İngiliz gazeteci Hogg (Jonathan Rhys Meyers),
Nanjing’de olanların fotoğraflarını da çekip, dönmeye karar verdiğinde
Japonların eline düşer. Esir alınan Hogg’un çektiği fotoğrafları gören Japon
komutan onun öldürülmesini emreder. Kılıçla kafası kesileceği esnada komünist
Çinliler, Hogg’u kurtarırlar. Japonlara karşı Çinlilere yardım eden bir başka
İngiliz hemşire Lee ile tanışan gazeteci Hogg, Şangay şehrine dönme imkânını da
kaybetmiştir. Hemşire Lee’nin (Radha Mitchell) tavsiyesi üzerine Hogg bir
yetimhaneye sığınır.
60 kadar Çinli çocuğun kaldığı Huang
Shi Yetimhanesi berbat durumdadır ve Hogg, Çinli çocuklarla ilgilenir, onların
temizlenmelerine ve hayata yeniden tutunmalarına yardım eder. Sonunda savaşın
kızıştığı bir dönemde, çocukları Huang Shi’den 1000 kilometre uzaktaki
Shandan’a götürmeye teşebbüs eder. Bütün sıkıntılara, eziyetlere, engellemelere
rağmen yetim çocukları Gobi Çölü’nün kıyısındaki şehre ulaştıran Hogg, büyük
bir iş başarmanın yanısıra geleceğe yönelik de tohumlar atmıştır. Filmin ilk
görüntüleri “Şangay Genç Hıristiyanlar Derneği Spor Salonu”nda başlıyor ve en
nihayetinde son jenerikte, ne demek istediğimi anlayabiliyorsunuz. Jenerik
deyip geçmeyin, orada sadece isimler yazılı değildir, gerektiğinde gayet
yerinde mesajlar da verilebilir ki, “Huang Shi’nin Çocukları” filminde bu da
yapılmış...
