Cuma, Mayıs 24, 2019

Barbarlık ve Avrupalılar

İslam Gemici - Serbest Gazeteci (Freelance Journalist)

Şu fotoğrafta ne görüyoruz? Kısık gözlü bir adam ve konuşmasının Türkçe tercümesi olarak da bir cümle. Ne kadar önemsizmiş gibi görünüyor değil mi? Keşke öyle olsa...

Bu fotoğraf, batılı zihniyete sahip milletlerin hepsinin temsilî resmidir aslında... Fotoğraf, History Channel televizyon kanalının tarihindeki en başarılı televizyon dizisi olan ve dünyada müthiş bir hayran kitlesi yakalayan Vikingler'in beşinci sezonunun ilk bölümlerinden birinden alınmadır. Filmi seyrederken çakma kral (boynuzlu) Aethelwulf ile savaşçı papaz Heahmund'un konuştukları sahneye rastgelince, Jonathan Rhys Meyers'in canlandırdığı işte bu adam yani Heahmund'un sözlerinin öneminin farkına vardım ve sizlerle paylaşmak istedim.

Mevzu şöyle: Vikingler, o yıllarda İngiltere'nin bazı bölümlerini işgal ederek oradaki krallara kök söktürüyorlar. Çünkü daha Birleşik Krallık kurulmamış. Vikingler'in bir şehre saldıracağından korkan kral Aethelwulf'un en büyük yardımcısı da savaşçı papaz Heahmund'dur ve krala akıl verirken işte bu cümleyi sarfediyor: "İncil bize, inanmayanlara (hıristiyan olmayanlara) merhamet göstermememizi söyler."

Ne kadar da sıradan birşeymiş gibi duruyor değil mi? Ama madalyonun diğer yüzü hiç de öyle olmadığının kanıtıdır. Avrupa milletlerinin hakiki hıristiyanlığın paganizm ile harmanlanarak bozulmasından sonra meydana gelen günümüzün "çorba hıristiyanlığının" tarih boyunca yaptığı katliamların dayandığı fetva budur: İncil, hıristiyanlara kendilerinden olmayanlara karşı acımasız olmalarını söylüyormuş. İznik Konsülü'nde alınan Roma panteonunun muharref hıristiyanlık ile harmanlanmasının neticesi olarak ortaya çıkan Katolik Hıristiyanlık, "bizden değilse insan bile sayılmazlar öyleyse öldürün, kesin, köle yapın, ezin, parçalayın" emrini kanun haline getirmiş; böylece de dünya (yaklaşık) 1700 yıldır müthiş katliamlara sahne olmuştur.

İspanyolların Güney ve Orta Amerika'da, Portekizlilerin Endonezya, Singapur ve Güney Amerika'da; İngilizlerin Kuzey Amerika, Çin, Hindistan, Afrika, Ortadoğu'da; Almanların - Belçikalıların - Fransızların - Hollandalıların - Rusların - Bulgarların - Sırpların ve diğer hıristiyan ulusların yaptıkları soykırımların haddi hesabı yoktur. Günümüzde bu katliamlar Birleşmiş Milletler ve NATO şemsiyeleri altında yeryüzünün her bölgesinde hâlen devam etmektedir. Bkz: Afganistan, Irak, Suriye, Afrika…
Avrupalıların kendilerinden olmayan insanlara yakıştırdıkları sıfat nedir, çoğunuz biliyorsunuzdur: Barbar... Devamı için tıklayın: https://www.alemihaber.com/yazar/islam-gemici/barbarlik-ve-avrupalilar_274

****************

Nach dem Mischen wird über das Massaker der Geschichte entlang der Fatwa mit den Europäern zu stören Fakten Schwellen Christentum und Heidentum von heute „Hybrid des Christentums“ basiert, ist dies: Die Bibel uns gegen diejenigen, rücksichtslos erzählt, die sich nicht Christen sind. Die Entscheidung im Konzil von Nicäa ist die Vermischung des römischen Pantheons mit dem Muharref-Christentum. Die sich ergebende katholische Christentum, „nicht von uns, so dass die Leute nicht einmal die getötet zählen, die Slave-Struktur, zertrümmern, zerschmettern das“ Gesetz hat die Bestellung.

Spanier in Süd- und Mittelamerika, Portugiesen in Indonesien, Singapur und Südamerika; Englisch für Nordamerika, China, Indien, Afrika, Naher Osten; Die Anzahl der Völkermorde von Deutschen, Belgiern, Franzosen, Holländern, Russen, Bulgaren, Serben und anderen christlichen Nationen ist nicht bekannt. Diese Massaker dauern bis heute in allen Regionen der Welt unter den Schirmen der Vereinten Nationen und der NATO an.


*

Это фетва, основанная на истории массовых убийств сегодняшнего гибридного христианства, которые возникли после того, как европейцы были смущены путаницей реального христианства с язычеством: Библия говорит христианам быть жестокими по отношению к тем, кто этого не делает. Решение, принятое на Никейском соборе, - это смешение римского пантеона с христианством Мухаррефа. Возникшее в результате католическое христианство «если не от нас, даже если у вас даже нет человека, убивайте, рабом, сокрушайте, разбивайте», приняло закон.

Испанцы в Южной и Центральной Америке, португальцы в Индонезии, Сингапуре и Южной Америке; Английский для Северной Америки, Китая, Индии, Африки, Ближнего Востока; Число геноцидов немцев - бельгийцев - французов - голландцев - русских - болгар - сербов и других христианских народов неизвестно. Сегодня эти массовые убийства все еще продолжаются во всех регионах мира под эгидой Организации Объединенных Наций и НАТО.

*

This is the fatwa that the massacres of today's h hybrid Christianity ist, which emerged after the Europeans were confused by the confusion of real Christianity with paganism, is based on history: the Bible tells the Christians to be cruel to those who are not. The decision taken in the Council of Nicaea is the blending of the Roman pantheon with Muharref Christianity. The resulting Catholic Christianity, "if not from us, even if you don't even have a human, kill, slave, crush, smash" has made the law.

Spaniards in South and Central America, the Portuguese in Indonesia, Singapore and South America; English for North America, China, India, Africa, Middle East; The number of genocides by Germans - Belgians - French - Dutch - Russians - Bulgarians - Serbs and other Christian nations is unknown. Today, these massacres are still continuing in every region of the world under the umbrellas of the United Nations and OTAN.


*

هذه هي الفتوى التي تستند إليها مجازر المسيحية الهجين اليوم ، والتي ظهرت بعد أن حير الأوروبيون بسبب خلط المسيحية الحقيقية مع الوثنية ، على التاريخ: يقول الكتاب المقدس للمسيحيين أن القسوة على أولئك الذين ليسوا كذلك. القرار الذي تم اتخاذه في مجلس نيقية هو مزج البانتيون الروماني مع المسيحية الشريف. إن المسيحية الكاثوليكية الناتجة ، "إن لم تكن منا ، حتى لو لم يكن لديك حتى إنسان ، قتل ، عبيد ، سحق ، تحطيم" جعلت القانون.

الأسبان في أمريكا الجنوبية والوسطى والبرتغاليين في إندونيسيا وسنغافورة وأمريكا الجنوبية ؛ الإنجليزية لأمريكا الشمالية ، الصين ، الهند ، أفريقيا ، الشرق الأوسط ؛ عدد عمليات الإبادة الجماعية التي ارتكبها الألمان - البلجيكيون - الفرنسيون - الهولنديون - الروس - البلغاريون - الصرب والدول المسيحية الأخرى غير معروف. اليوم ، لا تزال هذه المذابح مستمرة في كل منطقة من مناطق العالم تحت مظلات الأمم المتحدة وحلف الناتو.

*

Esta es la fatwa que las masacres del cristianismo híbrido de hoy en día, que surgieron después de que los europeos se sintieran confundidos por la confusión del cristianismo real con el paganismo, se basan en la historia: la Biblia dice que los cristianos son crueles con los que no lo son. La decisión tomada en el Concilio de Nicea es la mezcla del panteón romano con el cristianismo de Muharref. El cristianismo católico resultante, "si no es de nosotros, incluso si ni siquiera tiene un humano, matar, esclavo, enamoramiento, aplastamiento" ha hecho la ley.

Españoles en América del Sur y Central, los portugueses en Indonesia, Singapur y América del Sur; Inglés para América del Norte, China, India, África, Medio Oriente; Se desconoce la cantidad de genocidios de alemanes, belgas, franceses, holandeses, rusos, búlgaros, serbios y otras naciones cristianas. Hoy, estas masacres continúan en todas las regiones del mundo bajo los paraguas de las Naciones Unidas y la OTAN.


*

C'est la fatwa que les massacres du christianisme hybride d'aujourd'hui, qui est apparue après que les Européens ont été déroutés par la confusion entre le christianisme réel et le paganisme, repose sur l'histoire: la Bible dit aux chrétiens d'être cruels envers ceux qui ne le sont pas. La décision prise au concile de Nicée est la fusion du panthéon romain avec le christianisme Muharref. Le christianisme catholique qui en résulte ", si ce n’est de nous, même si vous n’avez même pas un humain, tuer, esclave, écraser, écraser" a fait la loi.

Les Espagnols en Amérique du Sud et centrale, les Portugais en Indonésie, à Singapour et en Amérique du Sud; Anglais pour l'Amérique du Nord, la Chine, l'Inde, l'Afrique et le Moyen-Orient; Le nombre de génocides d'Allemands - Belges - Français - Néerlandais - Russes - Bulgares - Serbes et autres nations chrétiennes est inconnu. Aujourd'hui, ces massacres se poursuivent dans toutes les régions du monde sous l'égide des Nations Unies et de l'OTAN.

Perşembe, Mayıs 23, 2019

Sömüren Devletler İçin Farketmiyor

İslam Gemici - Serbest Gazeteci (Freelance Journalist)

Kızılı, karası her çeşit emperyalist için kimi, nasıl sömürdüğü fark etmiyor. Kızıl Çin Doğu Türkistan'da; eski komünist Rusya Kırım, Kafkaslar, Ukrayna'da; ABD Venezüella, Suriye, Irak, Suudi Arabistan'da; Fransa Komor Adaları, Kongo, Cezayir, Tunus'da; İtalya, Almanya, İngiltere, Hollanda, Belçika diğer ülkelerde sömürüp semirmeye devam ediyorlar. Önemli olan tek şey, menfaatleri...

Son günlerin en gözde gündem maddesi olduğu için Venezüella'dan örnekler vererek başlayalım. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 3-5 devlet, Güney Amerika'nın en problemli ülkelerinden Venezüella'da yaşananlara karşı çıksa da, ABD ve yandaşları için bu muhalif duruşlar sinek vızıltısından öteye gitmedi.

Donald "duck" Trump'ın orkestra şefliğindeki Amerikan yönetimi "ne derseniz deyin, bildiğimi okurum. Bunun için de Venezüella'nın içindeki hainleri de kullanırım" diyerek önce halkı sokağa dökmeye çalıştı, olmayınca orduyu ayaklandırmaya çalıştı. Her iki isyan hareketi de başkan Nicolas Maduro tarafından bastırıldı. Buna rağmen "özgür" diye dünyaya yutturulan "batı basını" hep bir ağızdan Venezüella'da "herşeyin kötü ve darbenin an meselesi olduğunu" kamuoylarına pompalamaya devam ediyorlar.

Mesela:

ABD – THE WALL STREET JOURNAL

Venezuela’da dün, hükümet karşıtı Juan Guaido’nun destekçilerine "Sokaklara dökülün" çağrısı yapmasının ardından ülkede baş gösteren kaos ortamı, ABD’li gazetenin manşetindeydi. ABD hükümetinin desteğiyle darbe çağrısı yapan Guaido, "Asla teslim olmayın" çağrısında bulundu.

ABD – THE NEW YORK TIMES

Venezuela’daki darbe girişimi, NTY’in manşetine “Muhalif lider Guaido’nun Maduro’ya yaptığı baskılar, ülkedeki krizi daha da derinleştirdi” bakış açısıyla taşındı.

İNGİLTERE – FINANCIAL TIMES

Darbe yanlılarının sokak eylemleri, Financial Times’ın ana konusuydu. ABD hükümetinin, Çin’e yönelik siber saldırı suçlamalarında yumuşamasının ardından ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin’in, Çinli müzakerecilerle yapılacak ticaret görüşmelerinde elle tutulur ilerleme sağlanacağını umduğuna yönelik söylemleri de gazetenin öne çıkan başlıklarından oldu.

İNGİLTERE – THE TIMES

Venezuela’da sokağa dökülen darbe yanlıları, İngiliz gazetenin gündeminde Maduro ordusunun eylemcileri bastırmak için güç kullanarak harekete geçtiği açısıyla verildi.

Güney Amerika'da kargaşa ve savaş rüzgârları estirilirken, örneğin Afrika sütliman mı? Kara kıtanın güneyinden kuzeyine, doğusundan batısına her tarafında ise kan, gözyaşı, katliamlar alışılmış haber haline getirilmiş vaziyette.

Kuzey Afrika'da Cezayir ve Tunus çeşitli olaylarla kaosa sürüklenirken, Libya'da kan gövdeyi götürüyor. General Halife Hafter isimli ABD uşağı, Mısır ve Suudi Arabistan'ın lojistik desteği eşliğinde Trablus'a saldırarak memleketin altını üstüne getirdi. Kuzey Afrika'nın petrol zengini ülkesinde son beş yıldır yaşanan uzun krizin en mühim aktörlerinden olan General Hafter, 2014'ten bu yana ülkenin doğusundaki önemli petrol limanlarının bulunduğu büyük bir alanı...
Devamı için: https://www.alemihaber.com/onuncusite/haber/somuren-devletler-icin-fark-etmiyor-48007

************************

Ця стаття була переведена Яндексом:
Кімі для всіх видів імперіалістичних держав, не помічаючи, як він її експлуатує. Червоний Китай в східній частині Тюркии; колишній комуністичний Росія в Криму, на Кавказі, Україні; США у Венесуелі, Сирії, Іраку, Саудівської Аравії; Франція в Коморських островах, Конго, Алжирі, Тунісі; Італія, Німеччина, Великобританія, Нідерланди, Бельгія в інших країнах продовжують експлуатувати і сіяти. Все, що має значення, це їх власні інтереси... Наприклад, Африканський молліман, в той час як в Південній Америці вітри хвилювання і війни підірвані? З півдня на північ і зі сходу на Захід, кров, сльози, різанина-це звичні новини.

У Північній Африці Алжир і Туніс дрейфують в хаос з різними подіями, в той час як в Лівії кров бере ствол. Генерал Халіфа Хафтер, американський дворецький, напав на Тріполі в супроводі матеріально-технічної підтримки Єгипту і Саудівської Аравії, привів його до нижньої частини свого рідного міста.


*

This article was translated with Yandex:
It doesn't matter who or how he exploits every kind of imperialist state. Red China in East Turkistan; former Communist Russia Crimea, Caucasus, Ukraine; USA Venezuela, Syria, Iraq, Saudi Arabia; France Comor Islands, Congo, Algeria, Tunisia; Italy, Germany, England, Holland, Belgium, and other countries continue to be exploited. The only thing that matters is their own interests... While the turmoil and war winds in South America, for example, African milk? Blood, tears and massacres are all over the black continent from the south to the north, from the east to the West.

Algeria and Tunisia in North Africa have been dragged into chaos with various events, while Libya is taking the body of blood. The US servant, General Khalifa HAFFTER, attacked Tripoli with the logistic support of Egypt and Saudi Arabia, and overthrew the country.

*

Cet article a été traduit par Yandex:
peu importe qui ou comment il exploite chaque type d'état impérialiste. La Chine rouge au Turkestan oriental; l'ancienne Russie communiste la Crimée, le Caucase, L'Ukraine; les États-Unis Le Venezuela, La Syrie, L'Irak, L'Arabie Saoudite; la France Les îles Comores, Le Congo, L'Algérie, La Tunisie; L'Italie, l'Allemagne, L'Angleterre, la Hollande, La Belgique, et d'autres pays continuent d'être exploités. La seule chose qui compte, c'est leurs propres intérêts... Alors que les troubles et la guerre font rage en Amérique du Sud, par exemple, le lait Africain? Le sang, les larmes et les massacres sont tous sur le continent noir, du sud au nord, de l'est à l'Ouest.

L'Algérie et la Tunisie en Afrique du Nord ont été entraînées dans le chaos avec divers événements, tandis que la Libye prend le corps du sang. Le Serviteur des États-Unis, le général Khalifa HAFFTER, attaqua Tripoli avec le soutien logistique de l'Égypte et de l'Arabie Saoudite, et renversa le pays.


*

Эта статья была переведена Яндексом: Кими для всех видов империалистических государств, не замечая, как он ее эксплуатирует. Красный Китай в восточной части Тюркии; бывший коммунистический Россия в Крыму, Кавказе, Украине; США в Венесуэле, Сирии, Ираке, Саудовской Аравии; Франция в Коморских островах, Конго, Алжире, Тунисе; Италия, Германия, Великобритания, Нидерланды, Бельгия в других странах продолжают эксплуатировать и сеять. Все, что имеет значение, это их собственные интересы... Например, африканский моллиман, в то время как в Южной Америке ветры волнения и войны взорваны? С юга на север и с востока на Запад, кровь, слезы, резня-это привычные новости.

В Северной Африке Алжир и Тунис дрейфуют в хаос с различными событиями, в то время как в Ливии кровь берет ствол. Генерал Халифа Хафтер, американский дворецкий, напал на Триполи в сопровождении материально-технической поддержки Египта и Саудовской Аравии, привел его к нижней части своего родного города.

*

تمت ترجمة هذه المقالة مع yandex: لا يهم من أو كيف يستغل كل أنواع الدولة الإمبريالية. الأحمر الصين في تركستان الشرقية; الشيوعي السابق روسيا شبه جزيرة القرم والقوقاز ، أوكرانيا; الولايات المتحدة وفنزويلا ، سوريا ، العراق ، السعودية فرنسا Comor الجزر ، الكونغو ، الجزائر ، تونس ، إيطاليا ، ألمانيا ، إنجلترا وهولندا وبلجيكا وغيرها من البلدان التي يمكن استغلالها. الشيء الوحيد الذي يهم هو مصالحهم الخاصة.. بينما رياح الحرب والاضطراب في أمريكا الجنوبية ، على سبيل المثال ، الحليب الأفريقي؟ الدم والدموع والمذابح في جميع أنحاء القارة السوداء من الجنوب إلى الشمال ، من الشرق إلى الغرب.

تم جر الجزائر وتونس في شمال أفريقيا إلى الفوضى مع أحداث مختلفة ، في حين أن ليبيا تأخذ الجسم من الدم. الخادم الأمريكي ، الجنرال خليفة هافتر ، هاجم طرابلس بدعم سوقي من مصر والمملكة العربية السعودية ، وأطاح بالبلاد.


*

Makala hii ilikuwa kutafsiriwa na Yandex: haijalishi nani au jinsi yeye ushujaa kila aina ya ubeberu serikali. Nyekundu China katika Mashariki Turkistan; wa zamani wa Kikomunisti Urusi Crimea, Caucasus, Ukraine; USA Venezuela, Syria, Iraq, Saudi Arabia; Ufaransa Comau Islands, Congo, Algeria, Tunisia; Italia, Ujerumani, Uingereza, Uholanzi, Ubelgiji, na nchi nyingine kuendelea kutumiwa. Kitu tu kwamba mambo ni maslahi yao wenyewe... Wakati mtikisiko na vita upepo katika Amerika ya Kusini, kwa mfano, Afrika ya maziwa? Damu, machozi na mauaji ni wote zaidi ya miaka black bara kutoka kusini hadi kaskazini, kutoka mashariki na Magharibi.

Algeria na Tunisia katika Afrika Kaskazini wamekuwa dragged katika machafuko na matukio mbalimbali, wakati Libya ni kuchukua mwili wa damu. MAREKANI mtumishi, kwa Ujumla Khalifa HAFFTER, kushambuliwa Tripoli na vifaa msaada wa Misri na Saudi Arabia, na kupindua nchi.

*

Hierdie artikel is vertaal met Yandex: dit maak nie saak wat of hoe hy wedervaringe elke soort van imperialistiese staat. Rooi China in die Ooste Turkistan; voormalige Kommunistiese Rusland die Krim, die Kaukasus, Oekraïne; VSA Venezuela, Sirië, Irak, Saoedi-Arabië, Frankryk Comor Eilande, die Kongo, Algerië, Tunisië, Italië, Duitsland, Engeland, Holland, België, en ander lande voortgaan om ontgin te word. Die enigste ding wat saak maak, is om hul eie belange... Terwyl die onrus en oorlog winde in Suid-Amerika, byvoorbeeld, Afrikaanse melk? Bloed, trane en moord is al oor die swart kontinent uit die suide na die noorde, van die ooste na die Weste.

Algerië en Tunisië in Noord-Afrika is gesleep in chaos met verskeie geleenthede, terwyl Libië is die neem van die liggaam van bloed. Die VSA dienaar, Algemene Khalifa HAFFTER, aangeval Tripoli met die logistieke ondersteuning van Egipte en Saoedi-Arabië, en uitgejaag en die land.


*

Este artículo fue traducido con Yandex: no importa quién ni cómo explote todo tipo de estado imperialista. La China roja en el Turquestán Oriental; la antigua Rusia Comunista, Crimea, el Cáucaso, Ucrania; los Estados Unidos, Venezuela, Siria, Irak, Arabia Saudita; las islas de France Comor, el Congo, Argelia, Túnez; Italia, Alemania, Inglaterra, Holanda, Bélgica y otros países continúan siendo explotados. Lo único que importa son sus propios intereses... Mientras que la agitación y los vientos de guerra en América del sur, por ejemplo, la leche africana? Sangre, lágrimas y masacres están por todo el continente negro desde el sur hasta el Norte, desde el este hasta el oeste.

Argelia y Túnez en el Norte de África se han visto arrastradas al caos con diversos acontecimientos, mientras que Libia está tomando el cuerpo de sangre. El servidor ESTADOUNIDENSE, general Khalifa HAFFTER, atacó Trípoli con el apoyo logístico de Egipto y Arabia Saudita, y derrocó al país.

Kibirle Gelen Yenilgi ve İkarus'un Kanatları

İslam Gemici - Serbest Gazeteci (Freelance Journalist)

Norveçli yazar Samuel Bjork'un "Ben Yalnız Gezerim" isimli polisiye - gerilim romanını okurken rastladığım birkaç tespit, bazı konularda aklıma ilginç fikirler getirdi. Birincisi, cinayete şahit olan 13 (onüç) yaşındaki Tobias'ın takvim ve yılbaşıyla ilgili düşüncesi: "Tobias ilkbaharı çok severdi. Kışın pençesini gevşettiğini görmek, yeni imkânların önünün açıldığını, yeni bir şeyin olacağını, dünyânın değişeceğini hissetmesine neden oluyordu. Sık sık yılbaşı gününün, kışın ortasında değil de ilkbaharda olması gerektiğini düşünmüştü. 31 Aralık'taki gün asla değişik değildi ama ilkbaharda her şey, ağaçlarda yeni açan yaprakların güzel yeşili, ormanda ve yerlerde açan çiçekler ve boy atan bitkiler, geri dönen ve dalların arasında cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar farklıydı."
Kitabı incelemek için: Tıklayın lütfen

1582'de Papa 13. Gregorius'un eski takvimden 10 gün atarak yaptığı Gregoryen Takvimi'ndeki yılbaşı gününün kışın tam ortasına gelmesini bugün dahi anlayabilmiş değiliz. Fakat "kabul" olunan bu takvim saçmalıktan başka da birşey değil. Nitekim romandaki Tobias İversen bu çelişkiyi gayet güzel izah ediyor: 31 Aralık'ta ne değişiyor ki, ertesi gün yılbaşı oluyor? Halbuki her millet kullandığı takvime "kendi hayatlarını etkileyen önemli olayları" başlangıç olarak almıştır. Mesela Yunanlılar ilk olimpiyatları, eski Mısırlılar Nil nehrinin taşması, ekim, dikim ve hasat zamanlarını, Hıristiyanlar Hz. İsa'nın doğumu olarak kabul ettikleri yılı, Müslümanlar Hz. Muhammed'in (S.A.V) Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç olarak almışlardır. Bu mevzuyla alakalı olarak 2011'de "Takvimdeki Son Yaprak" başlıklı bir yazı hazırlamıştım: https://www.dunyabulteni.net/hayata-dair/takvimdeki-son-yaprak-h185062.html

Romanda bahsedilen ikinci mühim husus da kibir ve İkarus'un eriyen kanatlarıdır: "Mia (dedektif) yatağa oturdu ve düşünmeye başladı. İkarus'un kanatları. İkarus güneşin çok yakınından uçmuş ve kanatları erimişti. Güç zehirlenmesi. Kibir... Roger Bakken (cinayet zanlısı) bu çizginin dışına çıkmıştı."

Bu satırları okurken, bir an durdum, Türkiye'nin son 7-8 yıl içinde yaşadıkları, idarecimizi ve onun geçirdiği karakter değişmesini düşündüm: Evet, özellikle son birkaç sene içindeki "kibir" ve bundan kaynaklanan "güç zehirlenmesinin" ülkemize ve Akparti'ye verdiği büyük zararı yeniden hatırladım. Sonra hükümet yanlısı bir yayın politikası izleyen Yörünge dergisinde yayımlanmış olan Dr. Özkan Öztürk imzalı "İkarus Sendromu" yazısına denk gelip, okudum: http://www.yorungedergi.com/2019/01/ikarus-sendromu/

Dr. Öztürk kısaca diyor ki: "İkarus, Yunan mitolojisinin bir kahramanıdır. İkarus ile babası bir kulede hapsedilmişlerdir. Babası kulede bulduğu balmumuna kuş tüylerini yapıştırarak İkarus için kanatlar yapar ve kuleden atlayarak ona "üstündeki güneşe ve altındaki denize fazla yaklaşmadan uçmasını" sıkıca tembihler. İkarus’un uçmaya başlamasıyla gökte... Devamı için: https://www.alemihaber.com/onuncusite/haber/kibirle-gelen-yenilgi-ve-ikarusun-kanatlari-53490

*******************

I thought about the change of character that Turkey has experienced in the last 7-8 years, our administration, Tayyip Erdogan, and its predecessor: yes, I remembered the great damage that has caused to our country, especially the "arrogance" and the "power poisoning" that has been caused by it in the last few years. Then the trajectory published in the journal, Dr. Özkan Öztürk signed the article "Ikarus syndrome" I read.

Dr. Öztürk briefly says: "Ikarus is a hero of Greek mythology. Ikarus and his father were imprisoned in a tower. His father made wings for Ikarus by gluing bird feathers to the wax he found in the tower, and he told him to jump out of the tower and fly in close proximity to the sun on top of him and the sea beneath him. When Ikarus begins to fly, his perfect glide in heaven spells him and forgets what his father has said. With the intoxication of perfection and arrogance, he rises to the sun and with the melting of wax, his wings are scattered and he dies by falling on the ground."


*

Я вспомнил, что Турция пережила последние 7-8 лет, наш управляющий Тайип Эрдоган и его характер изменились: да, особенно в последние несколько лет "высокомерие" и "силовое отравление", вызванное этим, нанесли большой ущерб нашей стране. Затем доктор, который был опубликован в журнале Orbit Я прочитал статью "синдром Икара" с автографом Özkan Öztürk.

Доктор Öztürk кратко говорит: "Икар является героем греческой мифологии. Ikarus и его отец были заключены в башню. Его отец склеивает птичьи перья воска, который он нашел в башне, делая крылья для Икара и прыгая с башни, чтобы он "летал на солнце и под ним, не приближаясь к морю". Когда Икар начинает летать, он прекрасно скользит по небу, он заклинает себя и забывает о том, что сказал его отец. С опьянением, которое дает чувство совершенства и высокомерия, он поднимается к Солнцу и расплавляется воском, и его крылья распадаются и падают на землю и умирают."

*

Pensé en el cambio de carácter de que Turquía ha experimentado en los últimos 7-8 años, nuestra administración, Tayyip Erdogan, y su predecesor: sí, me acordé de el gran daño que ha causado a nuestro país, especialmente la "arrogancia" y el "poder de intoxicación" que ha provocado en los últimos años. Entonces la trayectoria publicada en la revista, el Dr. Özkan Öztürk firmó el artículo "Ikarus syndrome" que leí.

El Dr. Öztürk dice brevemente: "Ikarus es un héroe de la mitología griega. Ikarus y su padre fueron encarcelados en la torre. Su padre hizo alas para Ikarus pegando plumas de pájaro a la cera que encontró en la escapar, y le dijo que salte de la escapar y volar muy cerca del sol en la parte superior de él y el mar debajo de él. Cuando Ikarus comienza a volar, su perfecto planeo en el cielo lo hechiza y olvida lo que su padre ha dicho. Con la embriaguez de la perfección andrene, se levanta al sol y con el derretimiento de la cera, sus alas se dispersan y muere cayendo al Suelo."


*

فكرت في تغيير الطابع أن تركيا شهدت في الماضي 7-8 سنوات ، الإدارة ، رجب طيب أردوغان ، سابقتها: نعم, تذكرت الأضرار الجسيمة التي تسببت في بلدنا ، وخصوصا "الغطرسة" و "السلطة التسمم" التي قد تسببها في السنوات القليلة الماضية. ثم نشر المسار في المجلة ، وقع الدكتور أوزكان أوزتورك المقالة "متلازمة إيكاروس" التي قرأتها.

يقول الدكتور أوزتورك باختصار: "إيكاروس هو بطل الأساطير اليونانية. إيكاروس ووالده سجنوا في برج صنع والده أجنحة لـ (إيكاروس) عن طريق لصق ريش الطيور بالشمع الذي وجده في البرج ، وقال له أن يقفز من البرج ويطير بالقرب من الشمس فوقه والبحر تحته. عندما يبدأ (إيكاروس)بالطيران طائرته المثالية في الجنة تتهجئه وتنسى ما قاله والده مع تسميم الكمال والغطرسة ، يشرق إلى الشمس ومع ذوبان الشمع ، أجنحته مبعثرة ويموت بالسقوط على الأرض."

*

J'ai pensé au changement de caractère que la Turquie a connu au cours des 7-8 dernières années, à notre administration, Tayyip Erdogan, et à son prédécesseur: Oui, je me suis souvenu des grands dommages qui ont causé à notre pays, en particulier l ' "arrogance" et l ' "empoisonnement du pouvoir" qui a été causé par elle au cours des dernières années. Puis la trajectoire publiée dans le journal, Le Dr Özkan Öztürk a signé l'article "Le syndrome D'Ikarus" que j'ai lu.

Le Dr Öztürk dit brièvement: "Ikarus est un héros de la mythologie grecque. Icare et son père ont été enfermés dans une tour. Son père fit des ailes pour Ikarus en collant des plumes d'oiseau à la cire qu'il trouva dans la tour, et il lui dit de sauter hors de la tour et de voler à proximité du soleil sur lui et de la mer sous lui. Quand Ikarus commence à voler, son parfait plané dans le ciel l'Épelle et oublie ce que son père a dit. Avec l'ivresse de la perfection et de l'arrogance, il se lève vers le soleil et avec la fonte de la cire, ses ailes sont dispersées et il meurt en tombant sur le sol."


*

Я згадав, що Туреччина пережила останні 7-8 років, наш керуючий Тайіп Ердоган і його характер змінилися: так, особливо в останні кілька років "зарозумілість" і "силове отруєння", викликане цим, завдали великої шкоди нашій країні. Потім доктор, який був опублікований в журналі Orbit Я прочитав статтю "синдром Ікара" з автографом Özkan Öztürk.

Доктор Öztürk коротко каже: "Ікар є героєм грецької міфології. Ikarus і його батько були укладені в вежу. Його батько склеює пташине пір'я воску, який він знайшов у вежі, роблячи крила для Ікара і стрибаючи з вежі, щоб він "літав на сонце і під ним, не наближаючись до моря". Коли Ікар починає літати, він прекрасно ковзає по небу, він заклинає себе і забуває про те, що сказав його батько. З сп'янінням, яке дає відчуття досконалості і зарозумілості, він піднімається до Сонця і розплавляється воском, і його крила розпадаються і падають на землю і гинуть."

Çarşamba, Mayıs 22, 2019

Vikingler ve Kızılderililer

İslam Gemici -  Serbest Gazeteci (Freelance Journalist)

Dünyaca meşhur History kanalının Vikingler dizi filminde yaşadığı bile şüpheli bir Viking reisi olan Ragnar Lothbrok'un başrol olduğu dizi, kendisinin ölümünden sonra oğullarının maceralarıyla devam ediyor.

Vikingler'in nezdinde Avrupalılar'ın mâzisinin ne kadar çirkef, aşağılık, iğrenç ve berbat olduğunu görmek için bile bu diziyi seyretmek, bir müddet sonra insanı yoruyor. Son yüz yıldır dünyaya güya uygarlık dersleri veren ukalâ Avrupalılar'ın kepazeliklerini kendi senaryolarından ve kameralarından izlemek biz Müslüman Türkler'e tuhaf gelse de, adamlar bu iğrençlikleriyle övünüyorlar. Hakaret olur mu bilmem ama Avrupa tarihiyle alakalı bir film izlerken aklıma hep "iki ayaklı hayvanlar" düşüncesi geliyor. Hatta hayvanlardan bile aşağılık olduklarına şahit oluyoruz.

Mesela, suyu içmek için bile kullanmayan bu mahlûklar, yıkanmayı akıllarına bile getirmiyorlar... Kral, oğlunun karısını yani gelinini metresi yapıyor; oğlu da bunu bile bile onlarla aynı çatı altında yaşıyor... Kraliçe, kendi erkek kardeşiyle ensest ilişki yaşıyor; kral olacak herif sesini çıkarmadığı gibi o da bir başkasının karısıyla metres hayatı yaşıyor ve daha ne rezillikler...

Yaşananlar böyle olunca, bu kadar karışık ilişkilerin yaşandığı coğrafyadaki milletlerin de "melez" olması kadar doğal birşey yok. Bizim "İngiliz" diye bildiğimiz ulus, Sakson ve Anglo kavimlerinin birleşmesinden vücuda gelmiş tuhaf bir millettir. "Fransız" diye bilinen milletin; Franklar, Normanlar (aslen Vikingler), Burgonlar, Brötanlar, Vandallar, Gotlar, Galyalılar (Asteriks'den hatırlayın) vs'den müteşekkil olduğunu biliyor muydunuz?. Franklar da aslında bir Cermen yani Alman boyudur, tıpkı Saksonlar’ın olduğu gibi... Yine bir hatırlatma: Almanya'da bir bölgenin ismi "Aşağı Saksonya"dır. Bunun gibi daha melezlikler var da, mevzumuz o değil.

Canilikte (Avrupalılar olarak) genellikle Keltler'i ve Vikingler'i suçlayan "asil" Avrupalılar'ın aslında diğerlerinden hiç farkı yoktur. Geçen asırda yaşanan iki büyük Dünya Savaşı'nı hatırlayın lütfen. İkisi de Avrupa'nın göbeğinden neşet etti, yeryüzünü ateşe verdi, onmilyonlarca insan katledildi. Bütün bunlara rağmen, Avrupalılar hâlâ dünyaya "ahlak ve medeniyet" nutukları çekiyor ya, insanın kahrından ölesi geliyor. Daha da korkuncu, Avrupalı canileri savunan, onlara "gönüllü avukatlık yapan Türkiyeli" gazeteci bozuntularının olması...

Kuzey Avrupa'dan bahsetmişken, Güney Avrupalı katilleri unuttum sanmayın. Portekizliler Amerika alt kıtasında ve Endonezya, Malezya topraklarında, İspanyollar ise orta ve kuzey Amerika topraklarında işlediklerin cinayetlerin bedelini hâlen ödemediler. İtalyanlar'ın Afrika'da; Sırp, Bulgar, Rus vs gibi Slav canilerinin yaptıklarını unutmadığımız gibi...

Kolomb'un keşfedip, sonra sırtlan sürüleri gibi bütün Avrupa halklarının akın ettiği günümüzün Amerika kıtasında yaşayan milyonlarca Kızılderili'den günümüzde çok az sayıda insan kalmıştır. O kalanlar da perişan, aç, çaresiz ve sarhoş halde yaşıyorlar. İnanmazsanız, Holivud ve İspanyol filmlerine biraz dikkatli bakın. Yüzlerce örnek göreceksiniz. İşte o Amerikan yerlilerinin başına gelenlerle alakalı olarak bir Hıristiyan Katolik papazı olan Bartelemeo Las Casas (sanırım biraz insaf ehli ki, bunları kaleme almış) Türkiye'de de yayımlanmış olan kitabında şahit olduğu hadiseleri uzun uzun anlatır. Minik bir örnek vereyim:

"İspanyol istilâcılar her geçen gün daha kibirli oluyordu. Aceleleri varsa yerlilerin sırtına biniyorlardı. İspanyolların canavarlığı sınır tanımıyordu. Bir gün ikisi de birer papağan taşıyan iki yerli çocuğa rastlayan iki papaz, papağanları aldılar ve sırf zevk olsun diye çocukların kafasını kestiler.

Ben Küba’da iken, üç ayda yedi bin çocuk öldü. Acıdan çılgına dönen bazı anneler bebeklerini nehirde boğuyorlardı. Böylece erkekler madenlerde, kadınlar ağır çalışma içinde ve çocuklar da süt bulamadıkları için...

Devamı için:
https://www.alemihaber.com/yazar/islam-gemici/vikingler-ve-kizilderililer_270

**********************

Наша "британская" нация, которую мы знаем, пришла к телу от объединения саксонских и англоязычных людей. Знаете ли вы, что народ, известный как "французский", был благодарен франкам, норманнам (фактически викингам), гамбургерам, Бритонам, вандалам, готам, Галатам? Фрэнки на самом деле германские, немецкие, точно так же, как Саксоны...

"Благородные" европейцы, которые часто обвиняют кельтов и викингов в жизни, на самом деле не отличаются от других. Помните о двух великих мировых войнах, которые произошли в прошлом веке. Они оба начались в середине Европы, поджег землю, десять миллионов человек были убиты. Несмотря на все это, европейцы все еще привлекают к миру" мораль и цивилизация". Еще более страшным является то, что они борются с журналистами, которые защищают европейских злодеев, "индейцы, которые занимаются добровольным адвокатом"...

Говоря о Северной Европе, не думайте, что я забыл южноевропейских убийц. Португальцы до сих пор не платили за убийства, совершаемые на субконтиненте Америки и на территории Индонезии, Малайзии, а испанцы на территории Центральной и Северной Америки. Мы не забываем, что итальянцы делают славянские существа, такие как сербский, болгарский, русский и т. д. В Африке...

В настоящее время очень мало людей осталось от миллионов индейцев, живущих на современном американском континенте, где Колумб исследует, а затем стекает все европейские народы, такие как стада гиен. А те, кто остался, живут несчастными, голодными, беспомощными и пьяными. Если вы не верите, посмотрите немного внимательно на (Голливуд) и испанские фильмы. Вы увидите сотни примеров. Вот что происходит с теми американскими индейцами, как христианский католический священник, Бартелемео Лас Касас (я думаю, немного милостивый человек, который написал их) в своей книге, опубликованной в Турции, он уже давно говорит о хадисах, которые он видел.


*

The nation we know as "English" has come from the unification of the Saxon and anglo nations. Did you know that the nation known as "Frenchman" was composed of Frank, Norman, burglar, Brütans, vandals, Goths, Gauls? The French are actually a germanean, just like the Saxons...

The "noble" Europeans, who often blame Celtics and Vikings, are no different from the others. Remember the two great wars in the last century. They both started in the middle of Europe, set the Earth on fire, and slaughtered tens of millions of people. Despite all this, Europeans are still giving the world "morality and civilization" speeches. Even more intimidating is the fact that there are Turkish journalists who advocate for European criminals and "volunteer lawyers"...

Speaking of northern Europe, don't think I forgot about southern European killers. The Portuguese still have not paid the price of the murders committed in the Americas and in Indonesia, in Malaysia, and in the Spanish in central and North America. As we have not forgotten what the Italians do in Africa, Slavic villains such as Serbs, Bulgarians, Russians, etc...

Today, there are only a few of the millions of Indians living on the American continent, where Columbus discovered and then flooded all European peoples like hyenas. Those who are left are living miserable, hungry, desperate and drunk. If you don't believe it, take a look at the movies (Hollywood) and the Spanish. You will see hundreds of examples. This is what happened to the Native Americans, Barteleo Las Casas, a Christian Catholic priest, (I think some people at Mercy, who wrote them), has long been a witness in his book published in Turkey.

*

الأمة التي نعرفها "بالإنجليزية"جاءت من توحيد الأمم الساكسونية والأنجلو. هل تعلم أن الأمة المعروفة باسم "الفرنسي" كانت تتألف من فرانك ، نورمان ، لص ، بروتان ، المخربين ، القوطيين ، الغاليين؟ الفرنسيون هم في الواقع جرمانيين ، تماما مثل السكسونيين...

الأوروبيون" النبلاء " ، الذين غالبا ما يلومون السلتكس والفايكنج ، لا يختلفون عن الآخرين. تذكر الحربين العظيمتين في القرن الماضي كلاهما بدأ في وسط أوروبا ، أشعل النار في الأرض ، وذبح عشرات الملايين من الناس. وعلى الرغم من كل هذا ، لا يزال الأوروبيون يعطون العالم خطابات "الأخلاق والحضارة". والأمر الأكثر ترويعا هو أن هناك صحفيين تركيين يدافعون عن المجرمين الأوروبيين و "المحامين المتطوعين"...

بالحديث عن شمال أوروبا ، لا تظن أنني نسيت أمر القتلة الأوروبيين الجنوبيين. ولم يدفع البرتغاليون بعد ثمن جرائم القتل التي ارتكبت في الأمريكتين وإندونيسيا وماليزيا والإسبانية في أمريكا الوسطى والشمالية. وبما أننا لم ننسى ما يفعله الإيطاليون في أفريقيا ، فإن الأشرار السلافيين مثل الصرب والبلغاريين والروس ، وما إلى ذلك...

اليوم لا يوجد سوى عدد قليل من الملايين من الهنود الذين يعيشون في القارة الأمريكية حيث اكتشف كولومبوس ثم غمرت جميع الشعوب الأوروبية مثل الضباع. أولئك الذين بقوا يعيشون بائسين ، جائعين ، يائسين وسكارى. إذا كنت لا تصدق ذلك ، نلقي نظرة على الأفلام (هوليوود) والأسبانية. وسترون مئات الأمثلة. هذا هو ما حدث مع الهنود الحمر ، Barteleo لاس كاساس مسيحي كاثوليكي ، (أعتقد أن بعض الناس في الرحمة ، الذين كتب لهم) وقد شاهد في كتاب له نشر في تركيا.


*

La nación que conocemos como "Inglés" ha venido de la unificación de las Naciones sajonas y anglo. ¿Sabías que la nación conocida como "francés" estaba compuesta por Frank, Norman, ladrón, Brütans, vándalos, godos, galos? Los franceses son alemanes, como los sajones...

Los" nobles " europeos, que a menudo culpan a los Celtics y a los vikingos, no son diferentes de los demás. X las dos grandes guerras del siglo pasado. Ambos comenzaron en el centro de Europa, prendieron fuego a la Tierra, y masacraron a decenas de millones de personas. A pesar de todo esto, los europeos siguen dando al mundo discursos sobre la "moralidad y la civilización". Aún más intimidante es el hecho de que hay periodistas turcos que defienden a los criminales europeos y a los "abogados voluntarios"...

Hablando del Norte de Europa, no creas que me olvidé de los asesinos del sur de Europa. Los portugueses todavía no han pagado el precio de los asesinatos cometidos en América y en Indonesia, en Malasia, y en el español en América central y América del Norte. Como no hemos olvidado lo que los Italianos en África, Eslava villanos tales como los Serbios, Búlgaros, Rusos, etc...

Hoy en día, sólo hay unos pocos de los millones de indios que viven en el continente americano, donde Colón descubrió y luego inundó a todos los pueblos europeos como las hienas. Los que quedan viven miserables, hambrientos, desesperados y borrachos. Si no te lo crees, echa un vistazo a las películas (Hollywood) y a los españoles. Verán cientos de ejemplos. Esto es lo que les pasó a los indígenas americanos, Barteleo Las Casas, un sacerdote católico cristiano, (creo que algunas personas de Mercy, que los escribió), ha sido durante mucho tiempo un testigo en su libro publicado en visitar.

*

Nacija koju znamo kao" engleski " dolazi iz ujedinjenja Saksonaca i anglo naroda. Jeste li znali da je nacija poznata kao "Francuz" sastavljena od Franka, Normana, provalnika, Brutana, Vandala, Gothina, Gaula? Francuzi su u stvari germanski, baš kao Saksonci...

"Plemeniti" Evropljani, koji često okrivljuju Celticse i Vikinge, nisu drugačiji od ostalih. Seti se dva velika rata u prošlom veku. Obojica su počeli u sred Evrope, zapalili su zemlju i poklali desetine miliona ljudi. Uprkos svemu tome, Evropljani i dalje svijetu daju" moralnost i civilizaciju " govore. Čak i zastrašujuća je činjenica da ima turskih novinara koji zagovaraju Evropske kriminalce i "advokate-volontere"...

Govoreći o Sjevernoj Evropi, Nemoj misliti da sam zaboravio na Južnoevropske ubojice. Portugalski još nisu platili cijenu od ubistava u Americi i u Indoneziji, u Maleziji i u španskom u srednjoj i Sjeverne Amerike. Kao što nismo zaboravili šta Italijani rade u Africi, slavenske hulje poput Srba, Bugara, Rusa itd...

Danas, postoje samo nekoliko miliona Indijanaca živi na Američkom kontinentu, gdje je Kolumbo otkrio i onda poplavljena sve Europske naroda kao hijena. Oni koji su ostali žive jadni, gladni, očajni i pijani. Ako ne vjerujete, pogledajte filmove i Špance. Vidjećete stotine primjera. Ovo je ono što se desilo da Domorodački Amerikanci, Barteleo Las Casas, Hrišćanin Katolički sveštenik, (mislim da su neki ljudi na Milost, koji je napisao da ih), je dugo bio svjedok u svojoj knjizi objavio u Turskoj.

*

Negara kita kenal sebagai "bahasa inggris" telah datang dari penyatuan Saxon dan anglo bangsa-bangsa. Apakah anda tahu bahwa negara yang dikenal sebagai "Perancis" terdiri dari Frank, Norman, pencuri, Brütans, pengacau, Goth, Gaul? Perancis sebenarnya germanean, hanya seperti Saxon...

"Yang mulia" Eropah, yang sering menyalahkan Celtics dan Viking, adalah tidak berbeza dari orang lain. Ingat dua peperangan besar di abad yang lalu. Mereka berdua mulai di pertengahan Eropa, set Bumi di atas api, dan membantai puluhan juta orang. Walaupun semua ini, Eropa masih memberikan dunia "moral dan peradaban" ucapan. Bahkan lebih menakutkan adalah fakta yang ada turki wartawan yang bela untuk Eropah penjahat dan "sukarelawan peguam"...

Bercakap dari Eropa utara, tidak berpikir aku lupa tentang selatan Eropah pembunuh. Portugis masih tidak membayar harga pembunuhan dilakukan di Amerika dan di Indonesia, di Malaysia, dan di spanyol dalam pusat dan Amerika Utara. Seperti yang telah kita tidak lupa apa yang orang Itali lakukan di Afrika, Slavic penjahat seperti orang Serbia, Bulgaria, Rusia, dan lain-lain...

Hari ini, hanya ada beberapa juta orang Indian tinggal di benua Amerika, di mana Columbus menemui dan kemudian membanjiri seluruh Eropah orang-orang seperti hyena. Orang-orang yang tersisa yang hidup sengsara, kelaparan, putus asa dan mabuk. Jika anda tidak percaya, lihatlah film (Hollywood) dan sepanyol. Anda akan melihat ratusan contoh. Ini adalah apa yang terjadi untuk Orang-orang Amerika, Barteleo Las Langkah, Kristen imam Katolik, (aku rasa beberapa orang di Mercy, yang menulis mereka), telah lama menjadi saksi dalam bukunya yang diterbitkan di Turki.

Babasız Çocuklar

İslam Gemici -  Serbest Gazeteci (Freelance Journalist)

John Steinbeck'in bir hikâyesini hatırlarım. Senelerdir ortalarda gözükmeyen babasını, evin bahçe duvarında oturarak bekleyen bir erkek çocuğunu anlatır. Çocuğun hayali; babası uzaktan gözükecek, kendisi de koşarak ona gidecektir. Nasıl bir hasretle bekleyiştir o?..

Bir de Trevanian'ın "İnci Sokağı" kitabında anlattığı baba özlemi vardır ki, "geleceğim" diyerek giden ve bir ömür boyu bir daha gelmeyen babaya duyulan hasret ile fedakâr bir annenin iki minik çocuğu büyütmek için verdiği canhıraş mücadeleyi anlatır.

Bahsetmek istediğim konuda memleketimizden örnekler vermek isterdim ama başımı belaya sokmak istemediğim için filmlerden birkaç misal verip geçeceğim. Çünkü ne idüğü belirsiz şahıslardan çocuk peydahlayan bazı kadınlar, yaptıklarının fuhuş olduğunu kabul etmedikleri gibi, durduk yerde bir de benimle uğraşsınlar istemiyorum. Sırf bir evlat sahibi olmak uğruna, nesebi belirsiz zavallı çocukları doğurup, "ruh hastası" olarak büyütürler de, Avrupa Birliği'ne uyum yasaları çerçevesinde onlar suçsuz sayılır, "bu yapılan ahlaksızlıktır" diyen benim gibi insanlar da adliyelerde sürünürler. Neyse...

2017 yılı Fransız yapımı mini bir dizi seyrettim geçenlerde: Türkçe ismi "Peygamberdevesi" mânâsına gelen "La Mante - The Mantis" isimli dizi filmde genç yaşta seri katil olan ve müebbet hapis cezasına çarptırılan bir kadının (Carol Bouquet) hikâyesi anlatılıyor. 25 sene önce yakalanan ve cezaevine gönderilen kadının bir taklitçisi ortaya çıkınca, Cinayet Masası şefi tarafından ondan yardım istenir. Kadının yardım etmek için tek isteği vardır: Polis olan oğluyla çalışmak... Polis oğul (Fred Testot) ise, kendisi 10 yaşındayken bir katil olarak yakalanıp cezaevine gönderilen annesine karşı çok öfkelidir. Hem görev icabı hem de âmirinin mecbur bırakması üzerine 25 yıldır görüşmediği annesiyle işbirliğini yapan oğul, soruşturma sırasında öğrendiklerinden dolayı depresyona girer. Çünkü annesi, onu, kim olduğunu bilmediği bir adamdan peydahlamıştır. Polis oğul, annesine "niçin öyle yaptın?" diye sorduğunda aldığı cevap daha korkunçtur: "Gençtim, umursamadım. Birkaç saatlik bir şeydi."

Kadın kendi birkaç saatlik zevki yüzünden bir piç doğurmuştur, daha sonra da aile içi cinsel sapkınlıklar yüzünden katil olmuştur. Bu da yetmemiş, çevresinde tespit edebildiği bütün sapıkları öldürmüştür. 8-9 cinayetten sonra polis tarafından yakalanmıştır.

Hâlbuki kadına göre önemi olmayan bir durum yüzünden yıllar sonra, polis olan oğlunun, onun karısının, yeni doğacak çocuğunun ve üvey kızının hayatı alt üst oluyor. Ve polis olan oğul bütün ömrü boyunca bir babanın şefkatini, sıcaklığını, güvenini ve özlemini çekiyor. Müthiş bir acı!

Fransa'dan geçeyim Norveç'e... Kar manzaraları içinde başlayan 2017 senesi yapımı "Kardan Adam - The Snowman" filmindeki kadınlar da, önlerine çıkan ve hoşlarına giden her erkekle beraber olup çocuk doğuran...
Devamı için:
https://www.alemihaber.com/yazar/islam-gemici/babasiz-cocuklar_268

*********************

Cet article a été traduit avec Yandex:

L'autre jour, j'ai regardé une série de mini - films français en 2017: le film turc "La Mante-la mante", qui signifie" Le Prophète", raconte l'histoire d'un jeune tueur en série et D'une femme (Carol Bouquet) condamnée à la prison à vie. Il y a 25 ans, la femme qui a été arrêtée et envoyée en prison, lorsqu'un meurtrier est apparu, le chef du Bureau des meurtres a demandé l'aide de la femme. La femme n'a qu'un seul désir d'aider: travailler avec son fils qui est policier... Le fils de la police (Fred Testot) est très en colère contre sa mère, qui a été capturé comme meurtrier alors qu'il avait 10 ans et envoyé en prison. Le fils, qui a collaboré avec sa mère pendant 25 ans après avoir été interrogé à la fois par le Gestionnaire des tâches et par le superviseur, est devenu déprimé en raison de ce qu'il avait appris au cours de l'enquête. Parce que sa mère l'A sortie d'un homme qu'elle ne sait pas qui elle est. Le fils de la police dit à sa mère: "Pourquoi as-tu fait cela?"il est plus effrayant quand on lui demande:" j'étais jeune, je m'en fichais. Il a été une couple d'heures."

Elle a donné naissance à un fils de pute à cause de ses quelques heures de plaisir, puis elle est devenue une meurtrière pour son harceleur sexuel domestique. Ce n'est pas assez, il a tué tous les pervers qu'il a pu identifier autour de lui. Il a été arrêté par la police après 8-9 meurtres.

Cependant, des années plus tard, en raison d'une situation qui n'importe pas à la femme, la vie de son fils, la police, sa femme, le nouveau-né et sa belle-fille est le Sommet. Et le fils, qui est flic, a la compassion d'un père, la chaleur, la confiance et le désir de toute sa vie. Une grande douleur!


*

This article was translated with Yandex:
The other day, I watched a series of French mini - films in 2017: the Turkish film "La Mante-the mantis", meaning "the Prophet", tells the story of a young serial killer and a woman (Carol bouquet) sentenced to life imprisonment. 25 years ago, the woman who was arrested and sent to prison, when a murderer appeared, the Chief of the murder desk asked for help from the woman. The woman has only one wish to help: to work with her son who is a cop... The police son (Fred Testot) is very angry with his mother, who was captured as a murderer when he was 10 years old and sent to prison. The son, who cooperated with his mother for 25 years after having been interviewed by both the task manager and the supervisor, became depressed due to what he had learned during the investigation. 'Cause her mother's got her out of a man she doesn't know who she is. The police son said to his mother, " Why did you do that?"he is more scary when asked about: "I was young, I didn't care. It was a couple hours."

She gave birth to a son of a bitch because of her own few hours of pleasure, and then she became a murderer for her domestic sexual stalker. That's not enough, he killed all the perverts he could identify around him. He was arrested by the police after 8-9 murders.

However, years later, because of a situation that does not matter to the woman, the life of his son, the police, his wife, the new born child and his stepdaughter is the top. And the son, who is a cop, has a father's compassion, warmth, trust and longing for his whole life. A great pain!

*

Эта статья была переведена на Яндекс:

на днях я смотрел серию французских мини-сериалов 2017 года: в сериале "La Mante - The Mantis" в переводе с турецкого имени "Пророк" рассказывается о женщине, которая была серийным убийцей в молодом возрасте и была приговорена к пожизненному заключению (Carol Bouquet). Когда подражатель женщины, которая была захвачена 25 лет назад и отправлена в тюрьму, появился убийца, женщина просит помощи начальника отдела убийств. У женщины есть только желание помочь: работать с сыном, который является полицейским... В то время как полицейский сын (Fred Testot), он очень сердится на свою мать, которая была поймана как убийца, когда ему было 10 лет и отправлена в тюрьму. Сын, который сотрудничал со своей матерью в течение 25 лет, когда она не встречалась как с исполнением обязанностей, так и с ее начальником, был в депрессии из-за того, что они узнали во время расследования. Потому что ее мать забрала ее от парня, которого она не знала. Сын полиции сказал своей матери: "Зачем ты это сделал?"ответ, который он получил, когда он спросил, более страшен: "я был молод, мне было все равно. Это было несколько часов."

Женщина родила ублюдка из-за своего собственного удовольствия в течение нескольких часов, а затем была убийцей из-за своего внутреннего сексуального стебля. А это было недостаточно, и убило всех заблудших, которых он мог обнаружить. Он был пойман полицией после 8-9 убийств.

Но через несколько лет после того, как ситуация, которая не имеет значения для женщины, жизнь полицейского сына, его жены, его новорожденного ребенка и его падчерицы становится все выше. И сын, который был полицейским, всю свою жизнь привлекает сострадание, тепло, доверие и тоску отца. Потрясающая боль!


*

Este artículo fue traducido con Yandex:

El otro día, vi una serie de mini - películas francesas en 2017: la película turca "la Mante - the mantis", que significa "el profeta", cuenta la historia de un joven asesino en serie y una mujer (Carol bouquet) sentenciada a cadena PERPETUA. Hace 25 años, la mujer que fue arrestada y enviada a prisión, cuando apareció un asesino, el Jefe de la oficina de homicidios pidió ayuda a la mujer. La mujer sólo tiene un deseo de ayudar: trabajar con su hijo que es policía... El hijo de la policía (Fred Testot) está muy enojado con su madre, que fue capturado como asesino cuando tenía 10 años y enviado a prisión. El hijo, que cooperó con su madre durante 25 años después de haber sido entrevistado tanto por el administrador de tareas como por el supervisor, se deprimió debido a lo que había aprendido durante la investigación. Porque su madre la sacó de un hombre que no sabe quién es. El hijo de la policía le dijo a su madre: "¿Por qué hiciste eso?"él da más miedo cuando se le pregunta acerca de:" yo era joven, no me importaba. Fueron un par de horas."

Ella dio a luz a un hijo de puta debido a sus propias pocas horas de placer, y luego se convirtió en un asesino para su acosador sexual doméstico. No es suficiente, mató a todos los pervertidos que pudo identificar a su alrededor. Fue arrestado por la policía después de 8-9 asesinatos.

Sin embargo, años más tarde, debido a una situación que no le importa a la mujer, la vida de su hijo, la policía, su esposa, el recién nacido y su hijastra es la parte superior. Y el hijo, que es policía, tiene la compasión, la calidez, la confianza y el anhelo del padre por toda su vida. Un gran dolor!

*

ترجمت هذه المقالة مع ياندكس: اليوم شاهدت سلسلة من الفرنسية مصغرة الأفلام في عام 2017: الفيلم التركي "La مونت-السرعوف" ، بمعنى "النبي", يحكي قصة شاب متسلسل و امرأة (كارول باقة) حكم عليه بالسجن مدى الحياة. قبل 25 عاما ، المرأة التي تم القبض عليها وإرسالها إلى السجن ، عندما ظهر قاتل ، رئيس مكتب القتل طلب المساعدة من المرأة. المرأة لديها أمنية واحدة فقط للمساعدة: العمل مع ابنها الذي هو شرطي... ابن الشرطة (فريد تيستوت) غاضب جدا من والدته ، التي تم القبض عليها كقاتل عندما كان في العاشرة من عمره وأرسلت إلى السجن. أما الابن ، الذي تعاون مع والدته لمدة 25 عاما بعد أن استجوبه كل من مدير المهمة والمشرف ، فقد أصيب بالاكتئاب بسبب ما تعلمه أثناء التحقيق. لأن أمها أخرجتها من رجل لا تعرفه قال ابن الشرطة لأمه ، " لماذا فعلت ذلك ؟ "إنه أكثر رعبا عندما سألني عن:" كنت صغيرا ، لم أهتم. لقد كانت بضع ساعات"

أنجبت إبن عاهرة بسبب ساعات متعتها القليلة ، وبعد ذلك أصبحت قاتلة لملاحقتها الجنسية المنزلية. هذا لا يكفي ، لقد قتل كل المنحرفين الذين استطاع التعرف عليهم من حوله وقد اعتقلته الشرطة بعد 8-9 جرائم قتل.

ومع ذلك ، بعد سنوات ، بسبب وضع لا يهم المرأة ، فإن حياة ابنه ، والشرطة ، وزوجته ، والطفل المولود الجديد وابنة زوجته هي القمة. والابن ، الذي هو شرطي ، لديه شفقة الأب ، الدفء ، الثقة والشوق إلى حياته كلها. ألم عظيم!


*

Dieser Artikel wurde mit Yandex übersetzt:
Neulich habe ich 2017 eine Serie französischer minifilme gesehen: der türkische film "La Mante - die mantis", was" der Prophet " bedeutet, erzählt die Geschichte eines Jungen Serienmörders und einer Frau (Carol bouquet), die zu lebenslanger Haft verurteilt wurde. Vor 25 Jahren, die Frau, die verhaftet und ins Gefängnis geschickt wurde, als ein Mörder erschien, bat der Chef des Mordes um Hilfe von der Frau. Die Frau hat nur einen Wunsch zu helfen: mit Ihrem Sohn zu arbeiten, der Polizist ist... Der polizeisohn (Fred Testot) ist sehr wütend auf seine Mutter, die als Mörder gefangen genommen wurde, als er 10 Jahre alt war und ins Gefängnis geschickt wurde. Der Sohn, der 25 Jahre lang mit seiner Mutter zusammenarbeitete, nachdem er sowohl vom task manager als auch vom supervisor interviewt worden war, wurde durch das, was er während der Untersuchung gelernt hatte, deprimiert. Weil Ihre Mutter Sie aus einem Mann rausgeholt hat, von dem Sie nicht weiß, wer Sie ist. Der polizeisohn sagte zu seiner Mutter: "Warum hast du das getan?"er ist beängstigender, als er gefragt wird:" ich war jung, es war mir egal. Es waren ein paar Stunden."

Sie gebar einen Hurensohn wegen Ihrer eigenen wenigen Stunden Vergnügen, und dann wurde Sie ein Mörder für Ihren häuslichen sexuellen stalker. Das ist nicht genug, er tötete alle perversen, die er um sich herum identifizieren konnte. Er wurde von der Polizei nach 8-9 Morden verhaftet.

Doch Jahre später, wegen einer situation, die der Frau egal ist, ist das Leben seines Sohnes, der Polizei, seiner Frau, des Neugeborenen Kindes und seiner Stieftochter die Spitze. Und der Sohn, der Polizist ist, hat Mitgefühl, Wärme, Vertrauen und Sehnsucht nach seinem ganzen Leben. Ein großer Schmerz!

*

Ця стаття була перекладена на Яндекс: 
днями я дивився серію французьких міні-серіалів 2017 року: у серіалі "La Mante - The Mantis" у перекладі з турецького імені "Пророк" розповідається про жінку, яка була серійним вбивцею в молодому віці і була засуджена до довічного ув'язнення (Carol Bouquet). Коли наслідувач жінки, яка була захоплена 25 років тому і відправлена до в'язниці, з'явився вбивця, жінка просить допомоги начальника відділу вбивств. У жінки є тільки бажання допомогти: працювати з сином, який є поліцейським... У той час як поліцейський син (Fred Testot), він дуже сердиться на свою матір, яка була спіймана як вбивця, коли йому було 10 років і відправили до в'язниці. Син, який співпрацював зі своєю матір'ю протягом 25 років, коли вона не зустрічалася як з виконанням обов'язків, так і з її начальником, був у депресії через те, що вони дізналися під час розслідування. Тому що її мати забрала її від хлопця, якого вона не знала. Син поліції сказав своїй матері: "Навіщо ти це зробив?"відповідь, яку він отримав, коли він запитав, більш страшна:" я був молодим, мені все одно. Це було кілька годин."

Жінка народила ублюдка через своє власне задоволення протягом декількох годин, а потім була вбивцею через свого внутрішнього сексуального стебла. А це було недостатньо, і вбило всіх заблукалих, яких він міг виявити. Він був спійманий поліцією після 8-9 вбивств.

Але через кілька років після того, як ситуація, яка не має значення для жінки, життя сина поліцейського, його дружини, його новонародженої дитини і його падчерки стає все вище. І син, який був поліцейським, все своє життя приваблює співчуття, тепло, довіру і тугу батька. Приголомшлива біль!

Salı, Mayıs 21, 2019

Sarhoş Polis Dedektifleri

İslam Gemici

Son bir haftada seyrettiğim filmlerin hepsindeki polis dedektifleri alkolik olunca, manzaraya biraz uzaktan baktım da dünyanın geleceği konusunda büyük yeise kapıldım. Güya kötü insanlarla ve kötülüklerle mücadele etmekle vazifeli olan polislerin kendileri pisliğe bulaşmış, hatta bataklığın dibine vurmuş durumda olurlarsa, onlardan hizmet bekleyen sıradan insanlar kime güvenip, kimden yardım istesinler? Ülkemizde vaziyetin böyle olmadığını düşünüp rahat bir nefes alsam da, bizim de "vatana ihanet içinde beyni uyuşmuş polislerimiz" olduğunu hatırlayınca, keder bulutlarının fazlalaştığını hissettim.

Sarhoş ilk dedektif, tahmin etmesi biraz zor ama Müslüman bir ülke olan Mısır'dan arz-ı endâm eyledi. 2017 yapımı "The Nile Hilton Incident - Kahire Sırları"nı seyretmeye başlarken, gerek hadise gerekse de karakter olarak karşıma böylesine ilginç bir film çıkacağını pek düşünmemiştim. Kahire'deki Hilton Oteli'nde bir fahişe öldürülür. Cinayeti soruşturması için bir komiser (Faris Faris) görevlendirilir. Maktulün sevgilisinin çok zengin ve ünlü bir işadamı olması hasebiyle cinayet hasıraltı edilir. Komiser ağzından sigara düşmeyen, karısı öldüğü için içkinin ve depresyonun dibine vurmuş bir adam. Suç mahallindeki paraları cebe indiriyor. Bunu da hasta olan babasını tedavi ettirmek için yapıyor. Velhâsıl, filmin arka planında bize "Arap Baharı" diye yutturulan provokatif halk hareketi de unutulmamış. Filmin yapımcıları Avrupa ülkeleri (Danimarka, Almanya ve İsveç) olduğu için, Mısır'daki ezilen halkın isyanına eleştirel bir bakış da mevzubahis. Çünkü artık herkesin malumu ki, Arap Baharı'nın organizatörü ABD imiş. Trump'ın başkan olmasından sonra Avrupa ile ABD'nin arası açıldığı için, senarist ve yönetmen Tarık Salih de "vurun abalıya" yapmış... Film bittiğinde de sigaradan tiksinti duyar hale gelmiştim.

İkinci film "The Ballad of Lefty Brown - Lefty Brown'ın Türküsü" ise, ABD'nin Montana eyaletinde geçiyordu. Eyalet Senatörü Edward Johnson (Peter Fonda) öldürülünce, katilleri bulmak için maktulün sadık adamı Lefty Brown (Bill Pullman) yola düşer. Yanında da genç bir kovboy özentisi ile (yine) karısı öldüğü için alkolik olan polis şefi (marşal) Tom var. Filmin en kritik noktalarında bu sarhoş Tom yüzünden olaylar alt üst oluyor. Filmin senaristi ve yönetmeni Jared Moshe tam dayaklık bir adam. Filmi yaparken (sanki) "ben seyirciyi nasıl çıldırtırım, öfkeden kudurturum?" diye düşünerek hareket etmiş. Kısacası filmi size tavsiye etmiyorum ama sarhoş bir marşal yüzünden filmdeki hadiselerin nasıl da değişik mecraya sürüklendiğinden bahsetmek istedim.

Amerika kıtasına gitmişken orada biraz daha durayım. Sarhoşlar ülkesi desek hiç de haksız olmayacağımız Amerika kıtası kuzeyinden güneyine kadar içki ve uyuşturucu canavarlarının pençesinde inim inim inliyor. Sözümona "kötü alışkanlıklarla mücadele eden" polisler ise, uyuşturucu ve insan kaçakçılığının baş aktörleri durumundalar. Vaziyet o kadar berbat duruma gelmiş ki, bu durum sinema sanatının ürünlerine de yansıyor. Bir başka Amerikan filmi "A Walk Among The Tombstones - Mezar Taşları Arasında Yürüyüş" (bizim sinemacılar ise bu filme "Kanunun Ötesinde" ismini layık görmüşler. Kaçıncı "Kanunun Ötesinde" bu, diye soran yok tabii ki)... 2014 yapımı filmde (yine karısı ölmüş) polis dedektifi alkolik Matt Scudder (Liam Neeson) üç tane soyguncu katili kovalarken, kazayla küçük bir kız çocuğunu öldürür. Devamında ABD'deki toplumsal çürümeyi izleyip durdum.

Amerika'dan vereceğim son örnek (bitmez ya) 2017 yapımı "Bir Dolar - One Buck" filmi. Fransa doğumlu Fabien Dufils yazmış ve yönetmiş. Filmin yapımcıları da Müslüman isimli iki kişi. Dünyada bütün meseleler bitmiş gibi, Fransa çıkışlı bu üç sinemacı gidip ABD'nin toplumsal hadiselerine bakan ve ortalamanın da altında bir film yapmışlar. Soyadları Abdallah olan o iki film yapımcısına "kardeş, sen bu filme harcayıp da sokağa attığın parayı garibanların faydasına olacak bir işte kullansana" denilse, söyleyeni sanat düşmanı ilan ederler. İşte size rezil bir dünya... Bu filmde de Louisiana eyaletinde küçük bir kasabada işlenen kadın cinayetlerini soruşturan kişi (yine karısı öldürülmüş) alkolik bir dedektif var. Filmde enteresan gelen tek bir replik oldu:

Çocuk, annesine soruyor. "Anne, parayı Tanrı mı icat etti ki, üzerinde 'Tanrı'ya Güveniyoruz' yazılı?" Hani ABD Doları'nın üzerinde "in god we trust" yazılı ya, çocuk bu nedenle sual ediyor. Sonra çocuk 1 Dolar'ın üzerine keçeli kalemle beş köşeli bir yıldız çizerek, alkolik dedektif olan dayısına veriyor. "Al, bu para seni korur, çünkü üstünde Tanrı'ya güveniyoruz yazıyor" diyor. Sonra o 1 Dolar ile beraber biz de katilin yakalanması için yaşananları takip ediyoruz. Yönetmen Dufils, kendince, farklı bir bakış açısıyla film yapmak istemiş ama becerebildiğini söyleyemem. Hele de sıradan insanların yaşantılarını gördükçe midem bulandı. Babasız çocuklar, önüne gelenle birlikte olan kadınlar, durmadan içip sarhoş olan erkekler, uyuşturucu müptelası ve rüşvetçi polisler vs.

Son sarhoş dedektifimiz Avrupa'nın kuzeyinden... Norveç'in başkenti Oslo'da görevli cinayet masası dedektifimiz Harry Hole da (Michael Fassbender) zilzurna sarhoşlar kervanından biri... Bugünlerde sinemada seyretme şansını bulabileceğiniz film, Norveçli yazar Jo Nesbo'nun aynı isimli Snomannen (Kardan Adam) romanından... Yazının devamı için: https://www.alemihaber.com/yazar/islam-gemici/sarhos-dedektifler_265

***********************
Когда я начал смотреть "The Nile Hilton Incident - Cairo Secrets"2017 года, я не думал, что это будет такой интересный фильм, который я встречаю как хадис, так и персонаж. Проститутка убита в отеле Hilton в Каире. Комиссар (Фарис Фарис) назначается для расследования убийства. Любовник жертвы-очень богатый и известный бизнесмен. Лейтенант, человек, который не выпил сигареты из ее рта, выпил из-за смерти ее жены и ударил ее по дну депрессии. Он кладет деньги на место преступления в карман. Он делает это, чтобы вылечить своего больного отца. На фоне фильма "Арабская весна" нам не забыли провоцирующее народное движение, которое проглотилось. Поскольку создатели фильма являются европейскими странами (Дания, Германия и Швеция), критический взгляд на восстание угнетенных людей в Египте также является предметом. Потому что теперь все знают, что это был американский организатор Арабской весны. Поскольку Трамп открылся между Европой и США после того, как он был президентом, сценарист и режиссер Тарик Салих также "ударил абалию"... И когда фильм закончился, я почувствовал отвращение от курения.

Второй фильм "Баллада о Лефти Браун - песня Лефти Брауна" был выпущен в штате Монтана США. Когда сенатор штата Эдвард Джонсон (Питер Фонда) убит, верный человек жертвы Лефти Браун (Билл Пулман) отправляется, чтобы найти убийц. Кроме того, у него есть начальник полиции (маршал) том, который был алкоголиком, потому что его жена умерла (опять же) с молодым ковбоем. Из-за этого пьяного Тома в самых критических точках фильма события происходят в верхней части.


*
As I was starting to watch the Nile Hilton Incident - Cairo secrets, I didn't think there would be such an interesting film in my face, both as a man and as a character. A prostitute is killed at the Hilton Hotel in Cairo. He is charged with investigating the murder of a commissioner (Faris Faris). The victim's lover is a very rich and famous businessman, because of the murder is brought to bear. A man who doesn't smoke from the mouth of the Commissar, who got hit by booze and depression because his wife died. He's pocketing the money at the crime scene. He's doing this to get his sick father cured. In the background of the film, the provocative folk movement, which has been referred to as "Arab Spring", has also been forgotten. Because the producers of the film are European countries (Denmark, Germany and Sweden), there is a critical view of the oppressed people's revolt in Egypt. Because everyone knows that the United States is the organizer of the Arab Spring. Since Trump became president, it was opened between Europe and the United States, and the script writer and director Tariq Salih did "shoot abalibe"... When the film was finished, I was disgusted by smoking.

The second film, "The Ballad Of Lefty Brown - Lefty Brown", was in the state of Montana, USA. When the State Senator Edward Johnson (Peter Fonda) was killed, Lefty Brown (Bill Pullman), the loyal man of the victim, set off to find the killers. Konu: a young man with a job as an actor in a leading role falls in love with his wife. At the most critical points in the film, this drunken Tom is making things worse.

*
Cuando estaba empezando a ver el Incidente del Nilo Hilton-Cairo secrets, no pensé que habría una película tan interesante en mi cara, tanto como un hombre como un personaje. Una prostituta es asesinada En el hotel Hilton en el Cairo. Está acusado de investigar el asesinato de un Comisionado (Faris Faris). El amante de la víctima es un hombre de negocios muy rico y famoso, porque el asesinato es llevado a cabo. Un hombre que no Fuma de la boca del comisario, que fue golpeado por el alcohol y la depresión porque su esposa murió. Está guardando el dinero en la escena del crimen. Está haciendo esto para que su padre enfermo se Cure. En el fondo de la película, también se ha olvidado el provocativo movimiento popular, al que se ha llamado "Primavera árabe". Debido a que los productores de la película son países europeos (Dinamarca, Alemania y Suecia), hay una visión crítica de la revuelta del pueblo de intestino en Egipto. Porque todo el mundo sabe que Estados Unidos es el organizador de la Primavera árabe. Desde que Trump se convirtió en presidente, se abrió entre Europa y los Estados Unidos, y el guionista y director Tariq Salih hizo"shoot abalibe"... Cuando la película se terminó, estaba disgustado por el tabaco.

La segunda película, "the Ballad Of Lefty Brown - Lefty Brown", fue en el estado de Montana, Estados Unidos. Cuando el senador estatal Edward Johnson (Peter Fonda) fue asesinado, Lefty Brown (Bill Pullman), el hombre leal de la víctima, partió para encontrar a los asesinos. Konu: un joven con un trabajo como actor en un papel protagonista se enamora de su esposa. En los momentos más críticos de la película, este Tom borracho está empeorando las cosas.


*
Als ich anfing, den Nile - Hilton-Vorfall zu sehen-Cairo secrets, dachte ich nicht, dass es einen so interessanten film in meinem Gesicht geben würde, sowohl als Mann als auch als Charakter. Eine Prostituierte wird im Hilton Hotel in Kairo getötet. Er wird beschuldigt, den Mord an einem Kommissar (Faris Faris) untersucht zu haben. Der Liebhaber des Opfers ist ein sehr reicher und berühmter Geschäftsmann, weil der Mord zum tragen gebracht wird. Ein Mann, der nicht aus dem Mund des Kommissars Raucht, der von Alkohol und Depressionen getroffen wurde, weil seine Frau starb. Er steckt das Geld am Tatort ein. Er tut das, um seinen Kranken Vater zu heilen. Im hintergrund des Films ist auch die provokative Volksbewegung, die als "Arabischer Frühling" bezeichnet wird, vergessen. Da die Produzenten des Films Europäische Länder sind (Dänemark, Deutschland und Schweden), gibt es eine kritische Sicht auf die unterdrückte volksrevolte in ägypten. Denn jeder weiß, dass die USA der Organisator des arabischen Frühlings sind. Seit Trump Präsident wurde, wurde es zwischen Europa und den Vereinigten Staaten geöffnet, und der Drehbuchautor und Regisseur Tariq Salih Tat "shoot abalibe"... Als der film fertig war, war ich vom Rauchen angewidert.

Der zweite film, "the Ballad Of Lefty Brown-Lefty Brown", war im Bundesstaat Montana, USA. Als der Staatssenator Edward Johnson (Peter Fonda) getötet wurde, machte sich Lefty Brown (Bill Pullman), der treue Mann des Opfers, auf den Weg, um die Mörder zu finden. Konu: ein junger Mann mit einem job als Schauspieler in einer Hauptrolle verliebt sich in seine Frau. An den kritischsten stellen im film macht dieser betrunkene Tom die Sache noch schlimmer.

Toplum İçin Kültür

İslam Gemici - Serbest Gazeteci

Kitap vardır, vakit geçirmek için okunur.
Kitap vardır, eğlenmek için okunur.
Kitap vardır, eleştirmek için okunur.
Kitap vardır, bilgi sahibi olmak için okunur.

Bu listeyi daha epey uzatabiliriz. Bazı kitaplar da vardır ki, okuması ağırdır, her bir satırında uzun uzun düşünmek mecburiyetinde kalınır, hatta bir elde kalem önemli görülen kelimelerin, cümlelerin altı çizilir, sayfanın kenarına "derkenar" mahiyetinde notlar alınır, ki, gün gelip de yeniden okunduğunda dikkat edilecek olan hususlar hemen göze çarpsın...

Milay Köktürk'ün Eleştirel Yazılar serisinin 3. kitabı olarak Ötüken Yayınları'ndan çıkan "Toplum ve Kültür" adlı eseri de bahsettiğim nitelikte olanlardan biri çıktı. Açıkçası bu kadar çok beğeneceğimi pek tahmin etmemiştim. Genellikle akademisyenlerin yazdığı kitaplara –haklı olarak- önyargıyla bakarım. Çünkü akademisyenlerin umumiyetle "anlaşılmak" gibi bir kaygıları yoktur, onların "ben yazdım, isteyen anlar, istemeyene güle güle" tarzında bir duruşları vardır. Milay Köktürk'ün de bir profesör olduğunu görünce, doğrusunu söylemek gerekirse "hemen şöyle bir bakıp geçerim" diye düşünmüştüm ama daha ilk sayfadan itibaren böyle olmadığını anladım.

Kitabın "Sunuş" yazısı, yazarın hayatı nasıl algıladığına, olaylara nasıl baktığına, dil ve üslûp konusundaki hassasiyetine dair açıklamalarla başlıyor ki, bu duyarlı tavır bile Milay Köktürk'ün yazdıklarını daha dikkatle okumamı sağladı. Çeşitli dergilerde yayımlanmış yazılarını kitaplarda yeniden niçin topladığına dair rahmetli Cemil Meriç'ten verdiği örnekler ve devamında "eleştiri" kavramının ne olduğunu genelgeçer birşey değil de, felsefî olarak nasıl algıladığını izah etmesi güzel olmuş. Eleştirinin hep olumsuz yanıyla ele alındığını, aslında bunun böyle olmaması gerektiğinden hareketle, "eleştirel bakış"ın sırf değer biçme üzerine kurulu olmadığını anlatarak, bu husustaki entellektüel duruşun nasıl olması lazım geldiğinden bahsetmesi, yazarın entellektüel derinliğini göstermesi bakımından kıymet arzetmektedir. Köktürk "özellikle çok boyutlu, karmaşık veya tartışmalı olguların, bu anlamda eleştirel bakışa konu edilmesi gerekir" derken, kitabın ilerleyen sayfalarında okuyucuya bir denizin kıyısında olduğunu ve şayet yine okuyucu istiyorsa, bu denizin derinliklerinde birlikte seyahat edeceklerinin sinyallerini veriyor.

Devamında da Milay Köktürk "bu yazılar, geçmişin ideolojik çağlarında yaşayanlar yahut ideolojik olarak bilinçlenmek isteyenler için yazılmamıştır. İdeolojik zihinlerin buradaki çözümlemelere zaten ihtiyacı yoktur. Onlar kendi ideolojilerinin kutsal kaynaklarıyla yetinmelidirler. Bu yazılar siyasal ve sosyal sorunlara kolay çözüm ve hazır reçete arayanlar için de değildir. Onlar insan temelli olguların doğal olgular gibi tek boyutlu olmadığını, onları anlama ve onlara ilişkin doğru yargılarda bulunma işinin uzun soluklu bir gayret ve yoğun düşünsel çaba gerektirdiğini hesaba katmazlar" derken, isabetli bir teşhis de yapmış oluyor.

Kitabın yazılmasındaki birinci amacın zihinleri muhakemeye sevk ve dâvet etmek, diğer gayesinin de tarihe not düşmek olduğunu söyledikten sonra, Prof. Dr. Milay Köktürk "Özgürlük ve Kültür" adlı makalesiyle zihin dünyamızın derinlerine hitap etmeye başlıyor. Özgürlük ve birey kavramlarını izah ettikten sonra, "özgürlük bilincinin oluşması tek başına, soyut bir zeminde gerçekleşmez" diyerek bunun sebeplerini anlatıyor. Düşünce özgürlüğü, bireyin ve kültürün gelişmesi ara başlıklarıyla süren makale, kültür üzerine yazdıklarıyla bir başka boyuta geçiyor.

Kültür ile alakalı bir makalesinde "gelenek, ortak ruhun tarihsel süreçteki seyahatidir" diye formüle eden yazar, kitabın ortalarındaki peşpeşe iki yazısında "gelenek" konusunu tafsilatlı şekilde anlatıyor. Geleneğin korunması için çaba sarfederken düşülen yanlışlardan nasıl uzak durulması lazım geldiğini izah ettikten sonra, yazar, gelenek askıya alındığında ise, maruz kalınacak tehlikelere dikkat çekiyor.

Kitabın "Dinin Ontolojik Temelleri: Vahiy ve Özgürlük" bölümünü okurken, zihin dünyamızın açılıp genişlediğinin farkına varıyoruz. Dinin neden gerekli olduğunu, dinle ilgili bazı konularda aşırıya kaçan tenkitlerin maksadı dışına çıkarılarak, yanlış yollara sürüklediğinden bahisle "İman ve Özgürlük" başlığı altında... (Yazının devamı için:)
https://www.alemihaber.com/yazar/islam-gemici/toplum-icin-kultur_264

Steven Spielberg Sineması

Yeni bir belgesel film seyretmeye başladım: 2018 yılı yapımı, James Cameron's Story of Science Fiction (James Cameron'dan Bilim K...