Sistem” ileuzlaşması, ülke yöneticileri arasında bulunan batıcı zümre ve gruplar eliylemümkün olmaktadır. Bu üstseçkin zümre ve gruplar (mutlu azınlık), kendimilletine karşı, batı’nın inanç ve dünya görüşünü savunmakta, her türlümeselenin çözümünü batı şablonlarında görmektedirler. Bu zümrelerin yaşaması,ülkenin gelişme potansiyelinin yanlış hedeflere yönlendirilerek harcanmasınabağlıdır. Gelişme potansiyelinin harcanması, ülkenin borç altında ezilerekmillî hedeflerden taviz vermesine yol açar. Eğer iç ve dış borçlar, ülkeningerçek ihtiyaç alanlarına yatırılmamışsa, üretime dönüştürülemeyen bu yatırımlar,ülkeyi sömürgeleştirme yolunda atılmış adımlar olacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;AydınYabancılaşması (üstseçkin heterodoksi), Mahmut Çetin, Biyografi.net Yayınları,3. Baskı, Şubat 2009, İstanbul&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;hr align="left" size="1" width="33%" /&gt;&lt;div id="ftn1"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/gemici/Desktop/aydin%20yabancilasmasi.docx#_ftnref1" name="_ftn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; SözTanrıtanımazların, Nokta Dergisi, 22 Mart 1987, yıl: 5, sayı: 11, sayfa: 53&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn2"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/gemici/Desktop/aydin%20yabancilasmasi.docx#_ftnref2" name="_ftn2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Mağaradakiler, Cemil Meriç, Ötüken Yayınları, İstanbul 1980, 2. Baskı, sayfa:275&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn3"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/gemici/Desktop/aydin%20yabancilasmasi.docx#_ftnref3" name="_ftn3" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; TürkKültürü ve Milliyetçilik, Erol Güngör, Ötüken Yayınları, İstanbul 1978, 3.Baskı, sayfa: 17&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn4"&gt;&lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/gemici/Desktop/aydin%20yabancilasmasi.docx#_ftnref4" name="_ftn4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri, sans-serif; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Kendimize Geleceğiz, Tahsin Banguoğlu, Derya Dağıtım Yayınları, İstanbul 1984,sayfa: 164&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-442199069529975896?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/442199069529975896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=442199069529975896' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/442199069529975896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/442199069529975896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/aydnlarn-yabanclasmas-uzerine.html' title='Aydınların Yabancılaşması Üzerine'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ww64UGhPhH8/Tw2YsFhIn2I/AAAAAAAAAFY/kl1uSigYGVc/s72-c/aydin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-7696229191760739157</id><published>2012-01-10T02:06:00.003+02:00</published><updated>2012-01-10T02:06:52.713+02:00</updated><title type='text'>Haluk Bilginer'i Tebrik Ediyorum</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: large;"&gt;Ünlü oyuncu Haluk Bilginer, Akşam Gazetesi'ne verdiği röportajda (9 Ocak 2012) çok güzel şeyler söylemiş. Özellikle de "sanatçı" meselesine açıklık getirmiş. Her kelimesine gönülden katılıyorum:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-W_m3gkvyDb8/TwuAf2cTQJI/AAAAAAAAAFQ/w2Ab5493RKY/s1600/haluk+bilginer.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-W_m3gkvyDb8/TwuAf2cTQJI/AAAAAAAAAFQ/w2Ab5493RKY/s320/haluk+bilginer.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;SANATÇI DİYE BİR MESLEK YOKTUR!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Türkiye'de mesleği olmayan ünlülere sanatçı diyoruz. Hâlbuki sanatçı diye bir meslek yoktur. Üstelik insanın kendisine sanatçı demesi de ayıptır. İnsan ar eder. Sanatçı bir iltifattır. Sanatçılık diye bir meslek yok müzisyenlik var, oyunculuk var, heykeltıraşlık var, ressamlık var, film yönetmenliği var. Sanatçı ne demek? Başka hiçbir dilde bulamazsınız böyle bir şey. İngilizcede artist hem ressam demektir, hem de birine iltifattır. 'It's a great artist' der biri, sen de estağfirullah der başını öne eğersin, terbiye çerçevesi içinde. Kendine sanatçıyım demezsin.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-7696229191760739157?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/7696229191760739157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=7696229191760739157' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/7696229191760739157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/7696229191760739157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/haluk-bilgineri-tebrik-ediyorum.html' title='Haluk Bilginer&apos;i Tebrik Ediyorum'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-W_m3gkvyDb8/TwuAf2cTQJI/AAAAAAAAAFQ/w2Ab5493RKY/s72-c/haluk+bilginer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-108626530643455803</id><published>2012-01-06T11:16:00.002+02:00</published><updated>2012-01-07T04:02:27.898+02:00</updated><title type='text'>Belgesel Peşinde</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;İslâm Gemici&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kN2DhPY1ntg/Twa70QM2OBI/AAAAAAAAAFA/tySC0bKsnr4/s1600/misir2lx7.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;img border="0" height="264" src="http://3.bp.blogspot.com/-kN2DhPY1ntg/Twa70QM2OBI/AAAAAAAAAFA/tySC0bKsnr4/s320/misir2lx7.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;Yıllar boyunca söylediklerimin meslekdaşlarımtarafından kulak arkası edildiğini görünce, sonunda kararımı verdim ve gidipküçük bir kamera satın aldım. Bu makine hem video görüntüsü hem de fotoğrafçekiyordu. Daha sonra bu kameranın yapmak istediğimi tam olarakkarşılayamayacağını anlayarak, kısa süre sonra yenisini aldım. (PanasonicLumix) Fakat ilk günlerde bu durumun farkına varmamıştım. Yani elimdekikamerayla neler yapabilip, neler yapamayacağımın farkında değildim. Çünkü televizyonculukhayatım boyunca, çekime çıkarken yanımızda hep profesyonel bir kameramanarkadaş bulunurdu ve gittiğimiz yerlerde, ne çekilmesi gerekiyorsa onasöylerdim. Şimdilerde gelişmiş teknolojiye sahip kameralar çıktı, mertlikbozuldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;İlk kameramı aldıktan (Olympus) birkaç gün sonraMardin’e gitmem icap etti. Elime güzel bir fırsat geçmişti. İstanbul’dayaptığım birkaç deneme çekiminin ardından epeyce ümitlenmiştim. İşte, belgeselmaceram bu seyahatle başladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Yirmi seneden fazladır basın-yayın-televizyonsektöründe edindiğim tecrübeyi nihayet arzu ettiğim şekilde kullanabilecektim. Yazılıve görüntülü hazırladığım (radyoculuğu da unutmayayım) hazırladığımprogramların sayısını bile hatırlamıyorum. Yüzlerce saatlik görüntü çekmiş, binlercesaatimi montaj-dublaj stüdyolarında geçirmiş bir yönetmen-metin yazarı olarak,bu birikimimi istediğim biçimde kullanabilme fırsatını bugüne kadar kimse banavermemişti. Öyle mi? Pekâlâ, ben de kendi belgesellerimi kendim yapacaktım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0vvQiJ081f8/TwbANo-T48I/AAAAAAAAAFI/-8RJTYcqo1Y/s1600/mardin3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-0vvQiJ081f8/TwbANo-T48I/AAAAAAAAAFI/-8RJTYcqo1Y/s320/mardin3.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Kaç tane yapımcıya, kaç tane meslekdaşıma fikrimisöylediysem, istihza dolu tebessümlerle reddedilmiştim. Herkesin bahanesiaynıydı: “Belgeselden para kazanılmaz!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Halbuki hayatta herşeypara değildi. Unuttukları en önemli nokta buydu. Sahip olduğu mesleği sadecepara kazanma vasıtası olarak görünce, farklı düşünme yetisini kaybetmiş insanlardan,başka türlü bir cevap beklemek en büyük hatamdı ve ben de bu hatayı ısrarlatekrarlamıştım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Geriye bakmağa devam edecek olursam, çok şeykaybedecektim. Andre Gide’in söylediği gibi yapacaktım: &lt;/span&gt;&lt;b style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;“Kıyıdan ayrılmağa cesaret edemeyenler, yeni denizler keşfedemezler.”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Cesaretim var mıydı? Vardı. “Yürü” dedim kendime ve Mardin’e gittik:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;YolculukBaşlıyor&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;2010 senesinin Nisan ayı... Mardin’e giden uçaklarda yer bulamadığımız içinDiyarbakır’a gidiyoruz. Diyarbakır havaalanından kiralayacağımız bir arabaylaMardin’e geçeceğiz. Sabah 07.15 THY uçağı, İstanbul Yeşilköy havalimanındakitrafik yoğunluğundan dolayı 25 dakika gecikmeli olarak havalandı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Daha bir hafta öncesine kadar seyahat güzergâhımahiçbir şekilde dâhil olmayan Mardin, benim için bir anda önemli hale geldi. 7-8gündür Mardin’i okuyorum, yazıyorum, hayal ediyorum. Çünkü bir yapım ajansındanMardin ile ilgili tanıtım filmi metni yazılması konusunda teklif aldım veânında kabul ettim. Daha önce de benzer işler yapmıştım ama bir tane yapımcıbile bana tanıtımının yapılacağı şehre gitmeği teklif etmemişti. Fakat filminyapımcısı Mustafa bey “Mardin’in havasını teneffüs etmeden güzel bir metinçıkaramazsın, birlikte gidelim” deyince, “uçak biletini hemen ayarla” diyecevap verdim. Bu konuşmanın üzerinden tam bir hafta geçti ve şimdi uçaktayız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Mardin deyince herkesten duyulan ilk sözDeyrüzzaferan Manastırı oluyordu ve doğrusunu söylemek gerekirse, bu da benibiraz rahatsız ediyordu. Çünkü Mardin (bildiğim kadarıyla) binlerce yıllık birgeçmişe sahipti ve orası imparatorluk mozaiğinin küçültülmüş bir versiyonuydu.Bu kadar önemli bir yerleşim merkezinin sadece bir manastır ismiylehatırlanması ve zikredilmesi kanıma dokunuyordu. Mardin’den gelip geçenyüzlerce idareci, sultan, kral, din adamı, sanat adamı ve bilim adamına hakaretediliyormuş gibi bir hisse kapılıyordum. Şimdi gidip durumu yerinde tespitedecektim. Bakalım, Mardin’de Deyrüzzaferan Manastırı’ndan başka bir şey varmıymış?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucunda, Mardin’inMilattan Önce 4500 – 3500 yılları arasında Mezopotamya’da yaşayan Subarilerzamanında kurulduğu anlaşılmış. Subariler’den sonrakileri de sırasıylayazıyorum: Hurri ve Mitanniler, Sümerler, Akad-Sümer Devleti, Babilliler,Midiller, Asurlar, Aramiler, Urartular, Farslar, Büyük İskender Devleti,Romalılar, Araplar, Selçuklular, Artuklular, Akkoyunlular, Safeviler venihayetinde Osmanlılar… Şimdi, bu kadar çok devletin ve medeniyetin kurulduğuve birçok tarihî eserin bulunduğu Mardin’in yalnızca bir manastır ileözdeşleştirilmesi haksızlık değil mi? Bence haksızlık… Mardin ile alakalı metinaraştırmaları yaparken, Artuklular bahsinin çok az olmasının da bir başkatuhaflık olduğunu, şehre vardıktan sonra daha iyi anladım. Meğer sağınabakıyorsun Artuklu eseri, soluna bakıyorsun Artuklu eseri. Tabii, neye nasılbaktığınız da çok önemli.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Seyahat öncesi yaptığım okumalar sırasında dikkatimien çok çeken yapı, Artuklular’dan kalma Ulu Cami oldu. Nedense, “Mardin’eulaşınca Ulu Cami’yi görmeden gelmeyeceğim” diye kendime söz verdim vehayatımda yeni bir dönem daha bu seyahat ile başladı. Yıllardır kameraarkasında çalışan bir insan olarak, binlerce saatlik çekimler yapmış olan ben,uzun zamandır hayalini kurduğum “kendime ait belgesel çekme” işini artıkuygulamaya dökecektim. Bunun için Tahtakale’ye gidip hem fotoğraf makinesi hemde video çekimi yapan minik bir kamera satın aldım. Uçağın hareket saati gelinceyekadar çeşitli görüntüler çekerek, acemiliğimi atmağa çalıştım ama nafile.Kameramanlık zor işmiş… Buna rağmen moralimi bozmayarak, çekim yapmağakararlıyım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Yolculuk yapmak iyidir, hoştur, güzeldir veinsanları tanımak için seyahat biçilmiş kaftandır. Bir atasözümüzde “bir insanıtanımak için ya birlikte seyahat edeceksiniz ya da yemek yiyeceksiniz” diyeifade edildiği için, yolculuklarım sırasında (biraz da meslekî meraktan dolayı)etrafımdaki insanları gözlemlerim. Çözemediğim şey; insanlar yola çıktıklarındakişiliklerini evde mi bırakırlar? Uçak yolcuları arasında bazılarınınhosteslerden saçma sapan istekleri, çocuksu hareketleri filan beni çiledençıkardı. Yine (daha önce de başıma geldiği gibi) bazı yolcularla kavga etmemeramak kaldı. Ha patladım, ha patlayacağım… Seyahat arkadaşım Mustafa’yadüşüncelerimi söylüyorum. “Aman sakin ol” diyerek beni teskin ediyor. Kısmetse,saat 09.15 civarında Diyarbakır Havaalanı’na inmiş olacağız. Mardin’e gidiyorolmak beni heyecanlandırıyor. “Biraz uyuyayım” diye gözlerimi yumuyorum amauyumak ne mümkün?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Diyarbakır’danMardin’e Gidiş&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Uçak Diyarbakır’a inince bir araba kiralayıpMardin’e doğru yola koyulduk. Mustafa dün gece uzun bir çekim maratonundandöndüğü için arabanın arka koltuğunda uyukluyor. Ben de şoförle konuşuyorum.Bir saatlik yolumuz varmış. İyi bakalım, yolumuz açık olsun öyleyse…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Laf siyasetten açıldı, bölge insanının genel olaraknasıl düşündüğünü anlattı ve “bu sene kimin şampiyon olacağına” geldi. Şoför“Bursaspor şampiyon olsun” deyince, “hani Diyarbakır ile Bursa arasında olaylıbir maç olmuştu. Buna rağmen mi Bursa diyorsun?” diye sordum. “Anadolu’dan birtakım şampiyon olsun da, hangisi olursa olsun” dedi. Güldüm, “Fenerbahçe deİstanbul’un Anadolu yakasının takımı. Fener niye olmasın” diye sorunca, şoförilk defa tebessüm etti “ben Galatasaraylıyım, o yüzden Fenerbahçe’yi istemem”dedi. Sağdan soldan konuşuyoruz, Diyarbakırlı şoförümüz “Demokratik Açılımakarşı çıkan siyasi partilere öfkeleniyor. Son yıllarda bölücü terörün çokazaldığını söylüyor. Tepelik bir bölgeden geçerken “daha birkaç yıl öncesinekadar bu yoldan gitmeğe korkardık. Terör bu havalide çok fenaydı. Kaç kişiburalarda kayboldu” diyor. Şimdiyse rahatça gidilip gelindiğini söylüyor.Terörün bitmesini kimlerin istemediğini ve rant sağladığını birkaç cümleyleifade edince “haklısın” dedim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;SultanŞeyhmus Türbesi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Mardin’e az bir yolumuz kalmıştı ki, şoför “şuradaSultan Şeyhmus türbesi var, uğramak ister misiniz?” diye sordu. Arka tarafabaktım, Mustafa uyuklamağa devam ediyor, “tamam uğrayalım” dedim. Toprak yolunsarsıntısından Mustafa uyandı, nereye gittiğimizi sordu, cevap verdim. Türbeyevarınca şoför “biliyor musunuz, benim adım da Şeyhmus” dedi. “Demek adaşınıziyarete geldik ha?” deyince mahcup mahcup gülümsedi. Türbeye girdik, Fatihaokuyup çıktık. Şoförümüz “hafta sonları burada iğne atsan yere düşmez, o kadarkalabalık olur” diye bilgi verdi. Şeyh Musa Ezzuli el-Mardinî, halk arasındaSultan Şeyhmus adıyla meşhur…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Mardin’e girişin çok şaşaalı olacağını zannediyordum,yanılmışım. Bir de baktım ki, Mardin’e gelmişiz. “Hani şöyle uzaktan Mardin’ebir baksaydım da sonra şehre girseydik” dedim. Şoför boynunu büktü “ama yolböyle geliyor” dedi. Sanki yolun o güzergâhı izlemesinden dolayı kendini suçlargibi masum bir edâsı vardı. “Neyse haydi devam et” diye ileriyi işaret ettim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Eski Mardin evlerinin bulunduğu muhitte OsmanlıKonağı diye bilinen bir otele geldik. Mustafa daha önce defalarca geldiği içinnerede kalınacağını iyi biliyor. Otantik havası olan butik tarzı otellerşimdilerde moda ya, burası da işte öyle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Taş duvarlı odama girdim, yerden 2 metre kadaryüksekte bir pencere ve eskiden kalma ocak var. Duvarların kalınlığı müthiş,neredeyse 1 metre…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Biraz dinlenip, sonra hemen dışarı çıkıp, eskiMardin’i dolaşmağa başlayacağım. Buraya gelmeden önce bir sürü gezi planıyaptım, bakalım planımı tam olarak tatbik edebilecek miyim?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Osmanlı döneminde Diyar-ı Bekr eyaletine bağlı birsancak merkezi olan Mardin’in bilinen ilk ismi, söylenenlere göre, “Marida”imiş. Süryani dilinde “Marde” iken, Arap ve Türkler “Mardin” demişler ve öylekalmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;ŞehidiyeCamisi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Kalenin bir kartal edâsıyla taçlandırdığı dağıneteklerine kurulan eski Mardin, Mezopotamya Ovası’na sanki bekçilik ediyor.Bölgedeki ocaklardan çıkarılan kalker taşından yapılan evler, uzaktanbakıldığında, insanda dantel gibi işlenmiş muhteşem bir tablo hissi bırakıyor.Bizim kaldığımız otel de bu tablonun tam orta yerine denk gelen bir noktada…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Biraz dinlendikten sonra vakit kaybetmeden minikameramı da alarak dışarı çıktım. Sağa mı gitsem, yoksa sola mı? Cumhuriyetcaddesindeki tek yönlü trafik akışı sağa doğru, ben de o istikamete yürümeğebaşladım. Hemen 50 metre kadar ileride çay bahçelerini ve arkasında yükselenminareyi gördüm. Sol yanımda da PTT binası olarak kullanılan ve Mimar Loletarafından inşaa edilmiş olan Şahtana Ailesi konağı var. Buraya daha sonragelmeği düşünerek, sağımdaki ilk köşeyi döndüm ve birkaç basamak merdiveninince, sade fakat güzel bir kapıdan caminin bahçesine girdim. Karşımda Artuklumimarîsi örneklerinden Şehidiye Camisi. Hava güneşli. Kameramı çalıştırdım. Oda ne? Işık gelen her yeri kameram bembeyaz çekiyor. Makine beni, ben demakineyi fazla tanımıyoruz. Ayarlarıyla oynayarak güzel görüntü çekmeğe gayretettim. Nafile! Deli olacağım. Neyse deyip, etrafa göz atıyorum. Sadeliktekigüzelliğin her çeşidi Artuklu mimarisinde var. Nasreddin Artuk Arslan beytarafından inşaa ettirilen camiye “Şehidiye” adı verilmesinin sebebi, ilk temelatıldığında ortaya çıkan birkaç şehid mezarından dolayı imiş. Camide bulunantürbedeki sandukalar Cumhuriyetin ilk valilerinden Tevfik Hadi Baysaltarafından 1925 senesinde yıktırılmış. Yani Osmanlı’nın yerine kurulan yenidevlet, varlığını hemen belli edecek ilk icraatını böylece yapmış… Sandukalarkaldırılsa da, Şehidiye Camisi, şehidlerin camisi olarak ayakta durmağa devametmekte…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;İnsana huzur veren, pencerelerinden YukarıMezopotamya ovasının seyredildiği caminin içine girdim. Bildiğimiz Osmanlımimarisinden farklı ve dediğim gibi sadelikteki güzelliğin en şahane biçimdeyansıtıldığı camide çekim yapıyorum. Fotoğraf çekerken problem yok fakat videoçekmeğe başlayınca, kameram su koyuveriyor. İstediğim gibi çekim yapamıyorum.Pencerelerden giren ışıklar kameranın LCD ekranında patlıyor. Çektiğimgörüntüleri seyrediyorum, kötü. Kahrımdan öleceğim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Camiden çıkıp, cadde kenarındaki çay bahçesineoturdum. İnsanların tamamı sırtını ovaya, yüzünü ise Kale’ye dönmüşvaziyetteler… Hâlbuki Mezopotamya Ovası’nın görünüşü, insana denizihatırlatıyor. Bunu akşam olunca daha iyi anladım. Karanlık çökünce uzaklardakiköylerin, kasabaların yanan ışıkları sanki denizde giden gemiler varmış gibihissettiriyor. Hafif bir rüzgâr saçlarımı dalgalandırıyor. Çay geldi, tadınabaktım, güzel, tam istediğim gibi… Bahçedeki Mardinliler gibi ben de eskişehrin taş evlerini seyre daldım. Caddeden yerli ve yabancı bir sürü turistgeçiyor. Hepsinin ellerinde fotoğraf makineleri, kameralar var. Bende de varama pek işime yaramıyor. Çay bitti, ikincisi için işaret ettim, yenisi geldi.Mardinliler güzel çay yapıyorlar. İsmini vermeyeyim, gittiğim bazı şehirlerdeise getirilen çay mı yoksa abdest suyu mu, anlayamazsınız. Bu nedenleMardinlileri bir kere daha tebrik ediyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;MelikMahmud Camisi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;İnsanlar kendi aralarında Arapça konuşuyorlar.Rüzgârın hızı biraz fazlalaşınca yerimden kalkıp, caddeyi takiben yürüyorum.Yerli ahali işinde gücünde. Saf bir edâyla aralarından geçip etrafa bakarakgidiyorum. Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nun önünden geçerken, bahçede teneffüsyapan çocuklar “hello” diye bana sesleniyorlar, gülüyorum. Tipim, kıyafetimTürk’e benzemiyor mu? Turist olduğum aşikâr da beni Avrupalılara benzeterekİngilizce seslenmeleri garibime gitti. Bu konuda kendimi ve kılığımısorgulamalıyım. Okulu biraz geçince Melik Mahmud Camisi’ni görüp, onayöneliyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Bu cami de tıpkı Şehidiye Camisi gibi Artuklular’dankalma. Yarım gün içerisinde karşılaştığım bütün eserler Artuklu dönemindenkalma. Demek ki, üniversiteye “Artuklu” isminin verilmesi tesadüf değil. AhaliArapça, Türkçe, Kürtçe, Süryanice konuşuyor ama mimarî yapılar bir Oğuz Türkmenbeyliği olan Artuklular’dan miras. Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası işte böylebir şey. Dinler, lisanlar, kültürler, medeniyetler öyle harmanlanmış ki, tuhafolması gereken hiçbir şeyi garipsemiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;İşin tuhafı, bugünlerde Türkiye’de bir ilk dahayaşandı ve devlet televizyonu TRT’nin Arapça kanalı yayına başladı. Mardin’deher binanın üstünde uydu antenleri var ancak TRT’nin Arapça kanalınınseyredildiğine şahit olamadım. Ben Mardinlilerin yerinde olsam, heyecanla buyeni kanalı açardım. Açmamışlar. Herkes Türkçe yayın yapan televizyonkanallarını seyrediyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;Bakalım, daha nelerle karşılaşacağım? İşte burasıTürkiye.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-108626530643455803?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/108626530643455803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=108626530643455803' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/108626530643455803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/108626530643455803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/belgesel-pesinde.html' title='Belgesel Peşinde'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-kN2DhPY1ntg/Twa70QM2OBI/AAAAAAAAAFA/tySC0bKsnr4/s72-c/misir2lx7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-1753346661267523398</id><published>2012-01-05T16:31:00.002+02:00</published><updated>2012-01-05T23:29:07.155+02:00</updated><title type='text'>"Hasret"e Hasretim</title><content type='html'>Dilaver Cebeci'nin bu şiirini ilk okuduğumda hemen ezberlemiştim. Daha sonra bestelenip şarkı-türkü arası birşey de yapıldı. Mustafa Yıldızdoğan hem besteledi hem de seslendirdi.&lt;br /&gt;Zaman zaman hüzünlendiğimde, dudaklarımdan bu şiirin mısraları dökülür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-FBdtFJmyra0/TwW0Of7gusI/AAAAAAAAAE4/zVD_MLbLdO4/s1600/doruk.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-FBdtFJmyra0/TwW0Of7gusI/AAAAAAAAAE4/zVD_MLbLdO4/s320/doruk.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;&lt;b&gt;Hasret&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Şudumanlı doruklarda &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Bozşahinler uçmaz gayrı &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Gözelerdenağu çıkar &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Alperenleriçmez gayrı &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Obamyurdum talan oldu &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Destanlarımyalan oldu &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Yollarbirer yılan oldu &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Kervanlarımgeçmez gayrı &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Hanimavi denizlerim &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Üçkıtada nal izlerim &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Körmü oldu bu gözlerim &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;Çaşıtlarıseçmez gayrı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;klip de içeride:&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/DgVdgn7jxdQ/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/DgVdgn7jxdQ&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/DgVdgn7jxdQ&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-1753346661267523398?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/1753346661267523398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=1753346661267523398' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/1753346661267523398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/1753346661267523398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/hasrete-hasretim.html' title='&quot;Hasret&quot;e Hasretim'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-FBdtFJmyra0/TwW0Of7gusI/AAAAAAAAAE4/zVD_MLbLdO4/s72-c/doruk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-1542479226239756640</id><published>2012-01-05T16:07:00.000+02:00</published><updated>2012-01-05T16:09:37.934+02:00</updated><title type='text'>Lisanımız ve İdeolojiler</title><content type='html'>&lt;b&gt;Bu konuyu elimden geldiğince değişik kaynaklardan güncel tutmaya çalışacağım.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Türkçe'ye vurulan darbeleri gördükçe yüreğim yanıyor. Hele de özellikle televizyon ekranlarında yapılan hatalı vurgular, gençlerin konuşurken "e" sesini "ea" gibi çıkarmalar, filan... Bu hususta daha önce Kerem Doksat'ın yazısına atıfta bulunarak bir yazı yazmıştım. Benim yazdıklarımı kimse ciddiye almaz :) o sebeple yine iktibas yaparak konuya tekrar değinmek istedim.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mümtaz'er Türköne'nin "Mankurtlar: Küçük Türkiye Milliyetçiliği" kitabının çeşitli bölümlerinden kısa birkaç alıntı:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-huqueMMSY-U/TwWuTDo9vuI/AAAAAAAAAEs/8OR25TkPxZU/s1600/mankurt2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="234" src="http://3.bp.blogspot.com/-huqueMMSY-U/TwWuTDo9vuI/AAAAAAAAAEs/8OR25TkPxZU/s320/mankurt2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Varoluşumuzun esaslarını kuşatan kavramlar vetartışmalar, politikanın gündelik kutuplaşmalarına meze edilince göz gözügörmez oluyor. Eşyalar, düşünceler ve savunulan değerler yanlış yerlerdeduruyor. Hem dem milletini sevmekten bahsedenler bu ülkenin altını oyuyor,hazinelerini çarçur ediyor. Vatan haini olarak yaftalananların ise neredeysebütün hayatı, bu millete hizmet etmekle geçiyor. Şişmiş bir enaniyet duygusuile ortalıkta dolaşıp, böbürlene böbürlene kendinden gayrıya düşman gözü ilebakanların bu ülkeye ve bu millete verdiği zararın hesabını görmemiz lazım. Bu özgüvenyoksunu dar milliyetçilik “küçük Türkiye milliyetçiliği”. Bilinçsiz öfkeleri,dar düşünceleri ve hesapsız eylemleri ile Sevr (orijinal adıyla: Sevres) ilesınırlı daracık bir Türkiye’nin duvarlarını sanki marifetmiş gibi büyük birciddiyet ve hırsla yükseltiyorlar. Maalesef yaptıklarının neye hizmet ettiğininfarkında değiller.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;…&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Dil, düşüncenin evidir. Türkçe bizim evimiz,yurdumuz, onurumuz. Üstelik resmî dilimiz. Peki neden Kürtçenin özgürceöğretilmesini temel düstur edinen Özgür Gündem’in Türkçesi, &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Kürtçeninkullanılmasına karşı çıkan Yeni Çağ’ın, Ortadoğu’nun Türkçesinden daha zenginve daha ileri? Dil, yaşayan bir organizmadır. Türkçeyi kim geliştiriyor?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;…&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kemalizm, bir küçük aydın-bürokrat ekibinin kocatoplumu kendi bildikleri hakikat doğrultusunda değiştirip, dönüştürme projesi. Birtür zoraki modernleştirme hamlesi. Zorlama, dar ve banal bir dünya görüşüne,karmakarışık toplumu yerleştirme teşebbüsü. Koca koca insanları bebekler içinbiçilmiş elbiselerin içine sığdırma teşebbüsü. Mankurtluğun en geri tarihselörneklerinden biri."&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-1542479226239756640?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/1542479226239756640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=1542479226239756640' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/1542479226239756640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/1542479226239756640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/lisanmz-ve-ideolojiler.html' title='Lisanımız ve İdeolojiler'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-huqueMMSY-U/TwWuTDo9vuI/AAAAAAAAAEs/8OR25TkPxZU/s72-c/mankurt2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-7879923995170382543</id><published>2012-01-01T11:08:00.001+02:00</published><updated>2012-01-05T23:16:55.826+02:00</updated><title type='text'>Artık Gitmek İstiyorum</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: large;"&gt;Bazen gitmek en iyi çözümdür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;İçinden çıkılmayan bir labirente girmişseniz, mesela İstanbul gibi, mesela tatsız ve yalnız bir hayat gibi, işte o zaman gitme vakti gelmiş demektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-70GSBtyytPw/TwAiiKJe20I/AAAAAAAAAEg/1BKtJg-iaA0/s1600/P1000866.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/-70GSBtyytPw/TwAiiKJe20I/AAAAAAAAAEg/1BKtJg-iaA0/s200/P1000866.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/_-6DB9jg3b0/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/_-6DB9jg3b0&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/_-6DB9jg3b0&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-7879923995170382543?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/7879923995170382543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=7879923995170382543' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/7879923995170382543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/7879923995170382543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2012/01/artk-gitmek-istiyorum.html' title='Artık Gitmek İstiyorum'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-70GSBtyytPw/TwAiiKJe20I/AAAAAAAAAEg/1BKtJg-iaA0/s72-c/P1000866.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-3142953068122930109</id><published>2011-12-30T11:13:00.003+02:00</published><updated>2011-12-30T11:13:53.235+02:00</updated><title type='text'>İnsan Kalbi İçeriden Açılır</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: 14pt;"&gt;19. yüzyılın ünlü İngiliz ressamlarından William Holman Hunt'ın, birbahçeyi tasvir eden bir tablosu Londra Kraliyet Akademisi'nde sergileniyordu.Hunt'ın &lt;/span&gt;&lt;strong style="color: blue; font-size: 14pt;"&gt;"Kâinat ışığı"&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: 14pt;"&gt;adını verdiği bu tablodageceleyin elinde bir fenerle bahçede duran filozof kılıklı bir adamgörülüyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;Adam, serbest kalan eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden bir cevap beklergibi görünüyordu. Tabloyu tetkik eden bir sanat eleştirmeni Hunt'a dönerek:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;"Güzel bir tablo doğrusu, ama mânâsını bir türlükavrayamadım" dedi. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;"Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu takmasınıunutmuşsunuz da..." &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;Hunt gülümsedi ve ekledi: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: &amp;quot;MS Sans Serif&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;"Adamalelade bir kapıya vurmuyor ki&lt;strong&gt;... Bu kapı, insan kalbini simgeliyor.Ancak içeriden açılabildiği için, dışında kola ihtiyacı yoktur."&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: &amp;quot;MS Sans Serif&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-agsxXIhNuvU/Tv2AtsVBMgI/AAAAAAAAAEU/n22ng6xkHtM/s1600/william+hunt.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-agsxXIhNuvU/Tv2AtsVBMgI/AAAAAAAAAEU/n22ng6xkHtM/s1600/william+hunt.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: &amp;quot;MS Sans Serif&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 14.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-3142953068122930109?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/3142953068122930109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=3142953068122930109' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/3142953068122930109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/3142953068122930109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/insan-kalbi-iceriden-aclr.html' title='İnsan Kalbi İçeriden Açılır'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-agsxXIhNuvU/Tv2AtsVBMgI/AAAAAAAAAEU/n22ng6xkHtM/s72-c/william+hunt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-5084797964528225402</id><published>2011-12-25T12:22:00.002+02:00</published><updated>2011-12-25T12:22:47.555+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='africa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ota benga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kongo'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='irfan ozfatura'/><title type='text'>Zincire vurulan pigme Ota Benga</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-bUYITAoxh4o/Tvb5L316N3I/AAAAAAAAAD8/jtDTeQfhatk/s1600/ota-benga1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-bUYITAoxh4o/Tvb5L316N3I/AAAAAAAAAD8/jtDTeQfhatk/s320/ota-benga1.jpg" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;u&gt;&lt;i&gt;İrfan Özfatura'nın 20 Mart 2011 tarihli çok güzel bir yazısı:&lt;/i&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;YURDUNDAN KOPARDILAR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Pigme asıllı Ota Benga Kongo ormanlarında yaşayan iki çocuklu bir aile reisiydi. Evrimciler onu hayvan gibi avlayıp, zincirlere vurdular...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;KAFESLERE TIKTILAR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ota, hayvanat bahçesinde maymunlarla birlikte seyircilerin karşısına çıkarıldı. Parmaklığa şu levha asıldı: “İşte insanın eski ataları!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İÇİMİZDEN BİRİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Genelde bu alanda bir kutu olur. Bahsi geçen şahıs hakkında şu okulları bitirdi, şu vazifelerde bulundu, şu kitapları yazdı, şu zaferleri kazandı gibi özet bir bilgi sunarız. Ota Benga ne edipti, ne şairdi, ne devlet adamı, ne de komutan... Zulme uğramış bir insandı o!.. Sadece insan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pigmelerin boyları yaklaşık 125 - 150 cm civarındadır. Adamlara cüce müce diyoruz ama aramızda çok çok olsun 30-40 santim fark var...&lt;br /&gt;Bunlar Genelde Zaire’nin kuzey doğusunda Ituri ormanlarında yaşarlar. Orta Afrika, Kongo ve Ruanda’da rastlanır. Ehemmiyetsiz bir miktarda da Gine ve Papua da...&lt;br /&gt;Alayını toplasan 200 bin zor çıkar.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Munis zararsız insanlardır, hayvan besler, ava çıkar, nadiren ziraatla meşgul olurlar. Öyle ya niye ekip biçsinler ki? Ormanda istemedikleri kadar meyve bulurlar.&lt;br /&gt;Genelde civar çiftçilerle ticaret yapar, kürk satar, karşılığında çay şeker alırlar.&lt;br /&gt;Aile bağları güçlüdür, tek hanımla evlenir, eşlerine sadık kalırlar. Başlık yoktur ama berdel yaygındır “ver bacını, al bacımı” kuralı çalışır, içli dışlı olurlar.&lt;br /&gt;Çocuklarına ve hürriyetlerine düşkündürler, bir yere bağlanamazlar. Onarlık yirmişerlik gruplar halinde ormanın derinliklerine dağılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;KONGO NERE?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Efendim kahramanımız da onlardan biridir işte. 1883 yılında Kongo’da doğar. “Dost” manasına gelen bir isim taşır. “Ota Benga!”&lt;br /&gt;O yıllarda Darwinizm pek popülerdir. Ancak cılız iddialarını ispatta zorlanan Evrimciler panikler, sağa sola saldırırlar. Ellerinde tek delil yoktur, bir an önce insanın maymundan geldiği faraziyesini destekleyecek fosilleri bulmalıdırlar.&lt;br /&gt;Amerikalı Samuel Philips Verner arkadaşlarına “neden ille de fosil” der, “belki maymun insan arası türler hâlâ yaşıyorlar.”&lt;br /&gt;Büyük bir ümitle Belçika Kongo’suna koşar. (1904) Eline baltasını alır, uzun ipini beline bağlar...&lt;br /&gt;Biz gideriz ormanaaa!&lt;br /&gt;O gün bir Pigme köyünde ağırlanırlar. Gözünü Ota Benga’dan ayıramaz, bu sevimli yerli kedi gibi alıştırdığı maymununu kucağında taşımaktadır zira.&lt;br /&gt;Maymun ve insan... Bundan bir senaryo çıkar mı? Çıkar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;AMERİKA NİRE?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ota yıllar evvel Kasai ırmağı kenarında yaşamaktadır. Köyü, Belçikalılar tarafından basılmış, karısını ve çocuklarını kurtaramamıştır...&lt;br /&gt;İkinci defa evlenmiş, düzenini tekrar kurmuştur. Ama beyaz adamın gazabından korkmaktadır hâlâ.&lt;br /&gt;O gün hanımını ve çocuklarını öper, semiz bir ceylan hayaliyle işe (!) çıkar. Ormanda sıra dışı hareketlenmeler hissedince durur, yayını sessizce gerer dinlemeye başlar. O esnada yukardan bir ağ düşer ve şapkalı adamlar üstüne çullanırlar.&lt;br /&gt;Kendine geldiğinde elleri arkasından bağlanmıştır. Zincirler... Prangalar...&lt;br /&gt;Samuel’i tanır, “çocuklarım bekliyor dönmem lazım” diye yalvarsa da cevap alamaz. Samuel sağırdır sanki onu duymaz. Evrimcimiz aradığını bulmuştur. Zavallı Ota’yı bir gemi ambarına tıkar doğru Amerika’ya. Bir otelde yatırmaz, bir lokantaya oturtmaz. Garibi maymun gibi kafeslerde taşıtır, kamyon kasalarında.&lt;br /&gt;Uzatmayalım zavallı Otacık St.Louis Fuarı’na götürülür ve seyirci önüne çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;MAYMUNA BAK!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Evrimbazlar ellerinde çomaklar izahata başlar: “Şu gördüğünüz memeli, insana en yakın ara geçiş formu olup...”&lt;br /&gt;Ota, hanımını ve çocuklarını özlemiştir, kendi dilinde “beni bırakın” diye yalvarır. Kâh şirinlik yapar, kâh kaşlarını çatar. Gardiyanlara güç yetesi değildir, içini çeke çeke ağlar. Çok üşür ve çok acıkır. Kaput battaniye ister ama efendiler tezlerini tehlikeye atmaz ona sadece “muz ve fıstık” uzatırlar.&lt;br /&gt;Ah önüne bir tabak sıcak çorba, kızarmış bir et konsa...&lt;br /&gt;2 koca yıl böyle geçer. Dile kolay...&lt;br /&gt;Evet civarda insan formunda “hayvanlar” dolanmaktadır. Bunlar papyon fötr takmakta, pipo çekip duman savurmaktadırlar.&lt;br /&gt;Parkta yaklaşık 40 bin ziyaretçi vardı. Erkekler kadınlar ve çocuklar Afrikalı yabaniyi görmek için maymun kafesine koşuyorlardı. Uluyarak, bağırıp, çağırarak sataşıyor, pigmeyi huzursuz ediyorlardı... (New York Times)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ÇALIŞ AMELE!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Derken New York’taki Bronx Hayvanat Bahçesi Ota’yı kazanmak ister, kesenin ağzını açar. Onu Dinah adlı evcil bir goril, Dohung adlı bir orangutan ve birkaç şempanze ile birlikte seyirci karşısına çıkarırlar.&lt;br /&gt;Hayvanat Bahçesi Müdürü Dr. William T. Hornaday uslanmaz bir evrimcidir. Böylesine kıymetli bir türe sahip olduğu için kendini şanslı sayar.&lt;br /&gt;Kafesin üstünde bir açıklama: “İşte İnsanın Eski Ataları!”&lt;br /&gt;Boy: Şu kadar inch Ağırlık: Bu kadar pound... Şu mıntıkada yakalandı da filan...&lt;br /&gt;Zaman zaman evrimci tabipler, ırkçı biyologlar gelir Ota’yı mıncıklar, kan ve doku örnekleri alırlar.&lt;br /&gt;Zavallı Ota ortalığı silip süpürmekte, hayvanların yemlerini dağıtmaktadır. Ücretsiz işçi... Ne para ister, ne sigorta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ÇEVİR KAZI YANMASIN&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;O yılların Amerika’sında siyahiler bile insandan sayılmamakta, restauranlara “köpek ve zenci giremez” levhaları asılmaktadır. Zencilere müsamahası olmayan yazarlar dahi bu zulme karşı çıkar. Ünlü Doktor McArthur serginin aşağılayıcı olduğunu düşünenlerdendir mesela. (New York Globe gazetesi... 12 Eylül 1906)&lt;br /&gt;Ardından New York Journal Gazetesi (17 Eylül 1906) “Bu maskaralığa son verilsin” çağrısı yapar.&lt;br /&gt;Hayvanat bahçesinin Darwinist müdürü Dr. Hornaday savunmaya geçer: ‘’Eğer bu küçük mahluk bir kafesteyse orası en konforlu yer olduğu içindir. Başka ne yapmalıydık? Ota Benga sanıldığı gibi tutuklu değil ama serbest de bırakamam. Hiç kimse onu şehre salmanın akıllıca olduğunu söyleyemez bana.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;BAK ŞU KONUŞANA&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ota zeki bir insandır, kenarından köşesinden İngilizceyi de kapar ve taleplerini dillendirmeye başlar. Haydaaa!&lt;br /&gt;Bu beklenmedik gelişme evrim ağalarının canını sıkar, teorinin iler tutar yanı kalmaz. Faraziye fasarya mıdır yoksa?&lt;br /&gt;Samuel Verner yalana sığınır, “Ota’yı yakalamadıklarını, kendisini Amerika’ya gelmek hususunda bizzat ikna ettiğini” söylemeye başlar.&lt;br /&gt;Tam da o sırada kilise devreye girmesin mi? Rahipler Ota’yı Hristiyanlaştırmaya kalkar. Evrimciler “gidin be işinize” derler, “bir maymun Hristiyan olsa n’olur, olmasa ne yazar?” Lâkin Kilise güçlüdür, dediğini yaptırır. Onu cebren alır, bir öksüz yurduna yatırırlar. İş gösterir, eline iyi kötü bir harçlık sıkıştırırlar (1910).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;HÜZÜNLÜ FİNAL&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ota yine mutsuzdur, mesai arkadaşları tarafından aşağılanmaktadır zira.&lt;br /&gt;Defalarca amirine çıkıp “beni yurduma yollayın” dese de dikkate alınmaz.&lt;br /&gt;6 koca yıl böyle geçer, ümidini kaybetmeye başlar&lt;br /&gt;95 yıl evvel bu gün (20 Mart 1916) bekçinin belinden tabancasını çeker ve düşünmeden kalbine sıkar.&lt;br /&gt;İntihar!&lt;br /&gt;-Alooo! Bir insan öldü!&lt;br /&gt;Kimin umurunda?&lt;br /&gt;Bir çukura atar, kapatırlar.&lt;br /&gt;Efendim Darwinizmin faşizmle irtibatı?&lt;br /&gt;Heralde yani...&lt;br /&gt;Şüpheniz mi var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermayeleri yalan!&lt;br /&gt;Evrimcilerin tek sahtekârlığı bu değildir&lt;br /&gt;1912 yılında Charles Dawson isimli amatör bir paleontolog, “bir çene kemiği ve bir kafatası parçası” bulduğu iddiasıyla ortaya çıkar. Çene kemiği maymunlarınkine benzemekte, dişler ve kafatası ise insanı andırmaktadır. Buna “Piltdown Adamı” adı verilir ve yarım milyon yıllık bir ömür biçilir. Üzerinde 40 yıl boyunca makaleler yazılır, 500’den ziyade doktora tezi hazırlanır.&lt;br /&gt;Derken Kenneth Oakley adlı bir araştırmacı “flor testi” ile kemik yaşı tespitine başlar. Sıra gelir dayanır, Piltown adamına... Çene kemiği sadece birkaç yıl toprak altında kalmıştır, kafatası ise 5 asırlıktır. İnceleme derinleştirilir, çenenin bir orangutana ait olduğu anlaşılır. Dişler suni olarak aşındırılmış başka bir form kazandırılmıştır. Rezalet!... Bakarlar madara olacaklar, kemikleri âlelacele British Museum’dan çıkarırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;HINZIRLIK!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Yıl 1922... Doğa Tarih Müzesi Müdürü Henry Fairfield Osborn, Batı Nebraska’da, Yılan Deresi yakınlarında, Plieocen Dönemi’ne ait bir azı dişi fosili bulduğunu açıklar. Ki insan ve maymunlarla ortak özellikler taşımaktadır. Fosile “Nebraska Adamı” denir ve “Hesperopithecus haroldcooki” adıyla yayınlanır.&lt;br /&gt;Evrimci ressamlar bu tek dişe bir çene, çeneye bir yüz, yüze vücud, vücuda aile yakıştırırlar. Çomak sürten çıplaklar, karanlık mağaralar...&lt;br /&gt;Rekonstrüksiyon resimleri hakikat gibi sunar, martavala başlarlar. Ancak dişin “prosthennops” isimli bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşılır, zikrolunan resimler mekteplerden kaldırılır.&lt;br /&gt;Kaldırıldı diyorsam Batılı mekteplerden tabii...&lt;br /&gt;Bizimkiler gözümüze sokar.&lt;br /&gt;Bile bile inadına!&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-5084797964528225402?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/5084797964528225402/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=5084797964528225402' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/5084797964528225402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/5084797964528225402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/zincire-vurulan-pigme-ota-benga.html' title='Zincire vurulan pigme Ota Benga'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-bUYITAoxh4o/Tvb5L316N3I/AAAAAAAAAD8/jtDTeQfhatk/s72-c/ota-benga1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-6321516261163719984</id><published>2011-12-25T11:51:00.000+02:00</published><updated>2011-12-25T12:02:05.050+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='call'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='buck'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='wild'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jack london'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='writer'/><title type='text'>The Call of the Wild / Jack London</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RZXmJOWDBbg/TvbxlXi2CVI/AAAAAAAAADY/te_6jwAjD9E/s1600/JackLondoncallwild.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-RZXmJOWDBbg/TvbxlXi2CVI/AAAAAAAAADY/te_6jwAjD9E/s320/JackLondoncallwild.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Chapter One - To The North&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buck was a strong dog with a thick coat. He lived in a big house, Mr. Miller's place, in sunny California. There were tall trees around the house, and there was a pool, too. Buck was a four years old, and the Millers were his family. He swam with the boys and walked with the women. He carried the babies on his back, and at night Buck sat at Mr. Miller's feet. There were other dogs at Mr. Miller's house, but Buck was the most important. He was the boss there, and he was very happy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;That year, 1897, was an exciting year. Some men found gold in the cold Arctic north of Canada, and a lot of people followed them there. Everybody wanted gold. And they wanted dogs - strong dogs with thick coats. The dogs had to pull the gold through the snow to towns and rivers.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But Buck didn't know about the cold north, or gold - and he didn't know about Manuel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-b__OUYI68SU/TvbzrFOefHI/AAAAAAAAADk/GZgPCJthQD0/s1600/callofthewild.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-b__OUYI68SU/TvbzrFOefHI/AAAAAAAAADk/GZgPCJthQD0/s320/callofthewild.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Manuel worked for Mr. Miller, but he always wanted more money.&lt;br /&gt;"I can sell Buck," he thought. "He strong. Somebody will pay a lot of money for him."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;will continue...&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Call of the Wild is a novel by American writer Jack London. The plot concerns a previously domesticated dog named Buck, whose primordial instincts return after a series of events leads to his serving as a sled dog in the Yukon during the 19th-century Klondike Gold Rush, in which sled dogs fetched generous prices. Buck learns from his experiences and becomes a pack-dominating feral beast. He learns lessons and relies on resurgent behaviors inherited from his wild predecessors, helping him to survive adversity as a ferocious animal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Published in 1903, The Call of the Wild is London's most-read book, and it is generally considered his best, the masterpiece of his so-called "early period". &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Because the protagonist is a dog, it is sometimes classified as a juvenile novel, but it is dark in tone and contains numerous scenes of cruelty and violence. The Yeehat, a group of Alaska Natives portrayed in Call of the Wild, were a figment of London's imagination.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;Plot:&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Buck, a powerful Saint Bernard-Scotch shepherd dog, lives a comfortable life in the Santa Clara Valley with his owner, Judge Miller. One day, Manuel, the Judge's gardener's assistant, steals Buck and sells him (for $100) in order to pay a gambling debt. Buck is then shipped to the "man in the red sweater" to be broken. Then Buck is shipped to Alaska and sold to a pair of French Canadians named François and Perrault (for $300). They train him as a sled dog, and he quickly learns how to survive the cold winter nights and the pack society by observing his teammates. He and the vicious, quarrelsome lead dog, Spitz, develop a rivalry. Buck eventually bests Spitz in a major fight, and after Spitz is defeated, the other dogs close in, killing him. Buck then becomes the leader of the team.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1X97LW_xSmc/Tvbz05X6sgI/AAAAAAAAADw/wwMXuAmdpiQ/s1600/The-Call-Of-The-Wild-0.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="http://2.bp.blogspot.com/-1X97LW_xSmc/Tvbz05X6sgI/AAAAAAAAADw/wwMXuAmdpiQ/s320/The-Call-Of-The-Wild-0.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Eventually, Buck is sold to a trio, Hal, Charles, and a woman named Mercedes, looking to make a fortune finding gold. They know nothing about sledding nor surviving in the Alaskan wilderness. They struggle to control the sled and ignore warnings not to travel during the spring melt. They first overfeed the dogs, then when their food supply starts running out, they do not feed them at all. As they journey on, they run into John Thornton, an experienced outdoorsman who notices that all of the sled dogs are in terrible shape from the ill treatment of their handlers. Thornton warns the trio against crossing the river, but they refuse to listen and order Buck to move on. Exhausted, starving, and sensing the danger ahead, Buck refuses and continues to lie unmoving in the snow. After Buck is beaten by Hal, Thornton recognizes him as a remarkable dog and is disgusted by the driver's treatment of him. Thornton cuts Buck free from his traces and tells the trio he's keeping him, much to Hal's displeasure. After some argument, the trio leaves and tries to cross the river, but as Thornton warned, the ice gives way and the three fall into the river along with the neglected dogs and sled.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As Thornton nurses Buck back to health, Buck comes to love him and grows devoted to him. Buck saves Thornton when the man falls into a river. Thornton then takes him on trips to pan for gold. During one such trip, a man makes a wager with Thornton over Buck's strength and devotion. Buck wins the bet by breaking a half-ton sled out of the frozen ground, then pulling it 100 yards by himself, winning over a thousand dollars in gold dust. Thornton and his friends return to their camp and continue their search for gold, while Buck begins exploring the wilderness around them and begins socializing with a wolf from a local pack. One night, he returns from a short hunt to find his beloved master and the others in the camp have been killed by a group of Yeehat Indians. Buck eventually kills the Indians to avenge Thornton. After realizing his old life is a thing of the past, Buck follows the wolf into the forest and answers the call of the wild. Every year Buck comes to mourn for Thornton at the place where he died.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-6321516261163719984?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/6321516261163719984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=6321516261163719984' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/6321516261163719984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/6321516261163719984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/call-of-wild-jack-london.html' title='The Call of the Wild / Jack London'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-RZXmJOWDBbg/TvbxlXi2CVI/AAAAAAAAADY/te_6jwAjD9E/s72-c/JackLondoncallwild.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-160494653576955354</id><published>2011-12-22T09:41:00.002+02:00</published><updated>2011-12-29T11:57:12.152+02:00</updated><title type='text'>Medyada "Kapı Önüne Koyulma" Duygusu</title><content type='html'>&lt;u&gt;Atilla Akar'ın basın mensuplarının başına gelenlerle ilgili enteresan yazısı:&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gZaXT22l08E/TvbsUb14mWI/AAAAAAAAADM/NnA-dhwD3eY/s1600/fotografc.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-gZaXT22l08E/TvbsUb14mWI/AAAAAAAAADM/NnA-dhwD3eY/s1600/fotografc.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;h3&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Türk medyası özellikle medya dışından patronların bu sektöre girmesi ve artık gazetelerde &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“insan kaynakları”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;nın,  (Bu tanıma oldum olası ısınamamışımdır ve bana göre asıl adı &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“İnsansızlaştırma Kaynakları”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; olmalıdır!) &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“ilan-reklam servisleri”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;nin ağırlığı hissedildiğinden bu yana yeni bir &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“hastalık”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; ile mustarip görünüyor. (Elbette daha öncesi de vardı ama hiç bu kadar&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “huy”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; edinilmemişti.) Bu &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“tenkisat”,  “işten çıkartma”,  &lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;hatta kimi kez &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“kıyım”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; sözcükleriyle ifade edilen medya çalışanlarının işsiz bırakılması durumudur. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Bu eğilim artık öylesine kurumlaşmıştır ki –maalesef- adeta herkes tarafından &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“normal”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; kabul edilen bir&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “uygulama”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; haline gelmiştir. &lt;b&gt;Mevcut haliyle Türkiye’de &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“iş güvencesi”&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;b&gt;nin en olmadığı kurum medyadır.&lt;/b&gt; İnsanlar alınır,  insanlar çıkartılır. &lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Gerekmiyorsa niye alınır,  yok gerekiyorsa niye çıkartılır belli değildir. İşe alım veya işten çıkartmaların bütün&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “rasyonel”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; gerekçeleri adeta iptal edilmiş gibidir. Tümüyle bir&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “keyfiyet”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; hüküm sürer adeta. Medya bu açıdan en&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “istikrarsız”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; kurumların başında gelmektedir. Her şey birilerinin –ne gibi hesaplarla yapıldığı tam bilinmeyen- iki dudağı arasındadır. Sanki bir laboratuvar ortamının &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“deney kobayları”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; haline getirilir çalışanlar. İçlerinde bazen daha&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “yeni transfer”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; edilenler bile vardır. Genellikle yukarı katlardaki &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“Tanrılar”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;ın önünde bir çizelgeden ibarettir o insanlar. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Başka hiçbir sektörde bu kadar&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “sirkülasyon”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; yaşanmaz. Elbette ki basın da bir &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“özel sektör”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;dür. KİT gibi davranmalarını bekleyemeyiz. Hele de işini yapmayanlar yahut iyi yapmayanlar istihdam edilsin diyen de yok. Ancak bu işin cılkı bu kadar çıkarılmaz ve insanlara &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“oyuncak”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; muamelesi de yapılamaz. Basında &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“çağdaş standartlar”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; denilip duruluyor ama nedense bu konuda bir &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“standart”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; olmasından yana kimse gözükmüyor. Çünkü uygulamanın kendisi bizzat standart haline gelmiş bulunuyor. Hem de en&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “acımasız”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; haliyle… &lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;İnsan bunları görünce toplumun niçin bu kadar şevkle&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “memur olmak”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; istediğini daha iyi anlıyor. Mesleğin ruhuna ve kişiliğimize tümüyle aykırı olsa da insan şaka yollu acaba &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“devlet bir gazete çıkarsa da biz de orada çalışsak”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; (Yandaşlardan bize sıra gelmez nasıl olsa!) diye düşünüyor neredeyse. İddia ediyorum; &lt;b&gt;Bu sektörde (Onun bunun adamı,  yalakası değilsen) çalışanın bir trikotaj işçisi kadar iş güvencesi yoktur. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Bu kapitalizmin bir sonucu mu? Evet! Ya sendikasızlaştırılmanın? Evet! Gazetecilerin bilinçaltında kendilerini &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“emekçi”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;den saymaması? Dayanışma duygularının adeta &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“sıfır”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; olması? (Vazgeçtim dayanışmadan sincice birbirlerinin kuyusunu arkadan kazmasınlar yeter!) Hepsine evet! Ancak dünyanın hiçbir yerinde bu kadar keyfi,  bu kadar zırt pırt &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“tenkisatçılık”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; oynandığı da görülmemiştir. Tüm &lt;b&gt;toplumun haklarını savunmaya kalkan bir mesleğin kendi haklarını savunamaması hayli ironik bir durum&lt;/b&gt; olsa gerek. Bir yönüyle &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“müstahak”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;tır demek geçiyor içimden ama yapamıyorum…&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Bu durum artık o kadar kanıksanmıştır ki belli dönemler veya durumlarda adeta bir &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“tenkisat mevsimi”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; yaşanır. İnsanlar kurbanlık koyunlar gibi akıbetlerini bekler. Önce dedikodular dolaşır ve ne gariptir ki bunlar genellikle doğru çıkar. Sonra ya bir kapıya listeler asılır ya da bir &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“yetkili”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; sizi çağırıp durumu &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“tebliğ”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; eder. Masanızı,  eşyalarınızı toplarsınız. Elbette en kötüsü ve iğrenci de –bir dönem sıklıkla yapıldığı gibi- elektronik giriş kartınız çalışmaz olur. Biraz saf veya toy olanlar bunu kartın veya makinenin bozuk oluşuna yorar ama öyle değildir. Tazminat alanlar sevinir alamayanlar kara kara düşünür. (Alsalar ne olur,  kaç ay dayanabilirler ki?) Yine &lt;b&gt;iş aramalar başlar,  diğer gruplardaki arkadaşların telefonları çevrilir,  oradan buradan &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“haber bekleme”&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;b&gt;ler&lt;/b&gt; başlar. &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;(“Ekip adamları”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; biraz daha şanslıdır.) Aileden &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“görece imkânlılar”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; dayanır,  diğerleri sürünür,  eşten dosttan&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “borç”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; almalar başlar. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Başka sektörlere zıplayanlar (Genellikle Halkla ilişkiler,  basın danışmanlığı,  reklam ve şimdilerde az biraz dizi yazarlığı,  vb) olur. Tümüyle mesleğe küsüp bırakanlar çıkar. Arada tek tük benim gibi kendini kitap yazmaya ya da &lt;b&gt;(10 yıllık işsizlik çok işime yaradı doğrusu. Bu sayede 19 tane kitabım oldu. Beni işsiz bırakanlara teşekkür ederim!)&lt;/b&gt; internet yazarlığına adayanlar da olur. &lt;b&gt;Cepte metelik kalmasa da kuyruğu dik tutuyoruz hiç olmazsa!&lt;/b&gt; (Sevgili Ayla Önder’in kulakları çınlasın. &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“İşsiz Gazetecileri kırpıp kırpıp internet yazarı yapıyorlar”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; demişti geçenlerde!) Fakat işin en kötü yanı da şu bence; insanda kompleks yaratması.&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “Acaba ben kötü bir gazeteci miyim?”,  “İşimi iyi yapamıyor muyum”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; diye düşündürmesi. Kendi payıma bundan daha büyük zulüm düşünemiyorum. Berbat bir duygudur bu… &lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Her neyse! Ben bugün aslında&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “Van Depremi”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;nin algılanışına dair bir yazı yazıyordum. Başlamıştım,  yarım kaldı. Star’daki işten çıkarmalar olunca bu noktaya yöneldim. (Orada durum biraz daha farklı galiba. Bir &lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt;“el değiştirme”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; var ve Uğur Dündar’ın&lt;/span&gt;&lt;b style="font-weight: normal;"&gt; “ekibi”&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; mi budanıyor ne? Fakat sonuç aynı. Neyse,  bu gibi kulislerden aslında hiç anlamam.) Bu konudaki gözlem,  deneyim ,  kanaat ve hissiyatımı aktarabildim umarım…&lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: normal;" /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Tüm meslektaşlarıma geçmiş olsun!..  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Atilla AKAR&lt;/b&gt;&lt;/h3&gt;&amp;nbsp;27 Ekim 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-160494653576955354?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/160494653576955354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=160494653576955354' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/160494653576955354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/160494653576955354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/atilla-akarn-basn-mensuplarnn-basna.html' title='Medyada &quot;Kapı Önüne Koyulma&quot; Duygusu'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-gZaXT22l08E/TvbsUb14mWI/AAAAAAAAADM/NnA-dhwD3eY/s72-c/fotografc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-575468733810814003</id><published>2011-12-18T10:59:00.002+02:00</published><updated>2011-12-21T16:01:15.001+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='White Anglo Sakson Protestan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Milo Ventimiglia'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michael Weston'/><title type='text'>STAJYER DOKTORLAR “ÇETESİ”</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-y3Z4JFxIK-E/Tu2rLzGJg5I/AAAAAAAAAC4/WN2fKqxqBg0/s1600/pathology.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-y3Z4JFxIK-E/Tu2rLzGJg5I/AAAAAAAAAC4/WN2fKqxqBg0/s320/pathology.jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;Batılı toplumlarınsosyal olarak müthiş bir “çürüme” içinde olduğu halkımız arasında yıllardırsöylenir, durur. Bu rivayet sonuna kadar doğrudur fakat bu çürüyüşün henüzbelli olmamasının nedeni ABD, İngiltere, Hollanda, Fransa vs. gibi ülkelerinhâlâ ekonomik olarak güçlü olmalarıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;Toplumlarla ilgilien önemli ipuçlarını ne verir? Bence sanat eserleri… Yazılan kitaplardan,çevrilen filmlerden, çizilen resimlerden, yontulan heykellerden, dikilen binalardan,terennüm edilen şarkılardan yansır ipuçları…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;Diğer sanatdallarını bilemem ama yakından takip ettiğim için söyleyebilirim ki, &lt;b&gt;BatıEdebiyatı ve Sineması gerileme dönemine girdiği&lt;/b&gt; gibi, bu sanatlardan yansıyankarakterler de “zengin ve doymuş” gelişmiş toplumların bireylerinin &lt;b&gt;bıçaksırtında yaşadığının&lt;/b&gt; en büyük göstergesi…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;Yönetmenliğini &lt;b&gt;MarcSchoelermann&lt;/b&gt;’ın yaptığı, 2008 yapımı bir Hollywood ürünü olan “Kadavra”&lt;b&gt;(Pathology)&lt;/b&gt; filmi şu günlerde ülkemiz sinemalarında gösteriliyor. Konusu kısacaşöyle: Harvard Üniversitesi’nden tıp diploması almış olan Dr. Ted Gray &lt;b&gt;(MiloVentimiglia)&lt;/b&gt;, üç aylık adlî tıp stajını yapmak için çok iyi bir patoloji uzmanıolan Jake Gallo &lt;b&gt;(Michael Weston)&lt;/b&gt; ile tanışır. Her ikisi de kendilerinin enanlaşılmaz ölüm sebeplerini ortaya çıkarmada eşsiz olduklarına inanmaktadır.Jake, Ted’i hangisinin daha mükemmel bir cinayet işleyeceğine dair ölümcül biroyuna dâvet eder. Geleceği parlak iki doktor, kimin en iyi olduğunu göstermekiçin son bir yarışa girecektir...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;Milo Ventimiglia’nınbaşarılı ve gelecek vaad eden WASP bir doktoru canlandırdığı film, hastanelerinen dehşet verici bölümü olan morgda geçiyor. Başroldeki genç doktorun bir WASPolduğunu (&lt;b&gt;WASP: White Anglo Sakson Protestan – İngiliz asıllı Beyaz ProtestanHıristiyan&lt;/b&gt;) özellikle vurguluyorum. &lt;b&gt;“Awake”&lt;/b&gt; filminde olduğu gibi bu husus(belki ABD dışındaki seyirciyi ilgilendirmiyor olabilir) gözümüzün içine adetasokuluyor: Genç doktorumuz Harvard mezunu, çok zengin ve nüfuzlu bir adamınkızıyla nişanlı, çok iyi bir yerde meslekî stajını yapıyor, yakışıklı vs...Şimdi, böylesi bir insanın kötü birşey yapacağına kim inanır? Fakat içindesaklı olan canavarın dışarı çıkması için fazla beklemesine gerek kalmayacak.Yanına gittiği Dr. Gallo bu konuda ona rehberlik yapacaktır...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;Bir zamanlarınkovboy filmlerinde &lt;b&gt;‘kötü olan Beyaz Adam bile “aslında” iyi biriydi’&lt;/b&gt; mesajıbinlerce defa nasıl ki işlendiyse, 11 Eylül’den sonra yapılan Hollywoodfilmlerinde de bu alt mesaj yani Beyaz Amerikalıların “yanlış” yapmayacaklarıhassaten vurgulanıyor. Çünkü Beyaz Amerikalılar eğer genel ahlaka ve kanunlaraaykırı bir iş yapmışlarsa bile, bunun muhakkak kabul edilebilir bir nedenivardır. Şayet biri öldürülüyorsa, suçlu ölendir ve cezasını çekmiştir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;“Kadavra” filmindede büyük bir hastanenin adlî tıp servisinde staj yapan 5-6 genç doktor(aralarında sadece Amerikalılaşmış bir Çinli kız var) kendilerine göre“geçerli” sebeplerden ötürü, toplumdaki aşağılıkları ve pislikleri“temizlemekteler”. Çünkü ölenler zaten yaşamayı hak etmemektedirler... Ettikleri&lt;b&gt;Hipokrat Yemini’ni içki kadehlerinin dibinde kaybeden bu Stajyer DoktorlarÇetesi,&lt;/b&gt; aralarına sonradan katılan Dr. Ted Grey’i istemediklerini filmin enbaşında yüzüne açıkça söylüyorlar. Toplum dışına itilme psikolojisi de gençdoktorumuzu ister istemez “onlara” benzemeye yöneltiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-bSxD5Tr8ZKs/Tu2rXDUQ6nI/AAAAAAAAADA/2ctE58Y82DU/s1600/pathology1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="168" src="http://3.bp.blogspot.com/-bSxD5Tr8ZKs/Tu2rXDUQ6nI/AAAAAAAAADA/2ctE58Y82DU/s320/pathology1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;Stajyerpatologlar, cesetlerle o kadar fazla haşır neşir oluyorlar ki, filmiseyrederken “ölüm” ve “öldürme” duygusunu tatmin için kadavralarla oyunoynayıp, cinayet işlediklerini düşünüyoruz. Fakat dakikalar ilerledikçe,görevleri insan hayatını kurtarmak olan doktorların “cezalandırma” ve“temizlik” için katil olduklarını anlıyoruz. Cesetlerin ölüm sebeplerininanlaşılmaması için, bildikleri bütün püf noktalarından sonuna kadar dafaydalanıyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;“Genç, Beyaz,başarılı bir Amerikalıyım, öyleyse her istediğimi yapmaya hakkım var”düşüncesindeki Stajyer Doktorlar, Irak’ta bulunan 150 binden fazla ABDaskerinin psikolojisi hakkında da çok güzel ipuçları veriyor. Gerek Irak’da,gerekse Dünya’nın çeşitli ülkelerindeki Amerikan askerleri kendilerinden başkaherkesi böcek gibi gördüklerinden, yerel halka işkence de yaparlar, tecavüz deederler. Şu anda Dünya’nın en büyük askerî ve iktisadî gücüne sahip birdevletin temsilcileri olarak, kendilerini “üstün insan” konumunda görüyorlar.Tıpkı Roma İmparatorluğu’nun Dünya’yı kasıp kavurduğu çağlarda olduğu gibi...Roma bütün Avrupa’nın, Kuzey Afrika’nın ve Asya’nın bir bölümüne hükmederken,Romalılar da bugünkü ABD askerleri gibi davranıyorlardı. Çünkü kendilerindenhesap soracak bir kuvvet yoktu. Fakat tarih bize göstermiştir ki, zulüm hiç birzaman payidar olmamıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;Alkol, uyuşturucu,seks, para ve bunların üstüne de bencilliğin eklendiği günümüz Batı insanı,maddi ve manevi çürümüşlüğün zirvesinde... İstediği her şeye ama herşeyekavuşan bir insanın sonu neyse, aşırı zenginleşmiş &lt;b&gt;Batılı toplumların fertleride nihilizmin sınırlarında&lt;/b&gt; geziyorlar. Asıl acı olan ise, bizim gençlerimizinde onlara hayran olması... Etrafınıza bir bakın, alkol tüketimi hızla artarken,evlilik kurumu nasıl da aşağılanıyor. Kalblerden din duygusu çıkarılıp, yerine“para tanrısı” yerleştiriliyor. Acımasızlık her geçen gün daha da artıyor.Modernitenin Türkiye’deki uygulayıcıları bunu nasıl başarıyorlar? Uzağagitmeyin. Çocuklarınıza bir sorun lütfen, en sevdikleri film ve kitaplarhangileri? Romantik aile komedileri mi yoksa kan ve dehşetin kol gezdiği korkufilmleri mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 14pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times,serif; font-size: 10pt;"&gt;İslam Gemici,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times,serif; font-size: 8pt;"&gt;13 Temmuz 2008&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-575468733810814003?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/575468733810814003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=575468733810814003' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/575468733810814003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/575468733810814003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/stajyer-doktorlar-cetesi.html' title='STAJYER DOKTORLAR “ÇETESİ”'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-y3Z4JFxIK-E/Tu2rLzGJg5I/AAAAAAAAAC4/WN2fKqxqBg0/s72-c/pathology.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-6562530213758652041</id><published>2011-12-18T10:20:00.000+02:00</published><updated>2011-12-21T16:03:11.044+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radha Mitchell'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Children Of Huan Shi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jonathan Rhys Meyers'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='George Hogg'/><title type='text'>SAVAŞIN ÇOCUKLARI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-q_uQTt_CdKU/Tu2lmcnqEEI/AAAAAAAAACg/JNCKm0_mKEA/s1600/children_1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-q_uQTt_CdKU/Tu2lmcnqEEI/AAAAAAAAACg/JNCKm0_mKEA/s320/children_1.jpg" width="215" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Film, 1937’de Japonlar tarafından işgaledilmiş Çin’de başlıyor. Bölünmüş Çin’in başşehri Nanjing’de kanlı çatışmalarolurken, Şangay’da bulunan Batılı gazeteciler de neler olup bittiğini merakediyorlar. Bunlardan biri de AP’nin genç muhabiri &lt;b&gt;George Hogg&lt;/b&gt;’dur. Hogg, birKızılhaç konvoyuyla Nanjing’e gider. Orada başka gazetecilerin öldürüldüğüneşahit olmasının yanında, Japonların binlerce insanı da katlettiklerini görür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;İngiliz gazeteci Hogg &lt;b&gt;(Jonathan Rhys Meyers)&lt;/b&gt;,Nanjing’de olanların fotoğraflarını da çekip, dönmeye karar verdiğindeJaponların eline düşer. Esir alınan Hogg’un çektiği fotoğrafları gören Japonkomutan onun öldürülmesini emreder. Kılıçla kafası kesileceği esnada komünistÇinliler, Hogg’u kurtarırlar. Japonlara karşı Çinlilere yardım eden bir başkaİngiliz hemşire Lee ile tanışan gazeteci Hogg, Şangay şehrine dönme imkânını dakaybetmiştir. Hemşire Lee’nin &lt;b&gt;(Radha Mitchell)&lt;/b&gt; tavsiyesi üzerine Hogg biryetimhaneye sığınır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;60 kadar Çinli çocuğun kaldığı HuangShi Yetimhanesi berbat durumdadır ve Hogg, Çinli çocuklarla ilgilenir, onlarıntemizlenmelerine ve hayata yeniden tutunmalarına yardım eder. Sonunda savaşınkızıştığı bir dönemde, çocukları Huang Shi’den 1000 kilometre uzaktakiShandan’a götürmeye teşebbüs eder. Bütün sıkıntılara, eziyetlere, engellemelererağmen yetim çocukları Gobi Çölü’nün kıyısındaki şehre ulaştıran Hogg, büyükbir iş başarmanın yanısıra geleceğe yönelik de tohumlar atmıştır. Filmin ilkgörüntüleri &lt;b&gt;“Şangay Genç Hıristiyanlar Derneği Spor Salonu”&lt;/b&gt;nda başlıyor ve ennihayetinde son jenerikte, ne demek istediğimi anlayabiliyorsunuz. Jenerikdeyip geçmeyin, orada sadece isimler yazılı değildir, gerektiğinde gayetyerinde mesajlar da verilebilir ki, &lt;b&gt;“Huang Shi’nin Çocukları”&lt;/b&gt; filminde bu dayapılmış...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;İngiliz gazeteci Hogg’un gerçek hayathikâyesine dayanan filmin öyküsü, Jane Hawksley ve James MacManus tarafındansenaryo haline çevrilmiş. 2007 yılında yapılan ve 2008’de gösterime girenfilmin yönetmeni tecrübeli bir isim olan Roger Spottiswoode. &lt;b&gt;“Tomorrow NeverDies”&lt;/b&gt; gibi James Bond filmleri de çeken yönetmen, eline gelen senaryoyu çokgüzel değerlendirmiş. Hem oyuncu kadrosu olarak son dönemlerin en popülerisimlerinden bazılarını bir araya getirmiş (J. Rhys Meyer, R. Mitchell, Yun-FatChow, Michelle Yeoh), hem de ortaya seyreden herkesin duygulanacağı vebeğenebileceği bir film çıkarmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-left: 1em; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-geNQeY4d6oo/Tu2ly-qX_bI/AAAAAAAAACo/PIVl9jHKkgQ/s1600/Meyers.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="216" src="http://1.bp.blogspot.com/-geNQeY4d6oo/Tu2ly-qX_bI/AAAAAAAAACo/PIVl9jHKkgQ/s320/Meyers.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;Jonathan Rhys Meyers&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Heyecanlı ve zengin bir ailenin çocuğuolan George Hogg, birkaç fotoğraf çekip, savaşla ilgili güzel bir hikayeyazmanın peşinde olan bir gazeteciyken, gördükleri karşısında olgunlaşır vehatta kendisindeki bu değişikliği de “kavga edilmesi gereken zamanlar davardır” cümlesiyle seyirciye deklare eder.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Sinema ile propaganda arasındakiilişkinin ne kadar önemli olduğunu anlayabilmek için, bu filmi mutlakaseyretmeniz gerekmiyor. Ancak seyredecek olursanız şunu göreceksiniz: Japonlar,zavallı Çinlileri acımasızca katlettiler... Hayatta hiç bir zaman boyuneğmeyeceksin ve direneceksin... Çinliler çok iyi insanlardır... Japonlar çokkötüdürler... İngilizler (dolayısıyla Batı Avrupalılar) yardımsever ve barışçıinsanlardır, kimsenin tırnağı incinsin istemezler... Eğer İngilizler bir ülkeyegitmişlerse, muhakkak iyilik yapmak için gitmişlerdir, çünkü İngilizler kimseyekötülük yapmazlar... vesaire...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Filmin en etkileyici sahnelerindenbirisi, yüzlerce sivil Çinli savaştan kaçarken, Japon uçakları tarafındanacımasızca bombalanırlar. Bu sırada İngiliz gazeteci George Hogg da o konvoyunyanında yürümekte, bir anne ve dört çocuğuyla sohbet etmektedir. Düşenbombalardan dolayı anne ölür, çocuklar yaralanır ve Hogg o çocukları Huang Shiyetimhanesine getirir. Bombalama sahnesini seyrederken tüyleriniz diken dikenoluyor. “Bu ne vicdansızlık!” diye isyan ediyorsunuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Bir diğer çok etkileyici sahne de,Çinli askerler kaçarken onlarla birlikte seyahat eden hemşire Lee yol kenarındaölmek üzere olan yaralı bir Çinli askere yardım eder. Yaralı Çinli’yi kurtarmakiçin çırpınan hemşire, onu orada bırakarak yanından ayrılmak mecburiyetindekaldığında, ölmekte olan adam son bir gayretle hemşireye öyle bir bakar ki,gözlerindeki minnet ifadesini anlamamak için aptal olmak gerek... Hemşire Leede gözyaşları içerisinde yaralı askere bakarken, kamyon uzaklaşır... Müzik veefektlerin eşliğinde bu görüntüler, filmi seyreden herkesin tüylerini dikendiken yapar. 3 saatlik bir konferans verseniz, filmin içerisinde ancak birdakika kadar bir yer tutan bu sahnenin sağladığı etkiyi temin edemezsiniz.&lt;b&gt;Sinema işte böyle birşeydir.&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PpiiW3p__mw/Tu2mHMkfusI/AAAAAAAAACw/Y6YcUroFj_I/s1600/toplu.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-PpiiW3p__mw/Tu2mHMkfusI/AAAAAAAAACw/Y6YcUroFj_I/s320/toplu.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Çin Radyosu’nun internet sitesinde“Nanjing Katliamının 70. Yıldönümü Dolayısıyla Çekilmiş Filmler” başlıklısayfasına göz atınca, konuyla ilgili olarak birden çok film yapıldığını gördüm.Sitede “yönetmen Lu Chuan tarafından çekilmekte olan &lt;b&gt;‘Nanjing! Nanjing’&lt;/b&gt; adlıyapım; Çin-Almanya ortak yapımı &lt;b&gt;‘John Rabe’&lt;/b&gt; ve çekimi tamamlanmış olan &lt;b&gt;‘TheChildren Of Huan Shi’&lt;/b&gt;nin dikkat çeken filmler arasında yer aldığı” yazılıydı.Nanjing Katliamı'nın 70. yıldönümünün anıldığı günlerde düzenlenenetkinliklerde konuşan Çinli yönetmen Lu Chuan ve diğer iki yabancı yönetmen, buacılı tarihin asla unutulmaması gerektiğini vurgulamışlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Nanjing Katliamı diye bir hadiseyibugüne kadar duymamıştım ve bundan sonra da duymayacaktım. Fakat olayın 70.yıldönümüne yönelik 4-5 tane film çekilip de, dünya sinemalarında gösterimegirince, öğrenmiş olduk. Bir insan olarak, tabii ki, yaşananları öğreninceüzüldük. Ancak Çin Devleti’nin yüzlerce yıldır &lt;b&gt;Doğu Türkistan’daki Müslümanlarayaptığı zulümden kimsenin haberi yok&lt;/b&gt; ve kimse de üzülmüyor. Neden? Sebebibelli: &lt;b&gt;Doğu Türkistanlıların yaşadığı katliamı finanse edecek kimse yok&lt;/b&gt; daondan! Şayet Doğu Türkistan’daki soydaşlarımıza, dindaşlarımıza yardım etmekistiyorsak, yapılacak tek şey var: Doğu Türkistanlı mazlum Müslümanlarla ilgiliromanlar yazmak ve sonra da bunları kaliteli birer film haline getirmek! Yoksabaşkalarının yaptığı propaganda soslu filmleri seyredip, kendi kendimize “ahvah” eder dururuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;İslam Gemici,&amp;nbsp;15 Eylül 2008&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-6562530213758652041?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/6562530213758652041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=6562530213758652041' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/6562530213758652041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/6562530213758652041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/savasin-cocuklari.html' title='SAVAŞIN ÇOCUKLARI'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-q_uQTt_CdKU/Tu2lmcnqEEI/AAAAAAAAACg/JNCKm0_mKEA/s72-c/children_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-4490124149450918977</id><published>2011-12-16T19:32:00.000+02:00</published><updated>2011-12-21T16:08:06.232+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='savaşçı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özgürlük'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sibirya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ressam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İvanoviç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çoros'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Grigoriy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gurkin'/><title type='text'>ALTAYLAR’DA BİR KARTAL: ÇOROS GURKİN</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-rrV6KcwqQQw/TuuAesvcyKI/AAAAAAAAABo/kA7zd6ts3NY/s1600/coros_gurkin.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="162" src="http://1.bp.blogspot.com/-rrV6KcwqQQw/TuuAesvcyKI/AAAAAAAAABo/kA7zd6ts3NY/s320/coros_gurkin.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Tam ismi Grigoriy İvanoviç Çoros Gurkin olanressam, aynı zamanda Türkolog, etnograf ve Sibirya Türkleri’nin bağımsızlıkönderlerinden biridir. Doğrusunu söylemek gerekirse, son dönemde &lt;b&gt;İsmet Özel&lt;/b&gt;ismiyle birlikte yeniden gündeme gelen &lt;b&gt;“Türk ve Türklük”&lt;/b&gt; kavramları da,Sibirya’da yaşayan bütün Türk boylarının efsaneleştirdiği bu isme biraz dahadikkatle bakmama sebep oldu. Ne de olsa Türk kelimesi artık sadece içiboşaltılmış olarak, Türklüğe layık olmayanların dilinde sakız halegetirilmişti. Çünkü Türk denilince, Güzellik Yarışmaları’nda yarı çıplak boygösteren genç kızlarımız, eli silahlı uyuşturucu satıcısı Mafya katilleri,Amerika ve Avrupa’dan sınır dışı edilmeğe çalışılan ürkek bakışlı esmerinsanlar ve de en kötüsü Tarkan isimli pop müzik şarkıcısı ve benzerleri hatırageliyor. Fakat unutmamamız gereken bir şey var ki, hâlâ yeryüzünde yüzmilyonlarca Türk yaşıyor. Gözleri yaşlı, yürekleri buruk, boyunları bükük. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Amahâlâ dünya üzerinde Türkler yaşıyor ve düşmanları da onlardan korkuyorlar.Korkulacak hiçbir şeyleri kalmasa bile, “Türk” denilince, hele de “MüslümanTürk” denilince, Haçlı ve Siyon zihniyetinde olanlar, bu pençeleri bileğindenkesilmiş, bir köşeye kıstırılmış yaralı aslandan korkuyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif;"&gt;Bir Özgürlük Savaşçısı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Önce Gurkin’in kim olduğundan bahsetmek gerekir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Bir Altay Türk’ü olan Gurkin, 1870 yılında GüneySibirya’nın Altay bölgesinde, o zamanki adıyla “Ulalu” şimdiki ismiyle“Gorno-Altaisk” olan şehre bağlı Caş Tura’da doğmuş. 1878-1883 yıllarıarasında, Rus Ortodoks misyoner din adamlarının açtığı okula gitmiş. Resimkonusunda çok yetenekliymiş. &lt;b&gt;1897 senesinde Petersburg’daki Sanat Akademisi’negirmek için&lt;/b&gt; çok gayret sarf etse de, müracaatta geç kaldığı için okula kabuledilmemiş. Ressam İ. İ. Şişkin ile tanışan Çoros Gurkin sekiz ay kadar onunlakalmış ve ondan resim dersleri almış. Kabiliyetinden dolayı, 1899 yılında PetersburgResim Akademisi’ne sınavsız olarak kabul edilmiş. Dört yıllık eğitiminitamamlayan Gurkin, memleketine dönerek resim yapmağa ve &lt;b&gt;Altay Masalları&lt;/b&gt;’nıderlemeğe başlamış. Altay dağlarının, göllerinin, nehirlerinin ve yerli halkıngündelik yaşayışının tablolarını yapmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;1917 yılında halkının özgürlüğünü savunabilmekümidiyle politikaya atılan ve Altay Meclisi’ne seçilen Gurkin, 1918 yılındayapılan halkoylaması sonucu kurulan &lt;b&gt;Altay Cumhuriyeti&lt;/b&gt;’ni sevinçle karşılamış.Rus Çarı’nın ve adamlarının yoğun baskılarından, işkencelerinden gözleri yılmışolan Altay Türkleri de, &lt;b&gt;1917 Bolşevik İhtilali&lt;/b&gt;’nden sonra bütün Türktoplulukları gibi, komünistleri desteklemişler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Türk boylarının neden komünistleri desteklediğikonusuna biraz eğilecek olursak: 17. yüzyılın ilk senelerinde başlayıp, yüzyılboyunca devam Kırgız – Rus savaşının ardından, Çarlık Rusya’sı, yoğun olarakhem dinsel hem de politik olarak baskıya girişmiştir. Bu politikanın temelindebir çok sebep yatmaktaydı. Bunlardan en başta geleni, boyunduruk altınaalınmağa çalışılan Kırgız Türklerine (ve genel olarak Sibirya’daki bütün Türkboylarına) Ortodoks Hıristiyanlığı çeşitli metotları kullanarak benimsetmek vebu suretle bu halkları, hem maddi hem de manevi olarak Rus devletine bağlamağayönelik siyasettir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Ancak o dönemde Çarlık Rusyası’nın sarf ettiğibütün gayretlere rağmen, Türk toplulukları inançlarından ve geleneklerindenvazgeçmemiş, bilakis onu korumuş ve yaşatmağa çalışmışlardır. Uygulanan ağırbaskılara ve işkencelere dayanamayan halklar, biraz da bu ağır hayat şartlarınıhafifletmek için vaftiz olmağı kabul etmişlerdir. Ancak &lt;b&gt;Ruslara olan nefretleriiçten içe devam etmiş, dillerini korumuşlar&lt;/b&gt; ve ilk fırsat (1917 komünistihtilali) ellerine geçtiğinde de isyan etmekten geri durmamışlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Ortodoks Hıristiyan yapılmak istenen Abakan(Yenisey) Türkleri, papazlar tarafından anlatılan bu yabancı dinin ne kadardoğru olduğunu araştırmak için çeşitli teşebbüslerde bulunmuşlardır. Buçerçevede 1897 yılının yaz aylarında 6 Kırgız (Hakas Türk’ü) toplanarak, “buOrtodoksluk nedir?” diye araştırmak üzere, o zaman Osmanlı topraklarına dahilolan Filistin’e doğru yola çıkmışlardır. &lt;b&gt;Hakasya’nın başşehri Abakan’danKudüs’e kadar uzanan&lt;/b&gt; meşakkatli bir yolculuğun sonunda, kendilerineanlatılanlar Ortodoks öğretilerin birer safsata olduğunu anlamışlar. Tekrar atayurtlarına dönen bu 6 Hakas Türkü, kendi insanlarına, öğrendikleri doğrularıanlatarak Hıristiyanlığa karşı çıkmakla kalmamış, Ruslar’a karşı başlatılanmücadelenin büyümesine de katkıda bulunmuşlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times,serif; font-size: large; text-indent: 35.4pt;"&gt;Ortodoksluğu yaymak için Sibirya’da açılan Rusmisyoner okullarına, Sibirya’da yaşayan çeşitli etnik halklardan gençlergetirilerek, bunlara zorla eğitim verilmiştir. Bu misyoner okullarında yetişenve bilimin zirvelerine tırmananlardan biri Hakas Türkleri’nden &lt;b&gt;NikolayKatanoff&lt;/b&gt;, bir diğeri Altay Türkleri’nin ressamlarından olan Grigoriy ÇorosGurkin’dir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Bu okullarda verilen eğitim öğretimin bilimselolmaktan çok, Ortodoks Hıristiyanlığı yaymağa yönelik olduğunu anlamak veSibirya’da yaşayan (Türkler de dahil) Rus olmayan toplulukların Ruslaştırılmasıve böylece ortadan kalkmalarını sağlamak için olduğunu idrak etmek içinaşağıdaki metne bir göz atmak yeterlidir. Yenisey Ruhban Mecmuası’nın 6.sayısının 174. sayfasında bulunan ve Rus misyonerlerin fikirlerini yansıtanparagrafta şöyle yazılıdır: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;i style="font-family: Times,serif;"&gt;“…Sibirya’dakitundra ve bozkırlarımızda bu yarı yaban yaşayan göçebeleri… tıpkı Çüd, Merya,Vyatiçler vb. (halkların) eski zamanlarda soyu tükenerek Rus halkıyla tamamenbütünleştiği gibi Ortodoks dinimizi kabul ederek, kendileri de (yeryüzünden)silinerek Ortodoks Hıristiyan Rus insanlarına dönüşemezler mi?..”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Rus Çarlığı’nın baskılarına karşı, 1917 Ekim İhtilaliolunca, bütün Sibirya halkları refleks olarak komünistleri desteklemişler.Fakat kısa sürede bu mazlum toplulukların bütün ümitleri boşa çıkmıştır. Bunugören Hakas Türkleri 1920’li yıllarda kan ve silah zoruyla kurulmak istenenproletarya diktatörlüğüne karşı yurtlarını savunmak üzere savaşabaşlamışlardır. Sovyet Ruslar bu direnişi çok şiddetle bastırmışlar, “resmî”tarih kitaplarında rastlanmayan bir katliam yapmışlardır. Bunun üzerine Hakas,Altay, Tuva ve Dağlık Şor Türkleri’nin aydınları birleşip, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b style="font-family: Times,serif;"&gt;“Güney Sibirya Türk Cumhuriyeti”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;nin kurulması için çalışmalarabaşlamışlardır. Bunu hazmedemeyen Stalin, korku ve ölüm yıllarının başladığıbir döneme imza atmış ve sadece Hakas Türkleri’nden on bin kişiyi zorla sürgüneyollamıştır. Diğer Türk toplumlarının da bu zulümden payını almadığını söylemekherhalde yersiz olur. Bu korkunç yıllarda yargısız infazlarla katledileninsanların tamamının sayısını tesbit etmek maalesef mümkün değildir. SovyetRuslar’a göre bu insanların tek suçu vardır: Turancılık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Çoros Gurkin’in yaşadığı dönemi kısacabetimlemeğe çalışırken bile, manzaranın korkunçluğu kendini hemenhissettirmektedir. Yaşadıkları zulmün dehşetini gören &lt;b&gt;Altaylı Türk aydınlar veGurkin, vakit kaybetmeden Ruslara karşı mücadeleye başlarlar&lt;/b&gt;. Sibirya’dakibütün Türk boylarını içine alacak “Karakorum” adında bağımsız bir devletkurmağa niyetlenirler. Hatta bu maksatla küçük bir de ordu kurarlar. Fakatkomünist Ruslar’a karşı savaşırken, 1918 yılının Aralık ayında bölgeyi işgaleden Amiral Kolçak komutasındaki Çarlık yanlısı kuvvetlere esir düşen Gurkin,esaretten ancak 1919 yılının Nisan ayında kurtulur. Özgürlük mücadelesinindevamı gelmeyince, Gurkin önce Moğolistan’a, sonra da Rus partizanları ile TuvaCumhuriyeti’ne gider.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Resim çalışmalarını 1921 ile 1926 yıllarıarasında, o zamanlar bağımsız olan Tuva Cumhuriyeti’nde sürdüren Gurkin, oradanayrılarak 1934 yılına kadar Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistanve Azerbaycan’ı dolaşır. Gurkin’in Sibirya Türkleri için hayal ettiği bağımsızTürk devleti projesi içinde Tuvalılar da vardır. Bu yüzden Tuva TürkleriGurkin’e büyük bir sevgi duyarlar. Kendisini bağrına basan Tuva Cumhuriyeti’ndekaldığı yıllarda devlet memuru olarak hayatını sürdüren Gurkin, 1934 yılındadöndüğü ata-yurdunda diktatör Stalin’in kızıl polisi tarafından TürkMilliyetçisi suçlamasıyla tutuklanır. Çoros Gurkin, 1937 yılında idama mahkumedilir ve 10 Ekim 1938’de Stalin’in cellatları tarafından ensesine bir kurşunsıkılarak hunharca öldürülür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;1926 senesinde Rus şair G. Vyatkin ile birlikteAltay Masalları’nı yayımlayan (G. Vyatkin, Ç. Gurkin, Altayskie Skazki,Novosibirsk, 1926) Gurkin’in 4000’e yakın eseri bulunmaktadır. Çilekeş özgürlüksavaşçısı ressamın en önemli eseri &lt;b&gt;“Han Altay”&lt;/b&gt; isimli tablosudur. 1907 yılındayaptığı bu resim yüzünden 1937’de “Pantürkist Ressam” olarak suçlanır ve1938’de idam edilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Gurkin 1907’de yaptığı Han Altay tablosunu, 1936yılında yeniden yapar. Ancak resim ikinci yapılışında biraz değişiktir. Yaptığıilk tabloda “Altay Dağları’nın zirvesinde bir kayanın üstünde bir kartalbulunmaktadır. Bu &lt;b&gt;kartal Altay’ın manevî koruyucusu ve bağımsızlığını temsil&lt;/b&gt;etmektedir. Tabloda Altay Dağları’nda yeşermiş bir çam (Karagay) ağacı vardır.Bu ağaç da Altay Türkleri’ni temsil etmekteydi. Bu çamın hemen yanında üç küçükfidan vardır. Bu fidanlar da Altay’ın geleceğini kuracak olan gençleri”simgelemekteydi. Gurkin aynı tabloyu 1936’da yani 29 yıl sonra tekraryaptığında ise, resimdeki değişiklikler “gerçek hayatta nesilleri tüketilenTürkler’in dramının yansımasını” anlatmaktaydı. Resimdeki değişikliklerşunlardı: Altay’da kanatlarını açmış olan kartal artık yoktur. Çam ağacı (&lt;b&gt;Karagay&lt;/b&gt;)ise iyice cılızlaşmış haldedir ve küçük fidanlar da yok olmuştur. Bunlarlabirlikte çamın hemen yanı başında Ruslar’ı simgeleyen bir başka çam büyümüştür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;“Pantürkist” suçlamasıyla 1938’de idam edilenGurkin’in yaptığı resimler de “Pantürkist san’at eserleri” olaraknitelendirilmiştir. Zaten 1937-1938 yıllarında Türk boyları arasında yetişmişolan aydınların tamamı, Ruslar için “Pantürkist”tir. Dağ başında çoban olarakyaşamak dururken, Türkler’in bilim adamı, san’atkâr, siyasetçi olmak neyinedir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;O yıllarda pek çok bilim adamının eserleri“Pantürkist” olmakla suçlanarak, üretenler cezalandırılmışlardır. Türkaydınlanmasının bütün temsilcileri gibi, Gurkin’in de ortadan kaldırılmasıgerekmekteydi ve yaptığı bir san’at eseri bahane edilerek öyle de oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;Türk dünyası, 1938 yılı sonbaharında sadece birressamı değil, aynı zamanda etnograf, Türkolog ve özgürlük mücadelesinin yılmazöncüsü bir efsaneyi kaybetti. Ancak onun hatırası, hâlâ Sibirya Türk boylarıarasında bir “kahraman” olarak anılmaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Times,serif; font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;Serseriler, İslâm Gemici, Emre Yayınları, İstanbul 2006&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-4490124149450918977?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/4490124149450918977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=4490124149450918977' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4490124149450918977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4490124149450918977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/altaylarda-bir-kartal-coros-gurkin.html' title='ALTAYLAR’DA BİR KARTAL: ÇOROS GURKİN'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-rrV6KcwqQQw/TuuAesvcyKI/AAAAAAAAABo/kA7zd6ts3NY/s72-c/coros_gurkin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-4384242428036680364</id><published>2011-12-14T23:01:00.001+02:00</published><updated>2011-12-21T16:07:22.051+02:00</updated><title type='text'>Son Bizans İmparatoru Nasıl Öldü?</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-82r6sTyODic/TukOlBPTexI/AAAAAAAAABY/J1CSKIrVjlY/s1600/bizans_kategori_manset_855.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-82r6sTyODic/TukOlBPTexI/AAAAAAAAABY/J1CSKIrVjlY/s1600/bizans_kategori_manset_855.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;Konstantin’inakıbetini Türk kaynaklar başka, Bizans eserleri başka türlü göster­mektedir.&lt;b&gt;Türk kaynaklarına göre,&lt;/b&gt; 29 Mayıs gecesini “Porfirojenet = Tekfur” sarayındageçiren imparator, sabaha karşı Türklerin, kalelere hâkim olduklarını haberalınca birlikleriyle birlikte Ayasofya’ya çekilmeye başladı. Bugünkü Zeyrek(Aksaray – Unkapanı arası) semtine varmıştı ki, o sırada Unkapanı bölgesindenşehre girmiş olan Türk denizcilerine rastladı. Bu denizciler, bu kalabalığıkendilerine saldı­racak zannederek üzerlerine atıldılar. Bu arada imparator datanınmayarak öldürül­dü. Ölüsü sonra, Fatih’in aratması üze­rine çizmelerindenbilinip kaldırıldı. Bazı kaynaklar da, Edirnekapısı taraflarında öl­dürüldüğünü yazarlar.Mezarı’nın da Vefa'da olduğu söylenmektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;&lt;b&gt;Bizanseserlerinde,&lt;/b&gt; Konstantin’in ölümü hakkındaki ifadelerde büyük anlaşmazlıklarvardır. Mesela, imparatorun en yakın ada­mı olan muharrir Françis şöylediyor:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt; “Sevgili imparatorumuzun akıbetini bilmi­yoruz. Çünkü son saatte kendiadamların­dan hiçbiri yanında bulunmadı. (Şlomberje, sayfa 299)”.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;Dolayısıyla,imparatorun ölümünün tar­zı hakkında yazılan yazıların hepsi sonra­danuydurmadır. Onun Türklere şöyle sal­dırdığı, sayısız Türkleri kırdığı, enson “beni öldürecek bir Hıristiyan yok mu!” diye bağırdığı hakkındaki sözlerin topyekûnu,yanan kalblere su serpmek, gö­nülleri ona çekip bağlamak maksadıyla yapılanatıflardan başka bir şey değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;İşinhakikatine gelince, o sırada İstanbulda bulunup mükemmel bir ruznâme tutan vebıraktığı esere Avrupalılarca paha biçilmeyen Venedikli Barbaro söyle­mektedir:“İmparator, Türklerden kaçan müdafiilerin ayakları altında ezilerek öl­müştür(Şlomberje sayfa 301)”. Bunun böyle olduğunu söyleyen başka eserler de vardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;Netice:Türlü romantik hevesler, çeşitli siyasi kaygılar, dinî ve millî gayretler vebir hayli septik jestler ile şişirilip uçurulan Konstantin’e hakikat gözü ilebakılırsa o, işte budur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="NormalWeb2" style="background: white;"&gt;&lt;span style="color: windowtext;"&gt;VeHammer de, son imparator Konstantin hakkında dikkate değer şu cümleyi sarf etmiştir: “Paleologlar, ted­birsizliklerive alçaklıklarıyla çok defalar tehlikeye düşürmüş oldukları bir tacıkaybederek, Bizanslılar, bir daha başkaldırmamak üzere yabancı (Türk) bo­yunduruğunaboyun eğdiler.” (Ata Bey Tercümesi: Cilt 2 sayfa 302)”.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-4384242428036680364?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/4384242428036680364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=4384242428036680364' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4384242428036680364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/4384242428036680364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/son-bizans-imparatoru-nasl-oldu.html' title='Son Bizans İmparatoru Nasıl Öldü?'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-82r6sTyODic/TukOlBPTexI/AAAAAAAAABY/J1CSKIrVjlY/s72-c/bizans_kategori_manset_855.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-95180484387258434</id><published>2011-12-14T11:06:00.002+02:00</published><updated>2011-12-14T11:06:51.048+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam gemici'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='galata'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köprü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='balıkçılar'/><title type='text'>Galata Köprüsü Balıkçıları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-421a90ce9da05218" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v20.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D421a90ce9da05218%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1329895755%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1FFDD686A9388BF102948A9DC61CE2BCD51634BA.712A18CAABE17D0368571CDA5A467DCECF984BEB%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D421a90ce9da05218%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D1QbtN-EM0mDNPCth9mFF91LDJuU&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v20.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D421a90ce9da05218%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1329895755%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1FFDD686A9388BF102948A9DC61CE2BCD51634BA.712A18CAABE17D0368571CDA5A467DCECF984BEB%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D421a90ce9da05218%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D1QbtN-EM0mDNPCth9mFF91LDJuU&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu kısa filmi yapmak için değişik saatlerde 4 gün galata köprüsüne gittim. çekimleri yaparken kimsenin dikkatini çekmedim çünkü turistler orada devamlı olarak fotoğraf çekiyorlar. kimsenin umurunda olmadan çalışmak güzel birşeydi. neyse, işte böyle...&lt;br /&gt;kamera, montaj, senkron, metin (herbirşey): islam gemici, seslendirme: yusuf orhan gemici&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-95180484387258434?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/95180484387258434/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=95180484387258434' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/95180484387258434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/95180484387258434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/galata-koprusu-balkclar.html' title='Galata Köprüsü Balıkçıları'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-1765456424914425656</id><published>2011-12-14T09:57:00.000+02:00</published><updated>2011-12-21T16:09:11.740+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='temel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gramer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='televizyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kavram'/><title type='text'>Film Grameri / Temel Kavramlar</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sqzZLFgVNVg/TuhWn0_iykI/AAAAAAAAAAc/9Ey4k6JI0Dg/s1600/FISHER-KING.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-sqzZLFgVNVg/TuhWn0_iykI/AAAAAAAAAAc/9Ey4k6JI0Dg/s1600/FISHER-KING.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;"Balıkçı Kral" filminin afişi&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;AÇI (angle):&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;Görüntülenenkonuyla ilintili olarak kameranın görüş açısı. Yüksek/üst açılı çekim konuyu&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;yukarı(sın)dan,&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;alçak /&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;alt açılı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;çekim&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;ise aşağı(sın)dan görüntüler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;AÇIK FORM (open forms):&lt;/b&gt; Genellikle gerçekçifilmciler tarafından kullanılan, düzenlenmemiş kompozisyonlara ve aşikârbiçimde gelişi güzel tasarımlara ağırlık veren müdahalesiz çerçeveler. Çerçevegeçici sınırlandırma aracı, eylemin bazı kısımlarını rastlantısal olarak kesipatan bir pencereymişçesine kullanılır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;A-GRUBU FİLM (A-film):&lt;/b&gt; ABD’de stüdyo sistemidöneminde, genellikle önemli yıldızlar ve büyük bütçeyle gerçekleştiren önemliyapımları tanımlamak için kullanılan bir terim.&amp;nbsp;Salonlarda iki film gösterildiğinde esas filme işaretletmektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;AKSESUAR (prop):&lt;/b&gt; Bir filmdeki taşınabilen eşyalar:kitap, tabanca, masa vb.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;ALÇAK IŞIK (low key):&lt;/b&gt; Gölgeleri ve ışıklı alanlarıoluşturan, atmosfer yaratan aydınlatma tarzı. Genellikle gerilim filmlerinde,gizemli filmlerde kullanılır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;ALT AÇILI ÇEKİM (low-angle shot):&lt;/b&gt; Konunun aşağıdangörüntülenmesiyle elde edilen çekim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;ALTMETİN (subtext): &lt;/b&gt;Bir oyun ya da filmin dilininaltında/arkasında yatan dramatik imaları tanımlamak için kullanılan bir terim.Bir metnin dilinden tümüyle bağımsız olan fikirler ve duygularla ilgilidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;ANA İLGİ/ ESAS MERAK (intrinsic interest):&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Filmsel görüntüde, dramatik ya da bağlamsalönemi nedeniyle, öyle ya da böyle hızla dikkatimizi çekmesi istenen alan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;ANAHTAR IŞIK (key light):&lt;/b&gt; Bir çekimdeki ana ışıklandırmakaynağı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;ANAMORFİK MERCEK (anamorphic lens):&lt;/b&gt; Fransa’da 1.Dünya Savaşı sırasında, askerî amaçlar için geliştirilip kullanılan geniş açılıbir mercektir ve 180 derecelik bir görüş alanı sağlar. Önceleri deneyselbiçimde filmlerde kullanıldıysa da,1952’de patent haklarının Amerikalılarcasatın alınması ticari sinemada, geniş perde sistemi içinde yaygın biçimdekullanılmasına olanak tanımıştır. Sinemascope bu merceğin iki aşamalı (çekimdeve gösterimde) kullanımıyla elde edilir. Kameradaki mercek, görüntünün 1/2 oranındasıkıştırarak 35 mm’lik filme kaydedilmesini sağlar, daha sonra göstericininaynı nitelikteki merceği bu işlemi tersine çevirerek, perdede 1:2.35’likçerçeve boyut oranına sahip görüntüyü yansıtır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;ARKA KISIM (back lot):&lt;/b&gt; Stüdyo döneminde -yüzyıl başıapartman blokları, sınır kasabası, bir Avrupa köyü gibi- genel mekânlarınyalnızca dış cephelerinden oluşan dekorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;ARKADAN IŞIKLANDIRMA (back lighting):&lt;/b&gt; Bir çekimdeaydınlatmanın, setin arkasından yapılması ve böylece öndeki figürleri yarıkaranlıkta ya da siluet halinde bırakması.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;ARKETİP (archetype):&lt;/b&gt; Ardından şeylerin biçimlendiğiilk (orijinal) model ya da tip. Arketipler, bilinen öykü kalıpları, evrensel tecrübelerya da kişilik tipleri olabilir. Mitler, masallar, türler ve kültürelkahramanlar, genellikle arketipseldir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-D5B2ZMEvlkw/TukPv_lWYkI/AAAAAAAAABg/amBurMgrVTg/s1600/gozlerindeki-sir.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="194" src="http://3.bp.blogspot.com/-D5B2ZMEvlkw/TukPv_lWYkI/AAAAAAAAABg/amBurMgrVTg/s320/gozlerindeki-sir.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Oscar ödüllü "Gözlerindeki Sır" filminin afişi&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;b style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;ASLINA SADIK UYARLAMA (faithful adaptation):&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 16px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;Özel edebî tekniklerin sinemasalkarşılıklarını bulup kullanarak orijinalin özünü yakalayan, edebi bir yapıtadayalı film.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;AVANGARD/AVANT-GARDE (avant-garde):&lt;/b&gt; “Ön saflarda”&amp;nbsp; anlamına gelen Fransızca bir terim.Uylaşımların dışında kalışla ve belirsiz, tartışmalı ya da yoğun biçimdekişisel düşünceler barındırışla nitelendirilen ürünleri içerir; azınlıkta olan sanatçılar,yapıtlar ya da böyle bir sanatsal yaklaşım için kullanılmaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;AVRUPA SİNEMASI:&lt;/b&gt; Böyle bir sinemadan söz etmekAvrupa’da devamlı, dengeli ve ideolojik bir bütünlük taşıyan sinema olmadığı,uzun yıllar devam eden soğuk&amp;nbsp;savaşın&amp;nbsp;etkilerini&amp;nbsp; hiçe&amp;nbsp;saydığı&amp;nbsp;için&amp;nbsp; anlamsızdır.&amp;nbsp;Dolayısıyla,&amp;nbsp; özellikle Hollywood’unkullandığı gibi homojen bir anlam içerecek biçimde kullanılamaz. ABD’denAvrupa’ya bakışta, 1920’lerle birlikte böyle bütünlüklü bir sinema kavramının,en azından Hollywood’dan farklılığı vurgulamak amacıyla kullanılıp yerleştiğigörülüyor. Gerek sanatsallığa daha fazla ağırlık, gerekse cinselliğe daha çokyer vermesi nedeniyle, Avrupa ülkelerinin filmleri, Hollywood tarafından toplucaadlandırılabilmiştir. Bu adlandırmanın temel nedeni ise,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt; dünya pazarı açısındanHollywood’a rakip olabilecek sinemaların Avrupa ülkelerinde bulunmasıydı.Avrupa sineması kavramı daha sonraki daha sonraki dönemlerde, bu iki kutbundışında kalan ülkelerde de kullanılmaya başlandı ve ticari filmler için Hollywood,sanat filmleri için de Avrupa örnek gösterildi. Amerikan sinemasının dünyapazarındaki gücünden bir şey yitirmemesi karşısında zayıflayan ulusal sinemalar,çeşitli koruma ve destekleme yöntemleriyle canlandırılmaya çalışılıyor, sinemada‘farklı’lığın, ‘sanatsal’lığın ve ‘ciddi’liğin Avrupa’ya has olduğu imgesidestekleniyor. Avrupa ülkeleri Amerikan pazarına sızma konusunda çok sınırlı başarıkazanabildiklerinden,&amp;nbsp;daha çok kendi girişimlerinidesteklemeye, Hollywood’un gerçekleştiremeyeceği biçimde yerel kültürelözelliklere dayanmaya ümit bağlamış bulunuyorlar. Amerikan hâkimiyetine enfazla direnç gösteren Fransa’da bile durumun giderek ABD şirketleri lehinedeğiştiği gözleniyor.&amp;nbsp; Örneğin,&amp;nbsp; 1981’de İngiltere pazarında ABD’nin payı&amp;nbsp; % 81 ama Fransa’da %35 iken, on yıl sonraFransa’da oranın % 59’a çıktığı görülüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;AYRINTI ÇEKİM (extreme close-up, ECU):&lt;/b&gt; Bir kişi yada nesnenin çok yakından ayrıntılanmış görünümü. Bir oyuncunun ayrıntı çekimi,onun gözü, ağzı ya da parmağı olabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;B GRUBU FİLM (B-film,B-movies):&lt;/b&gt; Amerika’da büyük stüdyolar döneminde, genellikle ikinci film olarakgösterilen düşük bütçeli filmlere verilen ad. Bu filmlerde nadiren yıldızoyuncuya rastlanır ve bunlar, gerilim, western, korku gibi popüler türlerinformları içinde yer alırlar. Büyük şirketler, sözleşmeleri altındaki yeniyetenekler için bu filmleri sınama ortamı olarak kullanmışlardır. Hollywood sistemiiçinde, 1948 yılında, tekelleşmeyi yasaklayan yasaya dayalı olarak yapım, dağıtım,&amp;nbsp; gösterim&amp;nbsp;zincirlerinin&amp;nbsp; kırılması&amp;nbsp; sonucunda&amp;nbsp;bağımsız&amp;nbsp; yapımcılığın canlanmasıyla‘major’lar arasında çok yoğun bir rekabet doğdu. Bu durum, ‘iki film birden’uygulamasını büyük ölçüde ortadan kaldırdı ve şirketler ağırlığı büyük bütçeliyapımlara verdi. Böylece B Grubu filmlerin yapımı da büyük ölçüde son buldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;./..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-1765456424914425656?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/1765456424914425656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=1765456424914425656' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/1765456424914425656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/1765456424914425656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2011/12/film-grameri-temel-kavramlar.html' title='Film Grameri / Temel Kavramlar'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-sqzZLFgVNVg/TuhWn0_iykI/AAAAAAAAAAc/9Ey4k6JI0Dg/s72-c/FISHER-KING.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-6450159577891333647</id><published>2007-09-13T17:17:00.000+03:00</published><updated>2011-12-29T11:58:40.047+02:00</updated><title type='text'>ANITKABİR FARİZASI</title><content type='html'>&lt;div style="margin: 1ex;"&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color: red; font-family: Arial;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;&lt;b&gt;Engin Ardıç&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Başlığı böyle attım ama kuşkuluyum: Şimdi  birçok solcu ve de halkçı, “fariza ne demek” diye soracak, sinirimi  bozacak. Hani hac mevsiminin “Bu sene kurban bayramına” denk gelmesine  şaşan gazeteci kızlar vardı ya, onlar gibi... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Kimi hayvan da “Osmanlıca konuşuyorsun, demek  ki hükümete yağ çekiyorsun” diyebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Deniz Baykal, partisinin kuruluş yıldönümünde,  yanına binlerce adamını alıp Anıtkabir’e çıkmış. “İzdiham”  yaşanmış, falan filan.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Orada gelenektir, “şeref defteri” imzalanır  ve daha önce iki satır da bir şeyler yazılır. Atatürk kalkıp  onları okuyamayacağına göre, arkada bekleyen mu-habirlerin okumaları  ve gazetelerine bildirmeleri için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Yazılanlar genellikle ya imza sahibinin “Atatürk’ün  ne kadar izinde oldu-ğunu” belirtmeye yöneliktir, ya da bir şeyler  ya da birileri bu yoldan “Atatürk’e şikâyet” edilirler. Elbette  şikâyet edildikleri merci, aslında Cumhuriyet Gazetesi ve Genelkurmay  falandır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Bu ziyaret yerli yersiz, vara yoğa yapılan  bir ziyarettir. Milli bayramlarda da oraya gidilir, maç kazanıldığı  zaman da, parti kuran da soluğu orada alır, ih-racat rekoru kıran  da.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Bir örneği başka bir ülkede yoktur. Sovyet  yöneticileri bile resmi törenlerde Lenin’in anıtkabirinin içine  girmezler, damına çıkarlardı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Bir arkadaş, 10 Kasım günleri Ankara’ya  gidemediği için Dolmabahçe Sarayı’na gidiyor, yani Atatürk’ün  yattığı yere ulaşamayınca öldüğü yeri tavaf ediyor, bunu her  sene yapıyor ve okuyucularına da hararetle tavsiye ediyordu...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;(Fariza, izdiham, hararet, şikâyet, tavaf,  muhabir, sene... Sen iyice gerici oldun be Engin Ardıç!)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Aynı arkadaşlar, halk kadınları bağlı başlarıyla  türbe türbe gezip çaput bağlayınca çok kızarlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Yapılan, temelde aynı şeydir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Eh, Nutuk’u kutsal kitap, Çankaya’yı Kâbe,  Atatürk portrelerini ikona, ilkokul öğretmenlerini rahip, tayyör-etek  giyen iri kalçalı memur hanımlarını da rahibe gibi algılarsan,  Anıtkabir’i de elbette peygamber türbesi kabul edeceksin!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Onlar çaput bağlayacaklar, sen şeref defterine  yazı yazacaksın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Onlar dua edecekler, sen esas duruş göstereceksin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Orada ezan okunacak, burada Onuncu Yıl Marşı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Sonra da ya kızıp köpüreceksin, ya da kara  kara soracaksın, “Biz nerede yanlış yaptık”...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Atatürk’ü sevdirmediniz, insanları ondan  soğuttunuz, bıktırdınız, yanlışı orada yaptınız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Öğretmediniz, ezberlettiniz. Düşündürtmediniz,  korkuttunuz. Özgür bırakmadınız, ezdiniz. Açıklamadınız, yasakladınız.  Tartışmadınız, örtbas ettiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Atatürk size hedef olarak çağdaş yaşama  biçimini, rehber olarak da bilimi gösterdi, siz tuttunuz bir “Kemalizm  dini” icat ettiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Üstüne üstlük, faşizmi de solculuk diye  satmaya kalktınız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Bir kısım basın yuttu ama halk yutmadı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Atatürk’ü anmak mı istiyorsun sevgili dostum?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Andrew Mango’nun mükemmel Atatürk biyografisini  oku... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 100%;"&gt;Lord Kinross’a da, Şevket Süreyya Aydemir’e  de beş basar. Üstelik kırk sekiz Anıtkabir ve de yirmi altı Dolmabahçe  ziyaretinden daha faydalıdır. Zihnin açılır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-6450159577891333647?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/6450159577891333647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=6450159577891333647' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/6450159577891333647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/6450159577891333647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2007/09/anitkabir-farizasi-engin-ard-bal-byle.html' title='ANITKABİR FARİZASI'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-117283352969576605</id><published>2007-03-02T12:59:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T12:00:09.753+02:00</updated><title type='text'>30 Aralık 1963 Hürriyet Anasayfası</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1160/1792/1600/367867/h%3F%3Frriyet%201.%20sayfa.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1160/1792/320/888860/h%3F%3Frriyet%201.%20sayfa.jpg" style="cursor: pointer; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Yukarıdaki Hürriyet Gazetesi'nin birinci sayfası benim doğduğum gün yayınlanmış. Aradan geçen bunca zaman zarfında neler değişti?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Demin, Fransız yazarı Andre Gide'nin bir sözünü okudum ve sizlerle paylaşmak istedim. Bu söz bile neden yazdığımı anlatmağa yetiyor:     &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoBodyText3"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;span style="font-size: 130%; font-weight: bold;"&gt;Anı yazmak, ölümün elinden birşeyler kurtarmaktır.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-117283352969576605?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/117283352969576605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=117283352969576605' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/117283352969576605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/117283352969576605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2007/03/yukardaki-hrriyet-gazetesinin-birinci.html' title='30 Aralık 1963 Hürriyet Anasayfası'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-117283296756041830</id><published>2007-03-02T12:49:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T12:02:36.036+02:00</updated><title type='text'>Firewall Filmi ve Düşündürdükleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1160/1792/1600/603592/firewall%20film.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/1160/1792/320/254008/firewall%20film.jpg" style="cursor: pointer; float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Uzun zamandır kaliteli bir film seyretmenin arayışındaydım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Son zamanlarda yapılan filmlerden zevk alamıyorum. Bunda etken olan nedir, tam olarak bilemesem de, klasik olarak sınıflandırılan filmleri daha bir zevkle seyrediyorum. Neyse, sağı-solu araştırdım, sonunda başrolünde Harrison Ford’un (hani şu meşhur İndiana Jones) oynadığı “Firewall” filmini buldum. &lt;img alt="" src="file:///C:/DOCUME%7E1/BILGIS%7E1/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Yaklaşık iki gün uğraştıktan sonra filmi internetten indirdim. Türkçe altyazısını da bulup, yerleştirdim. Sonra CD’ye kaydedip, filmi başlattım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;İlk karesinden başlayarak, büyük bir heyecanla “Firewall” isimli filmi seyrettim. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan film bitti. Konusu kısaca şöyle: ABD’deki bir bankanın üst düzey yöneticisi olan Harrison Ford (filmdeki ismi pek fazla önemli değil) ve ailesi, bankayı soymak isteyen ‘modern’ haydutlar tarafından rehin alınırlar. “Amerikan Rüyası”nın örnek ailelerinden birinin reisi olan Harrison Ford, hem ailesini kurtarmak hem de bankasının soyulmasına engel olmak için büyük bir mücadeleye girişir. Sonunda (tabii ki) iyi adam, kötü adamları alt eder ve film “mutlu son” ile biter.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Tipik bir Amerikan filmi olan “Firewall”, her ne kadar, alttan alta ABD propagandası yapıyor olsa da, her şeye rağmen “seyirlik” olarak belli bir seviyeyi yakalamayı başarıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Buraya kadar söylenecek fazla bir şey yok. Ancak şunu hiç bir zaman göz ardı etmemek gerekiyor: Amerikan Rüyası’nın sona ermesini istemeyen ABD’li yöneticiler ve onların dümen suyunda giden &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Hollywood’da çöreklenmiş olan statükocu film yapımcıları bu çeşit filmleri yapmağa ve o filmler de sinema salonlarında gösterilmeğe devam edecektir. “Firewall” bittikten sonra kendi kendime “kamera”nın ne kadar önemli bir silah olduğunu bir kere daha düşündüm. Günümüz dünyasında (kitle imha silahlarının ne kadar önemli olduğunu göz ardı etmeden) toplumları en fazla etkileyen silahların kamera, kalem ve internet olduğunu idrak ve kabul etmek lazım. İstediğiniz kadar güçlü ateşli silahlarınız olsun ve o silahları kullanarak, dilediğiniz ülkeyi işgal edin. Eğer arkanızda kamera ve internetle desteklenmiş bir medya gücü yoksa, işgal nedeniniz istediğiniz kadar haklı olsun, o savaşı baştan kaybetmiş durumdasınız, demektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;ABD, bu kadar güçlü silahlara sahip de olmasına rağmen, Afganistan ve Irak’da savaşı niye kaybetti? (Eğer İran'a saldırırsa, ki hiç sanmıyorum, çöküşünü biraz daha hızlandıracaktır.) ABD’nin elinde en güçlü ateşli silahlar var mı? Var. Kameradan güç alan televizyon ve sinema sanayisi var mı? Var. ABD’yi ölümüne savunan kalem sahipleri var mı? O da var. Pekâlâ, ne eksik? Cevap: İnternet. Yani var da, tam olarak değil. Kontrol edilmesi imkânsız hale gelmiş olan “sanal ağ” yani internet, diğerlerine tek başına karşı koyuyor. Yanlış anlaşılmaması için belirtmeden geçemeyeceğim; Iraklı direnişçilere destek olanların elinde sadece internet değil, kamera ve kalem de var. Hatasıyla sevabıyla “Guantanamo” adlı film bile tek başına, ABD savunucularının tekerine çomak sokmağa yetti de, arttı bile...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Mümkün olduğunca (bu konu da tartışılır) objektif haber yapmağa çalışan televizyon kanalları ve haber yorumcuları, ABD’nin korkunç taarruzuna karşı koymağı ve Iraklı direnişçilerin haklılıklarını anlatmağı başarıyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;İnternet ve gazeteci-yorumcular başka bir yazının konusu. Irak’ın işgali güncel olduğu için öncelikle bahsettim. Amerika kıtasının cani Avrupalılar tarafından nasıl işgal edildiğini tarih kitapları yazsa da, Hollywood çıkışlı binlerce film ve diz film sayesinde dünya kamuoyu tam tersine inandırılmağa çalışıldı. &lt;i&gt;“Yabanî” Kızılderililer, “uygar” Avrupalılar tarafından “medenileştirildi” &lt;/i&gt;anafikri, sinema ve yan ürünleri tarafından milyarlarca insanın beynine çakıldı. Yeryüzünde yaşayan milyarlarca insan tarih kitaplarında okuduklarına değil de, çok sevdiği aktör ve aktrislerin oynadığı filmlerde anlatılan öykülere inanmağı tercih ettiler ve etmeği de sürdürüyorlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Yukarıda kısaca anlatmağa gayret ettiğim nedenlerden ötürü, bizim de “kendimize ait” filmler çekmemiz lazım. Bu konuda yapılmış birkaç başarısız deneme olsa da, çaba göstermeğe devam etmeliyiz. Yoksa gün gelir, atalarımızın kanlarıyla sulayarak fethettikleri bu toprakları terk etmemiz gerektiğini söyleyen bazı gafillere inanmak zorunda kalabiliriz. İşte bütün bu sebeplerden dolayı, anne ve babalara büyük görevler düşüyor. Çocuklarımızın hangi filmleri seyrettiğini ve orada anlatılanlara ne kadar inandığını kontrol etmek zorundayız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Tamam, kabul ediyorum ki, bu zamanda çocukların ve gençlerin her yaptıklarını tam anlamıyla denetlememiz mümkün değil. Ancak hiç olmazsa, büyük oranda kontrol etmeğe çalışalım. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin sorularına doğru cevaplar verelim; eğer bilmiyorsak da, bilen birilerini bulup, onların temiz dimağlarının yanlış bilgilerle dolmasına engel olalım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-117283296756041830?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/117283296756041830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=117283296756041830' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/117283296756041830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/117283296756041830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2007/03/uzun-zamandr-kaliteli-bir-film.html' title='Firewall Filmi ve Düşündürdükleri'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-114828537043611666</id><published>2006-05-22T11:05:00.000+03:00</published><updated>2011-12-29T12:04:51.289+02:00</updated><title type='text'>Sinemaya Koşun!</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/1600/louvre211.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/320/louvre211.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde bütün dünyada satış rekorları kıran romandan uyarlanan&lt;b&gt; “Da Vinci Şifresi – Da Vinci Code” &lt;/b&gt;adlı film, Türkiye’de gösterime girdiği ilk gün rekor sayıda seyirciyi sinema salonlarına çekmiş ve &lt;b&gt;Tom Hanks&lt;/b&gt;’in başrolünde oynadığı eseri tam 129 bin 825 kişi izlemiş. Daha önce ülkemizde vizyona girdiği ilk gün en büyük ilgiyi gören film olan &lt;b&gt;“Truva”&lt;/b&gt;yı ancak 82 bin 930 biletli seyirci seyrederken, Da Vinci Şifresi’ni izlemek için insanları kamçılayan ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;“Kızıl Nehirler”&lt;/b&gt;in yazarı &lt;b&gt;Jean C. Grange&lt;/b&gt; gibi &lt;b&gt;“final yazmasını beceremeyen”&lt;/b&gt; bir yazar olan &lt;b&gt;Dan Brown&lt;/b&gt;’ın kaleme aldığı aynı adlı romanın dünya genelinde satış listelerini alt üst etmesine kimse inanamamıştı. Şimdi filmin bu kadar alaka görmesine de herkes hayret edecek. Fakat kanaatimce, insanların bu şekilde tepki vermesi gayet normal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bütün dünyada yoğunlaşan ABD karşıtlığının doğurduğu genel hava, Hıristiyanlığa karşı da muhalif bir duygu selinin oluşmasına neden oluyor. Bir yandan “sevgi, barış, demokrasi, insan hakları” diyeceksin, &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;sonra da bu maskenin arkasına saklanarak, “kurtarmağa gittiğini iddia ettiğin” insanları kelimenin tam anlamıyla katledeceksin. Artık kimse kör değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca Hollywood silahını kullanarak, dünya kamuoyuna cici ve sevimli görünmeği başaran Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin yüzündeki maske düşmüş durumda. İşin tuhafı, bu, yine bir ABD ürünü olan internet sayesinde meydana geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan askerlerinin acımasızca cinayet işlemesi, ibadethanelere saygı göstermeden girip barbarlıklarını sergilemesi, insanlara tecavüz etmesi, kendilerini “yarı-tanrı” gibi görmeleri; fitili ateşledi ve bu husustaki yazılar, fotoğraflar internet ağı sayesinde dünyanın her tarafına ulaştı. Artık kimse, ABD’lilere filmlerde olduğu gibi “kurtarıcı, kahraman” gözüyle bakmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD ve yandaşı ülkelerin Hıristiyan olması, ezilen ve işkenceye tâbi tutulan kitlelerin ikisine birden tepki vermesine neden oldu. Bu reaksiyonlarını Irak’taki direnişçiler gibi silahla gösteremeyen geniş halk toplulukları, daha gösterime girmeden bazı yerlerde protesto edilen Da Vinci Şifresi filmine giderek “siz öyle yaparsanız, ben de size olan nefretimi ortaya böyle koyarım” mesajını veriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse, “ABD ve İngiltere genel olarak Protestan; filmde eleştirilen Hıristiyanlık ise Katoliklik” demiyor. İnsanların “Hıristiyan mı, Hıristiyan! Öyleyse ben de tepkimi onlara karşı ne şekilde koyabilirsem, koyarım” düşüncesi ön plana çıkıyor. &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/1600/tom-k.0.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/320/tom-k.0.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke filmle ilgili olarak bu olumsuz fikirler hakim olmasaydı da, onu sinema yönünden tenkit edebilseydik…&lt;br /&gt;Tom Hanks gibi Oskar ödülü sahibi birisinin sürüklediği başrolde, Jean Reno’nun rolü zayıf kalmış, diyebilseydik.&lt;br /&gt;Yönetmen Ron Howard “Akıl Oyunları” filminde olduğu gibi başarılı bir performans ortaya koymuş, tebrikler, deyip; sarfedilen emeği sinema sanatı adına alkışlayabilseydik.&lt;br /&gt;Romanda ve filmde anlatılan, Hıristiyanlık ögeleri ile pagan düşüncenin nasıl harmanlandığı meselesine Dan Brown’ın bakış açısını konuşabilseydik.&lt;br /&gt;Ama günümüzde politika, sanatın da önüne geçtiği ve sanat eserlerinin ideolojiler tarafından nasıl birer silah olarak kullanıldığını görünce, insanların aklına şu saydığım hususlar hiç gelmiyor.&lt;br /&gt;Şimdi gidip filmi seyretmeli ve heyecanlı geçen iki saatin arkasından biraz daha fazla düşünmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü insanlar “düşününce”, birileri oturdukları koltuklarda “korkuya” kapılıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-114828537043611666?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/114828537043611666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=114828537043611666' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/114828537043611666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/114828537043611666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2006/05/sinemaya-koun-getiimiz-birka-yl.html' title='Sinemaya Koşun!'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-114828508612417341</id><published>2006-05-22T11:03:00.000+03:00</published><updated>2011-12-29T12:09:32.794+02:00</updated><title type='text'>Kâbustan Uyanmak</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/1600/askedi_050329_235756.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="325" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/320/askedi_050329_235756.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" width="250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Güneş daha doğmamıştı, kediciğimin zorlamasıyla uyandım. Dışarıdan kuş sesleri geliyordu. İlkbahar bu yıl İstanbul’a biraz geç teşrif ettiği için, Mayıs ayının ortasına gelmiş olmamıza rağmen pencereler hâlâ kapalı. Aslında bu bahar gönlümün pencerelerini daha açamamıştım. Neden bilmem? Acaba olması gerekenden daha soğuk geçen bir kışın arkasından, çok sıcak bir yaz mevsimi yaşanacağını söyleyen bilim adamları yüzünden mi? Yoksa İran’a saldırıp da ülkemizi yine ateşin ortasında bırakmak isteyen ABD mi sebep? Son aylarda piyasada hakim olan durgunluk ve Çin mallarının Türkiye ekonomisine vurduğu darbeyi mi dert edinmişim kendime?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Bütün bu saydıklarımın muhakkak ki etkisi var sabahın kör vaktinde uyanmamın üzerinde. Ancak tuz biber eken olay, bütün bir sezon boyunca 1. ligi lider olarak götüren Fenerbahçe’nin son gün,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;son saniyelerde şampiyonluğu pagan Galatyalılar’ın günümüzdeki temsilcisi, Türkiye’de “yabancılaşma” çılgınlığını başlatan lisenin ismini taşıyan takıma kaptırması… Olamaz böyle bir şey! Yüzüp de kuyruğuna geldikten sonra, “arabacı” takımı diye hor görülen BJK başkanının yaptığı konuşmayla herkesi töhmet altında bırakmasından sonra, “artık şampiyonluğu kaptırmaz” diye düşündüğüm Fenerbahçe, at gözlüğü takmış bir Alman yüzünden yıkıldı. Zaten bu Almanlar’dan sadece şimdi değil, tarihte de çok çekmiştik. Daum’un hataları, acı pastanın kreması oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Fenerbahçe’nin şampiyonluğu kaybetmesine en çok sevinenler eminim ki, Avrupalılar olmuştur. Çünkü kendilerinin Türkiye’deki “temsilcisi” olan, bebek katilinin taparcasına sevdiği Galatasaray, bir misyonun en belirgin mümessili. Zaten Fenerbahçeliler’den başka herkesin “sevdiği” kalın kafalı Alman, sanki bir Truva Atı’ydı. Zaman zaman Türkleri çok sevdiğini söylemesine rağmen, çılgın bakışlı gözbebeklerinin arkasında yatan düşüncesi, sanki Fenerbahçe’nin bir dünya devi olmasına engel olmak idi. Nitekim yaptığı bilinçli hatalarla bunu da başardı. C. Daum’u tebrik etmek lazım. Görevini başarıyla sonuçlandırdı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; En iyisi, bu düşüncelerden bir müddet uzaklaşıp kitap okumak. Zaten havaların “ısınacağı” günler yakındaymış gibi bir his var içimizde. Alttan alta kaynayan bölgemizin sorumsuz çocuğu İsrail, uluslararası ilişkiler uzmanlarının söylediğine göre, 500 adet nükleer oyuncağıyla büyük bir tehdit oluştururken, Türkiye’nin mantıklı bir dış politika üretmesi beklenirken, maalesef ülkemizin yöneticileri gündelik politik hesapların kısırdöngüsünde boğulmayı tercih ediyorlar. Halkın yüzde 90’ının en büyük güvence olarak gördüğü ordunun konvansiyonel silahlara sahip olması, konunun uzmanları tarafından endişe kaynağı olarak belirtiliyor. Asıl büyük tehlike, sahip olunan silahlar değil, bakış açılarının konvansiyonel olması. Halbuki güvenliğini generallere bırakan Türk halkı, kendisini biraz daha emniyette hissetmek istiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Geçenlerde yurt dışında iş yapan bir müteahhidin ifadesi beni dehşete düşürmüştü. İş adamımız kendisini Türkiye’de güven içinde hissetmediğinden bahisle “eğer burada bir karışıklık olursa, bir ayağımın yurt dışında olması gerekiyor” demişti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; İş adamlarımız, müteahhitlerimiz canını ve malını emniyette hissetmedikleri müddetçe, Türkiye’de yatırım yapmazlar. Nitekim başbakan, yabancı iş adamlarını ülkemizde yatırım yapmağa davet ederken, Türk iş adamlarının sermayelerini başka memleketlere taşıdıklarını görmüyor mu?Bir ülkenin yükselmesi için, sadece bir alanda değil, iktisat, spor, kültür, sanat ve teknolojik olarak da gelişmiş olması gerekiyor. Yoksa kendimiz çalıp, kendimiz oynarız. Emperyalizmin baş temsilcisi olan ülkeler de bizim bu halimize gülüp, bildiklerini okurlar.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-114828508612417341?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/114828508612417341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=114828508612417341' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/114828508612417341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/114828508612417341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2006/05/kbustan-uyanmak-gne-daha-domamt.html' title='Kâbustan Uyanmak'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-114827982137262197</id><published>2006-05-22T09:31:00.000+03:00</published><updated>2011-12-29T12:12:13.710+02:00</updated><title type='text'>SUYA, SABUNA DOKUNMAK</title><content type='html'>Fitili ateşleyen küçük bir kıvılcımdır.&lt;br /&gt;Bundan sonra “suya, sabuna dokunan” yazılar yazmayacağım. Hem ne gereği var ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü:&lt;br /&gt;Bu ülkede hayat tozpembedir. En küçük bir olumsuzluk yoktur.&lt;br /&gt;Bu ülkede insanlar gayet mutludur.&lt;br /&gt;Bu ülkede geçen hafta sonu Galatasaray değil, Fenerbahçe şampiyon olmuştur.&lt;br /&gt;Bu ülkede “bebek katilleri”, Galatasaray taraftarı değildir.&lt;br /&gt;Bu ülkede Alman teknik direktörler, kalın kafalı da değildir.&lt;br /&gt;Bu ülkede her kitap yüzbinlerce adet basılır ve insanlar, her gün kitap satın alarak evlerine giderler. Pazardan, manavdan önce kitapçıya uğranılır çünkü.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkenin mantıklı bir dış politikası vardır.&lt;br /&gt;Bu ülkenin istikrarlı bir ekonomisi vardır.&lt;br /&gt;Bu ülkede kara para aklanmaz.&lt;br /&gt;Bu ülkenin çocukları sokaklarda para karşılığı pazarlanmaz.&lt;br /&gt;Bu ülkede kimse uyuşturucu kullanmaz.&lt;br /&gt;Bu ülkede fahişelik yapılmaz. Çünkü kimse fuhuşun ne olduğunu bilmez.&lt;br /&gt;Bu ülkenin nükleer silahları vardır.&lt;br /&gt;Bu ülkenin çevresindeki bütün komşuları dosttur.&lt;br /&gt;Bu ülkenin ittifak yaptığı ülkelerin hiç birisi, bölücülere destek vermez.&lt;br /&gt;Bu ülkenin başındaki idareciler, halkının bamteline basmazlar.&lt;br /&gt;Bu ülkenin işçilerinin hakları kesinlikle yenmez.&lt;br /&gt;Bu ülkenin işverenleri vergi kaçırmaz.&lt;br /&gt;Bu ülkede suçlular cezasını bulur. Mağdurlar, haklarını aramak için mahkeme koridorlarında yıllarca sürünmezler.&lt;br /&gt;Bu ülkenin işadamları yeni yatırımlar yapmak için yabancı memleketlere gitmezler.&lt;br /&gt;Bu ülkede yabancılaşma diye bir kavram hiç var olmamıştır. Herkes gelenek ve göreneklerine bağlı olarak yaşar.&lt;br /&gt;Bu ülkede kimse atalarına küfür etmez.&lt;br /&gt;Bu ülkenin televizyon ve radyo kanalları, gençlerin ahlakını yerle bir edecek yayın yapmazlar.&lt;br /&gt;Bu ülkenin gençleri mecburi askerlik yapmazlar.&lt;br /&gt;Bu ülkenin sporcuları dünya çapında başarılar elde ederler.&lt;br /&gt;Bu ülkede şike yapılmaz.&lt;br /&gt;Bu ülkede hortumculuk kesinlikle yoktur.&lt;br /&gt;Bu ülkede herkes belgesel seyretmeyi çok sever.&lt;br /&gt;Bu ülkenin televizyonlarında yayınlanan programlardan dolayı cinayet işlenmez.&lt;br /&gt;Bu ülkede herkes Türkçe’yi mükemmel konuşur. Hele de radyo ve televizyonlarda sunuculuk yapanlar.&lt;br /&gt;Bu ülkede dilekçe yazmaktan aciz olanlar, kitap yazarak insanın sinirlerini bozmazlar.&lt;br /&gt;Bu ülkede hakaret içermeyen köşe yazıları ve haberler, gazete sütunlarından, internet haber sitelerinden kaldırılmaz, yayına girecekken “son anda” gelen bir telefonla geri çekilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani:&lt;br /&gt;Bu ülkede her şey gayet iyidir, bütün işler yolundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse, ben bundan sonra “niye suya, sabuna dokunan” yazılar yazayım ki?&lt;br /&gt;Bundan böyle ot, böcek, çiçek yazıları yazacağım.&lt;br /&gt;Bundan böyle “Hayat ne kadar güzel. Bak, dışarıda güneş açmış, bulutlar rüzgârın önünde engin denizlere yol alıyor. Bu yıl bahar yine gecikti. Bu yaz tatilimi Kuşadası’nda mı geçirsem yoksa, Kanarya Adaları’na mı gitsem” tarzında metinler için klavyemin tuşlarına dokunacağım.&lt;br /&gt;Bundan böyle ben de, Can Dündar, Kürşat Başar, Cezmi Ersöz, Tuna Kiremitçi, Ayşe Arman, Kanat Atkaya, Haşmet Babaoğlu, Tuğçe Baran vs. gibi yazılar yazacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-114827982137262197?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/114827982137262197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=114827982137262197' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/114827982137262197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/114827982137262197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2006/05/suya-sabuna-dokunmak-fitili-ateleyen.html' title='SUYA, SABUNA DOKUNMAK'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113231169601230717</id><published>2005-11-18T12:58:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T12:12:51.669+02:00</updated><title type='text'>EDEBİYATI TEKELİNDE TUTANLAR</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;b&gt;(bu yazı 1967 yılında Güney Sanat Dergisi'nde yayımlanmış. yazıyı kaleme alan fevzi yetiker, acaba bugünleri düşünerek mi bu yazıyı yazdı? okuyunca, aradan sanki 38 yıl hiç geçmemiş gibi hissedeceksiniz.)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fevzi Yetiker&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal yaşantımızın hemen bütün katları, konuları ne olursa olsun, kendi özellikleri kıvamında bir dokunulmazlık sınırına girmeyi başarmıştır. Bunu, siyasal toplulukların kutsal bileşiminden tutunuz, yediğimiz ekmeğin üretim koşullarını hazırlayan kişilerine, sınav veren öğrencinin çevresindeki geçerli ortama dek örneklemek kolay. Bir iş mi tutacaksınız, radyoevinde bir konser mi dinleyeceksiniz, ya da bir tiyatro topluluğunda oynamak mı geçiyor içinizden? Ne yaparsanız yapınız, önce suyun başını tutanlara şapkanızı çıkarıp, biraz ilgi, biraz sevimli görüş isteyeceksiniz. Belki de günlerce o erdemli bildiğiniz kişinin sadık uyduluğunu yapmaya kalkışacaksınız.&lt;br /&gt;Okumaktasınızdır, hergün gazete köşelerinde, dergi yapraklarında sinema eleştirmenleri ünlemekten kalemlerini kırmışlar, sinema borsasını, sanatını tekelinde tutan işletmeci - yönetici kadrosuna yazmadık yergi koymamışlardır. Seyretme kaderimizin yerli malı görüntüsünü hizaya getiren bu adamların &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;düzenlerine yenilik getirecek, devrimci olacak, kafa tutacak kişinin vay haline...&lt;br /&gt;Siyasal yaşantımızdaki tek düzeliğin, hatta gerilemenin nedeni de yine yönetim çıkarcılığının tek elde avuca alınması değil midir? Meclis adayları kulağımızdan tutarak, sandık başında zorla oy kullandırtmıyor mu?&lt;br /&gt;Herkes gücünün yettiği yettiğine. Konusuna göre aslan kesilen, hemen buyurgan bir er kişi oluveriyor. Önce ben diye başlıyor, söze, sonradan yine ben varım, kurallarım var diye devam ediyor. Kendisinden yüce, soylu bir ozan, bir öykü yazarı, bir deneme ustasını anaların kolayca doğuramayacağını saptamaya çalışıyor. Hep kendisini salık veriyor.&lt;br /&gt;Bir edebiyatımız var mıdır, yok mudur, onun tartışmasını yapmıyoruz. Vardır elbet, yok demek için ya insafsız, ya da deli olmak gerek. Ama bunun yanında kendi dünyalarını, çabalarını öneren, başka değerler bulunmadığını savlayan bir edebiyatçı kuşağımız da var.&lt;br /&gt;Türk edebiyatındaki tekelci tutum, kuşkusuz yararlı olmaktan uzaktır. Anadolu çocuğunun gelişme ortamını baltalamak, etkisiz kılmak için  -gülmeyin- çoğu bu işle ilgili yargıçlar tutarlar aralarından. Çetin sınavlara hazırlanan bu çocuğun kolu kanadı budanır, üstelik yazdıklarına da umursamaz olurlar. Saygı değer düzenleri aşamasını bitirmiştir... Daha yeni, daha devrimci bir düzenin onlara ortak çıkması için, önce şapkayı açmalı, biraz gülmeli, okşamasını bellemelidir. Yoksa öfkelenirler, kızarlar. Ne yaparlar? En azından Sartre'dan, Kafka'dan, Camus'den aktardıkları düzmece cümlelerle, bilgiççe seni yıkmaya, vurmaya savaşırlar. Erdemin, bilginin, sanatın yolu bizim tekelci edebiyatçının yoludur.&lt;br /&gt;Edebiyatımızın yeni değerleri yadsıdığı yolunda öne sürdüğümüz görüşler, bugün sanırız birçok okurlar ve sanatçı kişilerce de pay edilmektedir. Meyhane söyleşileri sürgit salon edebiyatına, daha soylu geçinen kurumlu toplumlara dönüşmüş, edilen konular, davranışlar daha bir batılı özentinin yoğun havasını benimsemiştir. Sanatın yazı alanında modasını yarattığını sananlar, bu moda geçerli bir ortam yakalamış olsa da, bir süre sonra ona kınayarak bakarlar.&lt;br /&gt;Dikkat buyurunuz, dergi yapraklarında boy gösteren sanat adamlarımızın adları yıllar geçse de, hep yerli yerindedir. Bunlar arasında zamanla yorulan, yiten, bu tekelcilikten bunalanlar olmuyor değil. Bu haksız koşu bir bölüğünü kervanın dışına itiveriyor bir yerde. Ne oluyor sonra? Şapkanızı yürekle başınızdan çıkarıp -cebinizden çıkaracak değilsiniz ya- siz boşalan iskemleye aday olmayı içinizden geçirdiğinizi belirtiyorsunuz. Ve böylece evrende var olan üreme yasasına bütün gücünüzle saygınızı söylüyorsunuz. Ve bu iş böylece sürüp gidiyor. Şapkanızı çıkarmayı, boyun kırmayı bir ar-namus sorunu yaparsanız, yaşamanız boyunca sabırlı, katkısız bir sanatsever kalıyorsunuz. Yazmıyor, ama onların yazdıklarını da okumaktan geri durmuyorsunuz. Yeri geldiğinde savunuyorsunuz da kendi sessizliğinizin nedenlerini araştırmaksızın. Siz yine belki Anadolu kokacaksınız, değer yargılarınız, yaratıcılığınız yine işlenmemiş katı bir özlem gibi duracaktır. Ama kişiliğinizle, gururunuz aynı çizgide kalacak, değişmeyecektir. Açıkçası satmayacaksınız kendinizi.&lt;br /&gt;Bu sözlerimize bazılarınız karşı çıkıp:&lt;br /&gt;- Haksızlık ediyorsun, yeryüzünde değerli olan, güzel olan herşey bizlerin kabulüdür, diyeceksiniz.&lt;br /&gt;Öyle değil baylar, bu görüşe saygılı olmayan, bilerek üstüne üstüne giden nice sanatçımız öfkeli kaplanlar gibi dolaşmakta, ısıracak adam aramaktadır.&lt;br /&gt;Kimbilir, belki de biz düş görmeye başladık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113231169601230717?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113231169601230717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113231169601230717' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113231169601230717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113231169601230717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/11/edebiyati-tekelinde-tutanlar-bu-yaz.html' title='EDEBİYATI TEKELİNDE TUTANLAR'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113101164595187037</id><published>2005-11-03T11:44:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T12:14:10.825+02:00</updated><title type='text'>GÜZEL TÜRKÇEMİZ</title><content type='html'>geçenlerde discovery kanalını seyrederken, kaybolmakta olan ırklar ve topluluklar üzerine yapılmış olan dolgu programlara rast geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;afrika'daki büyük sahra'da kalan bir kavmin son 5 üyesine mi, yoksa himalaya dağlarının zirvesine yakın bölgelerde yaşayan bir topluluğa mı ah edeyim, diye düşünürken, litvanya veya estonya'da yaşadıklarını tam olarak hatırlayamadığım karay türkleri'nden bir genç kızın sözlerine şahit oldum. kız konuşurken arada bir günümüz türkçesinden kelimeler kulağıma çalındı. nasıl üzüldüğümü anlatamam. hemen google'dan arama yaparak, karay türkleri ile ilgili bilgilere ulaşıp okudum. zavallı soydaşlarımızın tarih içerisinde yaşadıklarını öğrenince, üzüntüm daha da arttı. bir zamanların en büyük imparatorluklarından biri olan hazar devleti'nin son kalıntıları diyebileceğimiz karay türkleri, bugün için &lt;strong&gt;"kaybolmakta olan topluluklar"&lt;/strong&gt; statüsünde...&lt;br /&gt;bunları düşünürken, türkçü yazarlardan nihal atsız'ın "milleti millet yapan özelliklerden birinin dil değil de, kan olduğu" meâlindeki cümlesini hatırladım. halbuki büyük sahra'da yaşayan kız ise "ırkımızın devamını sağlayan dilimizi konuşan yeryüzünde son 5 kişi kaldı" diyordu. demek ki neymiş, &lt;strong&gt;milleti tarihin derinliklerinden geleceğe taşıyan en önemli unsur lisanmış&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte tam bu sıralarda prof. dr. mehmet kerem doksat'ın turk.internet.com sitesindeki güzel yazısına denk geldim. &lt;a href="http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=13626"&gt;http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=13626&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"ithâl kelimeler ve kavramlar"&lt;/strong&gt; başlıklı yazıda dilden yola çıkan yazar, fikir akımları, kelimelerle kavramların nasıl karıştırıldığını, yabancı kelimelerin türkçemize nasıl kazandırılabileceğini, siyasi grupların&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; kimler olduğunu, gerçek ile hakikatin farkını o kadar güzel anlatmıştı ki, sizlerle paylaşmadan edemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;prof. dr. kerem doksat, düşüncelerime tercüman olarak "dille ilgilenenleri" 3 gruba ayırmış:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1.&lt;/strong&gt; &lt;span style="color: #6633ff;"&gt;&lt;strong&gt;hepsini aynen ve orijinalleriyle yazarak, kullanmaktan yana olanlar:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; bunlar "top &lt;strong&gt;out&lt;/strong&gt;a çıkmasına rağmen, hakem &lt;strong&gt;goal&lt;/strong&gt; kararı verdi ama &lt;strong&gt;stadium&lt;/strong&gt;daki &lt;strong&gt;anarchy &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;tension&lt;/strong&gt; bir anda arttı" gibi cümleler kurarlar. Ama artık bu kümede olanların pek taraftarı kalmamış durumda...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2.&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #6633ff;"&gt;kelimeleri türkçe'de okunduğu şekliyle kullanmaktan yana olanlar:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; bunlar ise "top &lt;strong&gt;aut&lt;/strong&gt;a çıkmasına rağmen, hakem &lt;strong&gt;gol&lt;/strong&gt; kararı verdi ama &lt;strong&gt;stadyum&lt;/strong&gt;daki &lt;strong&gt;anarşi&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;tansiyon&lt;/strong&gt; bir anda arttı" diyenlerdir. bu yaklaşımın epeyce taraftarı var.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3.&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #6633ff;"&gt;hepsine illâ ki türkçe karşılık bulup, yoksa da uydurup kullanmak isteyenler:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; bunlar da "top &lt;strong&gt;dışarı&lt;/strong&gt; çıkmasına &lt;strong&gt;karşın&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;yargıman kalegirdi&lt;/strong&gt; kararı verdi ama &lt;strong&gt;topluseyirlikteki karmaşa &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;gerilim&lt;/strong&gt; bir anda arttı" gibilerinden birşeyler söylerler. son zamanlarda bu tavır pek moda; &lt;strong&gt;"yorumsamacı ve özdekçi düşün adamlarının yaşamsal ergileri erkin ekinselliği vasamamasına öykünmemek olmalıdır"&lt;/strong&gt; gibi lâflardan müteşekkil "tümceleri" de yazanın anca kendisi anlar tabii ki!&lt;br /&gt;fakirin (yani prof. dr. m. kerem doksat) bu konudaki görüşü mutedil. (&lt;em&gt;ben de aynısını düşünüyorum.&lt;/em&gt;) ithâl kavram (concept) veya mefhumlara (notions) tekabül eden ve (menşei ne olursa olsun) bizim malımız olmuş kelimeler varsa, onları kullanalım: "sermaye" varken "kapital" denmese de olur, diyeni de kınamamak gerekir; ammaaa... "kapitalizm" bizim kavramımız da değil, fikrimiz de, tıpkı "sosyalizm" gibi. işte bu gibi kelimeleri türkçe okunuşlarıyla aynen kullanmaktan yanayım. çünkü herkes kendi kafasına göre "tilcik" uydurup yazınca, böyle kitapları okumak ve anlamak imkânsızlaşıyor. (&lt;em&gt;hatta bu gibi metinleri anlayabilmek için bir de "uydurukça sözlüğü" edinmek gerekiyor&lt;/em&gt;.) bu itidalli tavrı tercih ettiğimi belirttikten sonra, bununla paralel bir yarı muhayyel sohbeti sizlerle paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet, prof. dr. doksat'ın yazısı bu şekilde başlayıp, çok güzel bir örnekle ve konudan konuya geçişlerle devam ediyor. yukarıda linkini verdiğim yazıyı oradan okuyabilirsiniz. (aslında kopyalayıp buraya almak isterdim ama :-) maalesef turk.internet.com sitesinin sayfalarında 'kopyala, yapıştır' komutları bir türlü çalışmıyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkçemizi bilerek ve bilmeyerek katledenleri görünce çıldırmamak elde değil. geçtiğimiz hafta içerisinde türk futbol federasyonu'nun merkez hakem komitesi başkanı ufuk özerten adlı şahıs, eski hakemlerden ahmet çakar'ı eleştirirken bir cümle içerisinde &lt;strong&gt;"mefta"&lt;/strong&gt; diye bir sözcük kullandı. Allah aşkına, mefta diye bir kelime duyanınız var mı? ne türkçe'de, ne arapça'da ve ne de farsça'da böyle bir kelime var mı? adam, yüzlerce yıllık "mevta" kelimesini "mefta" diye telaffuz etti ve daha da vahimi yazılı basının değerli (!) muhabirleri de bu yanlışı aynen koruyarak (&lt;strong&gt;zaten doğruları korumayız ama yanlışa da sonuna kadar sahip çıkarız.&lt;/strong&gt; ne hikmetse?) gazete sayfalarında kullandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lûtfen dilimize sahip çıkalım, yanlış kullananları uyaralım, yeri gelirse kavga bile edelim. çünkü sen, ben, o lisanımıza sahip çıkmazsa, gün gelir hititçe, sümerce, soğdca gibi tarihin karanlıklarında kaybolup gider.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113101164595187037?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113101164595187037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113101164595187037' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113101164595187037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113101164595187037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/11/gzel-trkemiz.html' title='GÜZEL TÜRKÇEMİZ'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113084469134878314</id><published>2005-11-01T13:27:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T12:15:22.649+02:00</updated><title type='text'>YAŞAMAK ZOR</title><content type='html'>evden internete daha fazla girebileyim diye adsl'yi birkaç ay önce bağlattırdım. şimdi pişmanım.&lt;br /&gt;bütün dünyada ucuz olan birşey bu memlekette de pahalı olmasın yahu! ne bu rezillik?&lt;br /&gt;dünyanın en pahalı benzini, dünyanın en pahalı arabası, dünyanın en yüksek vergisi, dünyanın en pahalı cep telefonu konuşması, dünyanın en pahalı ev telefonu konuşması, dünyanın en pahalı ve kalitesiz beyaz eşyaları...&lt;br /&gt;sayın sayabildiğiniz kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün bunların yanında da DÜNYANIN EN DÜŞÜK MAAŞIYLA ÇALIŞAN İNSANLARIYIZ! (&lt;b&gt;ismail sefa&lt;/b&gt; yine itiraz etti: neymiş efendim, biz çinlilerden, hintlilerden, afrikalılardan ve güney amerikalılardan daha yüksek ücret alıyormuşuz! eskimoları saymağı unuttun be abi!)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113084469134878314?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113084469134878314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113084469134878314' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113084469134878314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113084469134878314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/11/yaamak-zor-evden-internete-daha-fazla.html' title='YAŞAMAK ZOR'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113076564101542123</id><published>2005-10-31T15:24:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T12:16:15.872+02:00</updated><title type='text'>BATININ IŞIKLARI</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Hamburglu Wolfgang Dircks, on sekiz katlı bir apartmanın bir dairesinde yalnız yaşayan 43 yaşında bir Alman vatandaşı idi. 1993 yılının sonlarında bir akşam evinde televizyon seyrederken öldüğünde, komşularının bundan haberi olmadı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün de kimse fark etmedi Wolfgang'ın öldüğünü.&lt;br /&gt;Ertesi hafta, ertesi ay, ertesi yıl da...&lt;br /&gt;"Niçin fark etsinler?" de diyebilirsiniz; Wolfgang'ın borçlarını, otomatik ödeme talimatlı banka hesabı gün geçirmeden ödüyordu. Nihayet beş sene sonra banka hesabı suyunu çekince Wolfgang'ı arayan birisi çıktı.&lt;br /&gt;Ev sahibi kirayı almak için gelmiş, ancak zile cevap veren olmamıştı. Kapıyı zorla açıp içeri girdiğinde, televizyon karşısında oturmuş Wolfgang'ın iskeletiyle karşılaştı. Televizyon seti çoktan iflâs etmişti. İskeletin kucağındaki televizyon dergisinin 5 Aralık 1993 tarihli sayfası açık duruyordu. Odada "canlı" olan tek şey Noel ağacıydı; onun rengârenk lâmbaları hâlâ yanıp sönmeye devam ediyordu. Wolfgang'ın komşuları da, Noel ağacı gibi, durumdan habersizdi. Aradan geçen beş yıl içinde ne kimse Wolfgang'ın kapısını çalmış, ne ondan bir haber soran çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu taraftan bakıldığında ne kadar ayıplanmaya değer bulunursa bulunsun, Wolfgang'ın hikâyesi, AB standartları &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;içinde pek de yadırganacak bir olay sayılmaz.&lt;br /&gt;Avrupa gazetelerinde her ay buna benzer birkaç haber çıkar; ara sıra bu haberler karşısında "Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz?" şeklinde bir iki ses çıksa da pek cılız çıkar; sonra herşey unutulur gider. Zira Batı uygarlığının değerler sistemi içinde varlık veya yokluğunuzun fark edilmesi, tümüyle maddî ilişkilerinize ve tüketim çarkı içinde kaç paralık yer işgal ettiğinize bağlıdır. Eğer itibar gören bir diri ve arkasından ağlanacak bir ölü olmak istiyorsanız, borçlu olmak ve borçlu ölmekten başka hiçbir şey bunu size o kadar kesin bir şekilde garantileyemez. &lt;strong&gt;Kimseyle aranızda bir alacak-borç ilişkiniz yoksa, fark edilmeniz için de bir neden yoktur; banka hesabınız elektrik faturalarını ödemeye devam ettiği sürece Noel lâmbaları iskeletinizi eğlendirmeye devam edebilir!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yadırganacak birşey varsa, o da böyle bir uygarlıktan yarar umanların halidir ki, bugünlerde böylesine özlemlerin pek sık dile getirildiğine tanık oluyoruz. Gerçi bir tarafta İslâm dünyasının yoksulluğuna, diğer tarafta Batı uygarlığının ışıl ışıl manzaralarına bakıldığında, bu uygarlığın İslâm dünyasına refah getireceği hayaline kapılmak çok da zor değildir. Lâkin medeniyetleri karşılaştırırken lâmbalar yerine değerleri esas almak, çok daha sağlıklı sonuçlar verir. Bir de Rahibe Teresa'nın bir Üçüncü Dünya ülkesine ait şu anısına bakın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekiz çocuğuyla günlerdir aç durumdaki bir anneyi haber aldığında, Teresa, ona bir miktar pirinç götürür. Anne pirinci alır almaz ortadan kaybolur, bir süre sonra döner. Geri dönünce, Rahibe Teresa ona nereye gittiğini sorar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Pirincin yarısını komşuma götürdüm"&lt;/strong&gt; der anne. &lt;strong&gt;"O da günlerdir bizim gibi aç."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İşin bir başka ilginç yönü ise, anne ile çocukların, günlerdir sürüp giden açlıklarına rağmen, içinde bulundukları durumdur. Rahibe Teresa &lt;strong&gt;"Yüzlerinde açlık acısı vardı,"&lt;/strong&gt; diyor.&lt;strong&gt; "Ama mutsuzluk veya üzüntü ifadesi görmedim."&lt;/strong&gt; (Meraklısına not: Pirinci paylaşan aç ailelerden biri &lt;em&gt;Hindu&lt;/em&gt;, diğeri ise &lt;em&gt;Müslümandır&lt;/em&gt;.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gövdesi hamburger yağıyla şişirilmiş Batı insanının suratında ise açlık acısı yok belki; ama mutsuzluğunu ve huzursuzluğunu bütün yüz hatları çok sesli bir koro halinde haykırıyor!&lt;/strong&gt; Buna karşılık, lâmbaları var Batının-ruhundan sonra bedeni de çürüyüp gitse, o kurukafanın karşısında aynı coşkuyla yanıp sönmeye devam eden lâmbaları.&lt;br /&gt;Kendi insanına böyle bir cehennemî haleti armağan eden ve böyle bir sonu hazırlayan Batının, bir de bize revâ gördüğü şeye bakın:&lt;br /&gt;İslâm dünyasının gırtlağına çizmesini dayamış, "Beni seveceksin" diyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;Ümit Şimşek'ten alıntı&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113076564101542123?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113076564101542123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113076564101542123' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113076564101542123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113076564101542123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/10/batinin-iiklari-hamburglu-wolfgang.html' title='BATININ IŞIKLARI'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113067381702636556</id><published>2005-10-30T13:37:00.000+02:00</published><updated>2011-12-29T12:17:05.940+02:00</updated><title type='text'>ÇOCUKLUĞUMDAN...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;bir roman konusu daha geldi aklıma.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;özellikle ortaokul ve lise çağlarında yaşadıklarımızı niye yazmıyoruz ki? halbuki eğer yazmış olsak, bizler de amerikalılar veya avrupalılar gibi bu anılardan filmler çıkarırız, geleceğe ait eserler bırakırız. üşengeç davranmayalım lûtfen!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;&lt;br /&gt;ortaokuldayken bir gün son iki ders boştu (öğlenciydik). ikindiye doğru sınıfın bütün erkekleri, merkez ortaokulunun arkasındaki arsa'ya (biz arsa derdik. aslında orada 2-3 tane değişik inşaat vardı ve temelleri atıldıktan sonra, sebebini bilmediğimiz ve de umurumuzda olmadığı biçimde yarım bırakılmıştı. bu yüzden maç yapmağa müsaitti) top oynamağa gittik.&lt;br /&gt;erkek çocuklar olarak ikiye ayrıldık ve maça başladık.&lt;br /&gt;bir de baktık ki, sınıfımızın kızları da gelmiş bizi seyretmeğe başlamışlar.&lt;br /&gt;eh o kızların arasında da benim aşık olduğum müge var. (şimdi herhalde evlenmiş, 5 çocuk annesi filan olmuştur. gerçi o zengin bir ailenin kızıydı. 5 çocuk doğurmamıştır. en fazla iki tane. babası gaziantep çimento fabrikasının müdürüydü ve kendileri de adanalı idilerdi.)&lt;br /&gt;müge beni seyrediyor ya, top benim ayağıma gelince, heyecandan ben mi topa vuruyordum, top mu bana vuruyordu, anlamıyordum. topu yuvarladığım zaman top nereye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt; gidiyordu, pas attığım zaman arkadaşım alabiliyor muydu? hiç birinin farkında değildim. aklım fikrim müge'deydi.&lt;br /&gt;o da maç seyretmeğe gelecek zaman bulmuştu ha!&lt;br /&gt;o gün o futbol maçı nasıl bitti, neler oldu, ya maçtan sonra bir tane piçle yaptığım döğüşün daha sonra büyümesi...&lt;br /&gt;kavga ettiğim itin bir de izzet adında arkadaşı vardı. ikisi de sınıfın o zamanki "azılı"ları olduklarından millet onlara bulaşmazdı.&lt;br /&gt;ama ben o sıralarda çok fazla karate filmi seyrettiğim ve atalarımızın zaferlerini anlatan bir sürü tarihî roman okuduğum için acayip biçimde motive olmuş durumdaydım. :))))))&lt;br /&gt;güya çok samimi olduğum birkaç da arkadaşım vardı ama baktılar ki, iş ciddi, hiç de bulaşmadılar döğüşe. sadece birisinin bana yardım maksadıyla gözlüğümü alıp da tuttuğunu hatırlıyorum. sağolsun, kırılmasın diye bana kıyak yapıyordu. gözlük kırılsa, babamdan işiteceğim azarın haddi hesabı yoktu.&lt;br /&gt;tabii biz döğüşürken hava kararmıştı ve kızlar da yanımızdan ayrılmışlardı. iyi ki kavgayı seyretmediler. döğüşü kazanamadım ama yenilmedim de... fakat iyi hırpalanmıştım.&lt;br /&gt;o günden sonra kavga konusunda hem kendime daha fazla güvenir olmuştum hem de sınıftakilerin gözünde cesur bir insan olmuştum. :)))&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113067381702636556?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113067381702636556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113067381702636556' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113067381702636556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113067381702636556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/10/ocukluumdan.html' title='ÇOCUKLUĞUMDAN...'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113050420641740669</id><published>2005-10-28T11:33:00.000+03:00</published><updated>2011-12-29T12:17:55.922+02:00</updated><title type='text'>HABER VE ROMAN KONUSU</title><content type='html'>27 ekim 2005 tarihli bir haber:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kanadalı iki ünlü bilimadamı astrofizikçi Hubert Reeves ve genetikçi David Suzuki, küresel ısınmaya dikkati çekerek, bunun &lt;strong&gt;insanların yeryüzünden yok olmasına dahi yol açabileceği&lt;/strong&gt; uyarısında bulundu.&lt;br /&gt;İki ünlü bilimadamı, Dünya'nın kaynaklarının aşırı israfının, insanların yok olmasına yol açabilecek bir ısınmaya neden olabileceğine işaret ettiler.&lt;br /&gt;Aralarında dinozorların da bulunduğu çok sayıda türün geçmişte yok olduğunu hatırlatan Hubert Reeves, "Yeni bir türün yok olmasına neden olabiliriz" dedi.&lt;br /&gt;Reeves, bu meseleyi çözecek olanın da insan olduğunu, çünkü küresel ısınmanın en az yüzde 90'ının nedeninin insan faaliyeti olduğunu ve bunu hesaba katmak gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;David Suzuki de 1992'deki Rio ve 1997'deki Kyoto anlaşmalarını imzalamasına rağmen, Kanada hükûmetini sera etkisine yol açan gazların salımını azaltmakta üzerine düşeni yerine getirmemekle suçladı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;yukarıdaki bu haberin peşine aşağıdakini de okuyunca, insanın hemen bir roman yazası geliyor. :)))&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 ekim 2005&lt;br /&gt;"Uluslararası bir araştırma, 21. Yüzyıl'da Avrupa kıtasında küresel ısınmadan &lt;strong&gt;en olumsuz etkilenecek bölgelerin Akdeniz havzası ve Alpler olduğunu&lt;/strong&gt; belirledi.&lt;br /&gt;Avrupa'daki 16 araştırma enstitüsünün çalışmasıyla hazırlanan ve Science dergisinde yayımlanan raporda, &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;küresel ısınmanın bugünden 2080'e kadar Avrupa'da çevre ve topluma yapacağı etki incelendi.&lt;br /&gt;Raporda, Avrupa'daki tüm bölgeler arasında, Akdeniz havzasının küresel ısınmadan en çok etkilenecek bölge olduğu, &lt;strong&gt;hava sıcaklıklarının artması ve yağışların azalmasının bölgede kuraklığın ortaya çıkmasına yol açacağının tahmin edildiği&lt;/strong&gt; belirtildi.&lt;br /&gt;Kuraklık nedeniyle bölgede orman yangınları çıkacağı ve tarım alanlarının bir kısmının kaybedileceğinin tahmin edildiği belirtilen rapora göre, Akdeniz halklarının yüzde 14-38'i su sıkıntısı çekilen bölgelerde hayatını sürdürecek.&lt;br /&gt;Araştırmaya göre, küresel ısınma, Alpler'deki kar tabakasını da olumsuz etkileyecek. Alpler'de bugün 1300 metre yüksekte kar tabakası bulunurken, bu yüksekliğin gelecekte 1500-1700 metreye çıkacağı, kayak yapılabilecek alanların azalacağı, Avrupa'da ortalama hava sıcaklığının 2080'e kadar 2,1 ila 4,4 derece artacağı tahmin ediliyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yukarıdaki haberlere ek olarak, "Küresel ısınma ve yerel çevre etkileri yüzünden Afrika'nın en yüksek noktası Klimanjaro Dağı'nın buzullarla kaplı zirvesi erimeye başladı. Birleşmiş Milletler, tedbir alınmazsa 15 sene sonra bütün buzulun tamamen yok olacağını saptadı" cümlelerine ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet, ben bu konuları değerlendirip, biraz da hayal gücümü devreye sokarak bir roman yazmağa başlayayım ya da birbirinden bağımsız bir sürü hikâye yazayım. ama hepsi bu konuyla ilgili olsun.&lt;br /&gt;sonra arka arkaya eklerim hepsini. al sana roman gibi bir kitap. nasıl fikir ama?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113050420641740669?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113050420641740669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113050420641740669' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113050420641740669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113050420641740669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/10/haber-ve-roman-konusu-27-ekim-2005.html' title='HABER VE ROMAN KONUSU'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113041680036574840</id><published>2005-10-27T14:29:00.000+03:00</published><updated>2011-12-29T12:18:40.917+02:00</updated><title type='text'>ABD'nin Irak'ta Ne İşi Var?</title><content type='html'>şu an için sadece not etmek istiyorum, unutmayayım diye. daha sonra bu konuda da yazacağım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, Irak'ta &lt;strong&gt;"büyük bir toplumsal laboratuar"&lt;/strong&gt; kurdu ve burada sosyolojik deneyler yapıyor. oradaki toz-duman arasında gözden kaçan en önemli unsur bence bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;petrol, demokrasi, özgürlük, saddam, bop (büyük ortadoğu projesi), kürtler, şiiler, iran filan hepsi detay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ırak meselesine biraz makro açıdan yaklaşırsa, bunu herkes görebilir. tarih ve sosyoloji biliminin, diğer ilim dalları gibi bir laboratuar kurma şansı olmadığı için, olaylar ve olgular yaşanır, bilim insanları da verileri değerlendirerek bir neticeye ulaşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama Amerika Birleşik Devletleri, tarihte bir ilki gerçekleştirerek, Irak'ı dev bir turnusol kâğıdı filan yapmak gibi basit bir işle uğraşmıyor; doğrudan laboratuar haline getirmiş, orada yaşayanlar da kobaylar... zaten Irak'dan gelen gazeteciler &lt;strong&gt;"ölen ABD askerlerinin sayısı tabii ki bu kadar az olur. çünkü Amerikan birlikleri, &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Iraklıları hiç görmüyorlar. devriyeye çıkanlar da zırhlı araçların içinde olmak kaydıyla caddelerden hızla geçip gidiyorlar"&lt;/strong&gt; diyorlar. öyle olunca da, mevta olan ABD'lilerin sayısı daha dün 2 bini buldu. sıkıysa çıksalar ya sokağa... istedikleri kadar robot gibi giyinip kuşansınlar, sonları aynı: ölüm!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaten ABD, Irak'tan çekilmek için hazırlıklara başladı. bugünkü gazete haberi: ABD, IRAK'TA YEŞİL BARIŞ GÜCÜ İSTİYOR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani, "eh artık bize müsaade" pozisyonunda kahraman Amerikalılar. hele onlar gittikten sonra neler olacak, asıl gümbürtüyü o zaman seyredin... ABD taraftarı olanlar, bakalım nereye kaçacaklar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, şimdi işim var. sonra bu konuya da devam etmek ümidiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113041680036574840?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113041680036574840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113041680036574840' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113041680036574840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113041680036574840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/10/abdnin-irakta-ne-ii-var-u-iin-sadece.html' title='ABD&apos;nin Irak&apos;ta Ne İşi Var?'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113040944555963340</id><published>2005-10-27T13:24:00.000+03:00</published><updated>2011-12-29T12:19:45.215+02:00</updated><title type='text'>GERÇEĞE DOĞRU!</title><content type='html'>batılıların caniliği ve insafsızlığı ile ilgili yazdığım yazı için&lt;b&gt; ismail sefa&lt;/b&gt; da şu düzeltmeleri yapmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Bütün kadınlar orospu denmemeli, çoğu ifadesi vebalden kurtaracaktır.&lt;br /&gt;Ayrıca Colomb'un Amerika'yı keşfe giderken İspanya kralından aldığı ve diğer ülke krallarının da onayladığı "Colomb ve adamları suçları ne olursa olsun Avrupa'nın hiçbir ülkesinde yargılanmayacaklardır" garantisi de Amerika'nın ve Batı'nın gerçek yüzünü ortaya koyması bakımından önemlidir. Eline sağlık..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet, belki amerikalı ve avrupalı kadınların tamamına orospu demem hataydı. ama söylemek istediklerimi henüz bitirmedim. mesela, "kraliçe margot" filminde de açıkça anlatıldığı gibi, margot, henry ile evlendiği gece eski sevgilisinin koynuna girmek istiyor, kocasını da gerdek odasının kapısından kovuyor. sevgilisi olan kont, margot'yu yalnız başına bırakıp gidince de, bir kız arkadaşını yanına alarak sokaklarda "yok mu bu gece&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; benimle yatacak erkek" diye düşünerek, erkek arıyor. tabii sokakta dolaşırken, halk kendisini tanımasın diye de yüzüne maske takıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kadar rezaleti yaşayan fransız kraliçesi margot, tarihte gerçekte yaşamış birisidir. film için uydurulmuş bir karakter değildir. hele annesi catherine de medici'nin öz kızı margot'yu ağabeyi olan kralın koynuna sokmasına ne demeli?&lt;br /&gt;bunlara "münferit olaylar" diyebilir miyiz? bence hayır. avrupa'nın tarihi bu tip olaylarla dolu. daha doğrusu toplum yapıları böyle. bize tuhaf geliyor ama öyle...&lt;br /&gt;ben bunları söylerken, "bizim tarihimiz sütle yıkanmıştır" falan gibi bir iddiada değilim. muhakkak ki, dedelerimiz de yanlış işler yapmıştır, hataları da vardır, sevapları da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ancak, şunu göğsümüzü gere gere söyleyebiliriz: "bizim geçmişimiz kesinlikle bu kadar kirli değildir. avrupalılar pislik içinde yüzerken, ceddimiz pir-ü pak yaşıyordu. daha 100 yıl öncesine kadar yıkanmak nedir bilmeyen batılılar, günümüzde bize temizlik dersleri veriyorlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu da zoruma gidiyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113040944555963340?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113040944555963340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113040944555963340' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113040944555963340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113040944555963340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/10/geree-doru-batllarn-canilii-ve.html' title='GERÇEĞE DOĞRU!'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113040823337301448</id><published>2005-10-27T12:40:00.000+03:00</published><updated>2011-12-29T12:20:33.582+02:00</updated><title type='text'>ÇOK YARDIMSEVERİZ CANIM!</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/1600/kedicim.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/320/kedicim.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;geçen hafta bir arkadaşımla telefonda konuşurken bana "eşim şimdi kuaförde. o geldikten sonra pakistan depreminde mağdur olanlara yardım için bankaya gidip 5 YTL yatıracağım" diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de "ya, ya... çok iyi edersin" demiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu konuşmayı yaptıktan sonraki gün de ben, çok sevdiğim kedim için (ismi aslan'dır ve dünyanın ennnn tatlı kedisidir) iki paket mama aldım ve tam 50 YTL verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen insanın basireti bağlanıyor herhalde. hatırıma sonradan geldi: arkadaşımın eşi, kuaföre en az 20 YTL verecek. ne için? sadece saçlarının bakımı için.&lt;br /&gt;pekâlâ ben 50 YTL'yi ne için verdim? kedimin karnı doysun diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pakistan'da deprem sebebiyle zor durumda olan yüzbinlerce insan için kaç kuruş yardım yaptım? 0 (yazıyla sıfır) lira.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi adıma üzüldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün bir arkadaşımın söylediği "ben yardım parasını bankaya yatıracağım. banka, &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;yardım paralarını günlerce repoda tutup, tomarla para kazanacak. daha sonra da lûtfen, ana parayı pakistan'a yollayacak. bu yüzden ben bankaya yatırmıyorum, elden yollayacağım" lafı da züğürt tesellisinden başka birşey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acaba ben de züğürt tesellisi yapıp, kendimi avutsam mı? en azından bu yılki fitremi geciktirmeden verdim. evet, evet... ben de böyle diyerek teselli bulayım. eğer insan kendisini kandırmasa, deli olurmuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113040823337301448?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113040823337301448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113040823337301448' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113040823337301448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113040823337301448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/10/ok-yardimseveriz-canim-geen-hafta-bir.html' title='ÇOK YARDIMSEVERİZ CANIM!'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18338486.post-113038182260383007</id><published>2005-10-27T05:04:00.000+03:00</published><updated>2011-12-29T12:21:09.737+02:00</updated><title type='text'>İKİ FİLM VE HATIRLATTIKLARI</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/1600/kucukagac2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/200/kucukagac2.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;Dün akşam Martin Scorsese'nin yönetmenliğini yaptığı ve başrollerinde Leonardo Di Caprio, Daniel Day Lewis, Cameron Diaz ve Liam Neeson'ın oynadığı &lt;strong&gt;"Gangs of New York"&lt;/strong&gt; (New York Çeteleri) filmini (2002) seyrederken, yıllar önce başrolünde Isabelle Adjani'nin oynadığı bir Fransız filmi olan &lt;strong&gt;"La Reine Margot"&lt;/strong&gt; (Kraliçe Margot) adlı sinema eserini hatırladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani zaman zaman bizi yani Türkleri "barbarlık ve katliam" yapmakla suçluyorlar ya... Aslında kendilerinin dönüp de tarihlerine bakmaları lazım. Batı tarihi (Avrupalılar ve onların soyundan gelenleri kastediyorum) yamyamlık, cinayetler, katliamlar, komplolar, soygunculuk, hırsızlığın her türü, pislik ve ahlaksızlıklarla dolu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle katliamlarla ilgili olarak da Sefa Yürükel'in yazdığı &lt;strong&gt;"Batı Tarihinde İnsanlık &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/1600/kucukagac.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1160/1792/1600/kucukagac.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Suçları"&lt;/strong&gt; adlı kitaba bakmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce yönetmenliğini Patrice Chereau'nun üstlendiği ve bir Fransız, Alman, İtalyan yapımı (1994) olan "Kraliçe Margot" filminin konusuna göz atalım: 24 Ağustos 1572 gecesi yaşananlar, &lt;strong&gt;'St. Bartholomew katliamı'&lt;/strong&gt; olarak biliniyor. Bir gecede tam beş bin (rakamla 5000) kişinin (protestanın), katolik Fransızlar tarafından insafsızca öldürüldüğü bu katliamla birlikte, Fransa topraklarını kasıp kavuran mezhepler savaşı da&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; başlamıştır. Taraflar arasında barışı sağlamak için asiller arasında zoraki bir evlilik ayarlanır. Aciz kral 9. Charles (Şarl)'ın kız kardeşi Margot ile Hugenot kralı Henri de Navarre (Anri dö Navarre) evlenecektir. Margot ve kral 9. Charles'in annesi Catherine de Medici (Katrin dö Medici) ise, iktidarı ele geçirmek için cinayet, entrika ve zehirlerle dolu ölümcül bir mücadele yürütmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film, intikam, aşk (cinsellik) ve nefret üzerine bina edilmiş... Bu alışılmış saray temalarının yanısıra, 16. yüzyıl Fransası'nı saran kaosa yöneltilmiş sert ve etkili bir bakış ve ensest (aile içi) ilişki içeren sahneler de filmde ön plana çıkmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi seyrederken "Batılıların gerçek yüzünü görmek isteyen bütün gençlerin bu filmi seyretmeleri gerekiyor" diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Tıpkı dün akşam "New York Çeteleri" filmini izlerken kapıldığım düşünce gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok değil daha 150 sene öncesinde (1846 ve 1862 yıllarında geçiyor) pislik içinde yüzen bir New York... Kan, hırsızlık ve entrikalarla dolu bir Amerika... Avrupa'da ne kadar katil, hırsız, soyguncu, yankesici varsa hepsinin gemiler doldurularak Amerika kıtasına akın akın geldiği yıllar... Kadınlarının çoğunluğunun orospu, erkeklerinin üçkâğıtçı, dolandırıcı, menfaatçi, cani, katil, yalancı olduğu bir ABD... Hani internette son yıllarda dolaşan geyiklerden birinde, Amerikalılar için &lt;strong&gt;"Büyük dedenizin dünyanın hiç bir ülkesinin kabul etmediği eli kanlı bir cani olduğunu bilirsiniz"&lt;/strong&gt; yazılıdır ya... İşte aynen bu cümlede alay edildiği gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çetelerin şehri ele geçirmek için verdikleri amansız mücadeleyi seyrederken, kelimenin tam anlamıyla midem bulandı, tiksindim. Bu film de, tıpkı "Kraliçe Margot" gibi bütün Türk gençleri tarafından bir ibret vesikası olarak kesinlikle seyredilmesi gereken bir sinema eseri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerini uygarlığın, demokrasinin ve özgürlüğün hamisi olarak lanse eden Batılıların gerçek yüzleriyle ilgili yazmağa devam edeceğim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18338486-113038182260383007?l=beyazyelkenli.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/feeds/113038182260383007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18338486&amp;postID=113038182260383007' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113038182260383007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18338486/posts/default/113038182260383007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyazyelkenli.blogspot.com/2005/10/iki-film-ve-hatirlattiklari-dn-akam.html' title='İKİ FİLM VE HATIRLATTIKLARI'/><author><name>islam gemici</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00554129080673876701</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/-htCAsj2BELM/TuxdtEjWe7I/AAAAAAAAAB0/XXbp9tDCu4w/s220/kalem_3.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
