Salı, Şubat 19, 2013

Can Ataklı - Zafer Mutlu Dostluğu ve İbretlik Bir Hikâye

Can Ataklı, "Amiral Battı" isimli kitabının yayınlanmasından kısa süre sonra, bu kitapla ipliğini pazara çıkarttığı Zafer Mutlu'nun gazetesi Vatan'da köşe yazmaya başlayacaktı.

Kitapta Can Ataklı'nın sözünü ettiği hadise, Zafer Mutlu'nun 13 yaşında vefat eden ilk eşinden olan kızı Zeynep adına kurduğu Zeynep Mutlu Eğitim Vakfı'nın Kemerburgaz'taki ilköğretim okulu binası ile ilgili...

Zafer Mutlu, bugün İstanbul'un en değerli bölgelerinden olan Kemerburgaz'da Hazine, Orman ve Eyüp Belediyesi'ne ait üç parsel üzerine, Alibeyköy Baraj havzasında olmasına rağmen imara aykırı okul binası inşaa etmişti.

Arsanın ortaklarından RP'li Eyüp Belediyesi işgal edilen arsasını geri istiyordu. O dönem ANAP'ta olan İçişleri Bakanlığı vasıtasıyla bölgenin imar sorununun çözülmesi için bakanlık arsanın bulunduğu bölgeyi Refah Parti'li Eyüp Belediyesi'den alıp, ANAP'lı belde belediyesine bağladı.

Fakat Eyüp Belediyesi işin peşini bırakmadı. Seneler süren dâvâlar neticesinde, devlete ait arazileri işgal ederek özel okul yaptıran Zafer Mutlu'nun çabaları yeterli olmadı ve Eyüp Belediyesi'nin ısrarlı tutumuyla olay mahkemede çözüldü.

Kaçak okul binası  yıkıldı. Tabii bu yıkım Zafer Mutlu'ya yakın gazeteler tarafından "İstanbul Büyükşehir Belediyesi okul binasını yıktı" diye haber yapılacaktı.

İşte size medya dünyasının puştluklarından sadece biri...

Cuma, Ekim 12, 2012

Muazzez Öğretmen Cinayeti

    Arabayı kaldırıma yanaştırdı, durdu. Önünde park ettiği manav “aracı çekmesini” söyledi. Akşam saatlerinde Harbiye’de trafik yoğun olduğundan, cadde üstüne arabaların park etmesi hem araç geliş gidişini engelliyor hem de dükkânın önünü kapatıyordu. Kadın “kısa zamanda döneceğini, fazla kalmayacağını” güler bir yüzle söyleyince, esmer adam “olur” gibilerden başını salladı.
    Kadın yakındaki apartmana girdi. İkinci kata çıktı. Üstünde “diş doktoru” yazılı kapının ziline bastı. Kapıyı daha önceden tanıdığı sekreter açtı.
    “Hoşgeldiniz Muazzez hanım.”
    “Saat 17’de Füreyd bey ile randevum vardı.”
    Sekreter yürüyüp, diş hekiminin bulunduğu muayenehanenin kapısını açıp doktora haber verince, genç kadın dönerek “buyurun Muazzez hanım” dedi. Sekreter kenara çekildi, Muazzez içeri girdi.

Perşembe, Ekim 04, 2012

Gecenin Kemanı



Ilık bir ilkbahar gecesinde açık olan pencerenin önünde oturarak İstanbul’un ışıklarını seyretmek çok güzeldi.
Uzun zamandır ilk defa evde yalnız kalan genç kız, sessizliğin tadını çıkarıyordu. Ortaköy’ün üst tarafında kalan THY bloklarındaki evin penceresinden İstanbul Boğazı’nın manzarası doyulmaz güzellikte önüne seriliyordu. Baş ve kıç lambalarından dev gibi olduğunu tahmin ettiği bir gemi boğazın karanlık sularını yararak Karadeniz’den Marmara Denizi’ne geçiyordu.
“Şu şehir ışıkları olmasa, gökyüzündeki yıldızları daha rahat seyreder, hepsini görebilirdim” diye düşünürken, sokak lambalarının solgun ışıklarının kömür karası saçlarında dansettiğinden habersizdi.
Uzaklarda giden bir cankurtaranın siren sesini duydu, Boğaziçi köprüsünden geçen araçların uzaktan gelen uğultusu zaten hiç kesilmezdi. Bir an “acaba radyoyu açsam mı” diye düşündü, vazgeçti. Şu an hiç gürültü istemiyordu. Annesi sabahtan akşama kadar salondaki televizyonu açık tutar, yeteri kadar eziyet ederdi. Seyretse de seyretmese de televizyon illa ki açık olmalıydı, televizyonun sesi olmadan bu evde hiçbir şey yapılmaz gibi bir hava vardı. Televizyon kapalı olunca sanki annesinin bir yerlerinden bir şeyler eksiliyordu. Televizyonun olmadığı bir dünya olabilir miydi? Olursa, nasıl bir dünya olurdu acaba?
Yan bloklarda bulunan dairelerden birinden gelen müziği duydu. Ses uzaktan ve derinden geliyordu. Solo bir kemanın çaldığı, film müziğine benzeyen melodiyi sanki bir yerlerden hatırlıyordu. Loş biçimde aydınlatılmış odasında yalnız başına otururken işittiği müzik hoşuna gitmişti. Keman çaldıkça sanki zamanın akışı daha da yavaşlıyordu.

Cumartesi, Eylül 29, 2012

Unutmak İsteyen Adam



    Adam randevusuna tam zamanında geldi. Oldum olası geç kalmaktan hoşlanmazdı. Kapıyı ürkek bir tavırla açtı. Doktor akvaryumun önünde balıkları seyrediyordu.
    Adam içeri girdi, kapıyı kapadı. Doktor, masasına yürüyerek, hasta kabul defterine aceleyle bir göz attı. Hastası randevusuna vaktinde geldiği için memnun oldu. Oturması için koltuğu işaret etti. Hastasıyla ilgili bilgileri not etmek üzere boş bir dosya aldı. Adamın söyleyeceklerini dinlemeğe hazırdı.
    Ürkek tavırlı adam anlatmağa başlayınca, doktor zor bir durumla karşı karşıya olduğunu anladı.
    “Doktor bey, ben…” Adam sözlerine devam edip etmemekte bir an kararsız kaldı. Hani yapmağa mecbur olduğumuz bir işle karşılaştığımızda tereddüt ederiz de, kaçmak için çeşitli bahaneler ararız ya. Ama sonunda bütün bu tereddütleri bir an için unutur ve yapmamız gereken neyse onu yaparız. Ürkek tavırlı adam da, bu korkuyu, bu şekilde, hatta daha fazla yaşıyordu. Ancak, doktorun muayenehanesinden içeri girdikten sonra artık kaçamak yapacak bir alternatifi kalmamıştı. Bundan sonra şöyle veya böyle bir sonuca ulaşmak, rahatlamak istiyordu. “Ben hayatımın geçmişle ilgili bazı bölümlerini unutmak istiyorum. Bazı kötü olayları hatırlamak istemiyorum” dedi.
    Doktor her zamanki rahatlığıyla “pekâlâ, neleri unutmak istiyorsunuz? Bana doğduğunuz tarihi ve unutmak istediğiniz anılarınızı söyleyin” dedi.
    Fakat adam hangi anılarının beyninden silinmesini istiyorsa hem onu, hem de başka olayları da anlatmak istiyordu, anlatacak ve rahatlayacaktı. Geçirdiği zor ve acı dolu yılları, gençliğinin uzunca bir bölümünü hafızasından silmek istiyordu. İstiyordu ama silinmeden önce de biriyle paylaşmak arzu ediyordu. Kesik kesik cümlelerle bu hatıralardan bahsedince, anlayışlı bir tavır takınmak isteyen, fakat bunu pek beceremeyen doktor, bıkkın bir ifadeyle adamın sözlerini kesti.

Perşembe, Ocak 26, 2012

Ölmeden Önceki Beş Pişmanlık

Ölüm, dünyada değişmesi mümkün olmayan tek gerçek...

Son nefeslerini vermek üzere olan insanları evlerinde ziyaret edip, bakımlarını üstlenen Avustralyalı yazar Bronnie Ware, 'Ölmek Üzere Olanların En Yaygın 5 Pişmanlığı' adlı bir kitap yayımladı.

İşte o beş pişmanlık:

1- Başkalarının benden bekledikleri yerine, keşke kendi istediğim

Çarşamba, Ocak 25, 2012

Danton ve Tarihî Film

Tarihî film öyle olmalı ki, seyircisini hemen ansiklopedi veya sanal âlemin kütüphanelerinde araştırma yapmağa başlatabilmelidir. Buna verebileceğim en son 2 örnek: Biri, Andrej Wajda'nın yönetmenliğini yaptığı 1983 yapımı "Danton"; diğeri de 2005 yapımı ve yönetmenliğini de İvan Passer ile Sergey Bodrov'un yaptıkları "Savaşçı – Nomad" filmi... Kazakistan'ın millî kahramanlarından Ablay Han'ın doğumundan tahta geçişine kadar olan dönemde yaşananları anlatan Savaşçı Nomad filmi başka bir yazının konusu.

1789 Fransız İhtilali'nden 5 yıl sonrasında geçen "Danton" filminde, başrolü Dünyaca meşhur Gerard Depardieu oynamakta. Yönetmeni de başrol oyuncusu kadar ünlü olan bu filmde, ihtilalin iki önderinin (Robespierre ve Danton) anlaşmazlıkları, kan gölüne dönmüş Fransa ve aç-sefil durumdaki Fransız halkı anlatılıyor.

Salı, Ocak 24, 2012

İnsan Ne Zaman Yaşlanır?


Kristof Kolomb Amerika'yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı.


Goethe, en büyük eseri Faust'u ölümünden bir yıl önce, yani 82 yaşında bitirmişti.


Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hâlâ işinin başındaydı.


Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı.


Mimar Sinan, Süleymaniye Camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti, Selimiye Camisini tamamladığında ise 86 olmuştu.

Steven Spielberg Sineması

Yeni bir belgesel film seyretmeye başladım: 2018 yılı yapımı, James Cameron's Story of Science Fiction (James Cameron'dan Bilim K...