Cuma, Ekim 12, 2012

Muazzez Öğretmen Cinayeti

    Arabayı kaldırıma yanaştırdı, durdu. Önünde park ettiği manav “aracı çekmesini” söyledi. Akşam saatlerinde Harbiye’de trafik yoğun olduğundan, cadde üstüne arabaların park etmesi hem araç geliş gidişini engelliyor hem de dükkânın önünü kapatıyordu. Kadın “kısa zamanda döneceğini, fazla kalmayacağını” güler bir yüzle söyleyince, esmer adam “olur” gibilerden başını salladı.
    Kadın yakındaki apartmana girdi. İkinci kata çıktı. Üstünde “diş doktoru” yazılı kapının ziline bastı. Kapıyı daha önceden tanıdığı sekreter açtı.
    “Hoşgeldiniz Muazzez hanım.”
    “Saat 17’de Füreyd bey ile randevum vardı.”
    Sekreter yürüyüp, diş hekiminin bulunduğu muayenehanenin kapısını açıp doktora haber verince, genç kadın dönerek “buyurun Muazzez hanım” dedi. Sekreter kenara çekildi, Muazzez içeri girdi.

    Zoraki gülümsediğini kadına belli etmeyen diş doktoru, ayağa kalktı. Sekreter kapıyı kapatınca, gelip Muazzez’i yanağından öptü. “Seni özledim” dedi diş doktoru Füreyd. “Otursana.” Dişçi koltuğunu gösterdi.
    “Dişlerimle ilgili bir problemim yok.”
    Doktor güldü. “Eminim yoktur. Öyleyse neden randevulu geldin ki? Hem uzun zamandır dişlerini kontrol ettik mi?” Kadının karşılık vermesini beklemeden, cevabı yine kendisi verdi. “Hayır... Haydi gel bakalım canım.”
    Muazzez’i biraz da çekerek koltuğa oturttu.
    Sevimli davranmağa çalışmasına rağmen doktorun, kadının gelmesinden hoşnut olmadığı anlaşılıyordu.
    Muazzez onun bu halinden şüphelendiyse de “son karşılaşmamızdaki tartışmadan dolayı kızgınlığı geçmemiş herhalde” diye düşündü. Fazla önemsemedi. Kadın dişçi koltuğuna yerleşince, doktor tebessüm etti.
    “Nasılsın?”
    “Eh, son görüşmemize nazaran daha iyiyim.” Sonra da müstehzi bir tavırla “sizi sormalı doktor bey” dedi.
    “Ben her zamanki gibi gayet iyiyim. Aç bakalım şu ağzını.”
    Hekim, kadının dişlerine bakarken, beri yandan da düşünüyordu.
    Füreyd hazırlıklarına başlarken, Muazzez oturduğu yerden konuşmağa devam etti. “Seni düşünceli görüyorum. Eğer geçen defaki tartışmamız yüzünden üzülüyorsan, boşa tasalanıyorsun. Her kadın ile erkek arasında rastlanabilecek şeyler bunlar.”
    Diş hekimi sırtı dönük vaziyette cevap verdi. “Biliyorsun ki, artık seninle sık sık görüşemeyiz.” Derin bir nefes aldı. “Yani daha doğrusu ben görüşmek istemiyorum.”
    “Ama neden? Benden bıktın mı? İnan, son günlerdeki sende olan değişiklikleri anlamakta güçlük çekiyorum. Yoksa Nalan mı mesele oluyor? Boşandıktan sonra hiç karşılaşmadığınızı sanıyordum. Yanılıyor muyum, lûtfen cevap ver. Sanırım, bunu sormağa hakkım var, bu kadar yaşananlardan sonra?”
    Füreyd sıkıntıyla iç çekti. “Bu kadın başıma bela oldu.”
    “Artık evli de değilsin. Kızın da büyüdü sayılır. Neler olduğunun farkında. Aradan biraz zaman geçsin, evlenelim. Bu şekilde bir ilişkiyi sürdürmekten yana değilim.”
    “Ama ben kötü bir evlilikten yeni kurtulduğum için şimdilik evlilik kelimesi bile midemi bulandırıyor.”
    “Beni iyi tanıyorsun. Bizim yapacağımız evliliğin kötü olacağını da nereden çıkarıyorsun? Mutlu bir yuvamız olacağını sana garanti edebilirim.”
    “Tamam, tamam. Bunu sonra konuşalım. Önce şu sol azı dişinin dolgusunu yapayım da... Hatta sonra da bir yerlere gideriz. Zaten işim de bitti. Senden sonra kimse gelmeyecekti.” Yapmacık şekilde sırıttı. “Senin randevu alarak gelmen bizim sekreteri şaşırttı. Bana bir şey sormadı ama, bakışlarından ben anladım.” Enjektör saplamağa hazır elindeydi.
    Sekreterin masasındaki telefonun çaldığını duydular. Füreyd, sekreterin telefona bakmasını bekledi. Kapı açıldı. Sekreter “doktor bey, eğer bana ihtiyacınız yoksa çıkabilir miyim?” dedi. Diş hekimi başını “olur” anlamında salladı.
    “Teşekkürler doktor bey” diyen sekreter yine kapıyı çekerek çıktı. Biraz sonra dış kapının da kapandığını duydular.
    Füreyd jetokain dolu enjektörü eline alarak Muazzez’in yanına geldi.
    “Aç bakalım ağzını. Dişini doldururken acı çekme.”
    Muazzez dudaklarını araladı. Füreyd, kadının çenesini tuttu. Enjektörü diş etine batırmadan önce bir an pencereye baktı. Hava kararmak üzereydi. Caddede giden arabaların gürültüsü bir bulut halinde yükseliyordu. Enjektörü batırdı, biraz ilaç verdi, çekti. Bu defa yapılacak olan dişin öbür tarafına bir daha batırdı, ilaç verdi ve çekti. Yandaki masaya bıraktı enjektörü.
    Kadın yumduğu gözlerini açtı.
    Füreyd “10-15 dakika kadar bekleyelim. İlaç etkisini gösterince dolgu yapmağa başlarım” dedi.
    Muazzez başını salladı, gülümsedi. Doktor “bugün okulda ne var ne yoktu?” diye sordu. Muazzez ile tanışmaları okul yüzünden başlamıştı. Doktorun biten evliliğinden olan kızının gittiği Maçka İlkokulu’nda öğretmen olan Muazzez Paçacı’nın iki yıl önce bir gün dişi ağrımıştı. Füreyd’in kızının öğretmeni de “benim öğrencilerimden birinin babası diş hekimi. Hem de İstanbul’un en meşhur doktorlarından. Seni ona yollayalım. Memnun kalacaksın. Ben bir dişimi yaptırdım, adamın eli bir hafif, bir hafif. İnanamayacaksın” demişti. Böylece Muazzez öğretmen, diş ağrısını geçirmek için geldiği Harbiye’deki muayenehane tanışmıştı İstanbul sosyetesinin ünlü doktorlarından biriyle. Birbirlerinden hoşlanmışlar ve kısa süre sonra sevgili olmuşlardı. Zaten eşi ile kopuk bir hayat yaşayan Füreyd için Muazzez yeni bir nefes olmuştu. Aradan bir müddet geçince, eşi Nalan durumun farkına varmış ve yüksek nafaka isteğiyle boşanma dâvâsı açmıştı. Bir yıldan fazla süren mahkeme neticesinde, iki tarafın da istekli olması üzerine hakim boşanmağa karar vermişti. Ancak aradan geçen iki senelik zaman zarfında Füreyd, Muazzez’den bıkmıştı. İlişkiyi bitirmek istiyor ama kadın bir türlü buna yanaşmıyordu. İki gün önceki şiddetli tartışmalarından sonra kadının sekreterden randevu alarak muayenehaneye gelmesi olağandışı bir durumdu. Normalde telefon açıp “bu akşam buluşalım veya benim eve gel” demesi yeterliydi. Fakat kadın öyle yapmamıştı.
    Muazzez öğretmen sorusuna cevap vermedi. Başı yana devrilmişti, dudaklarından tükürük geliyordu. Füreyd, kadının yüzüne baktı, gözler kaymıştı ve yüzü de bembeyazdı. Dişçi koltuğunda yatar vaziyette oturan kadının anaflaktik şoka girdiğini hemen anladı.
    Heyecanla “Muazzez, Muazzez” diye seslendi. Kadın hafifçe inleyerek karşılık verdi.
    Doktor adrenalin ampulü almak için hızla döndü. Bütün diş hekimlerinin korkusu olan bu şok, daha önce başına hiç gelmemişti. Adrenalin ampulünü kırıp, enjektöre çekti. Bu sırada aklına yeni bir fikir geldi. Acaba şoka girmiş olan kadına müdahale etmese miydi? Halbuki bu durumda hemen adrenalin zerk edip, tansiyonunu ölçmesi gerekiyordu. Hatta hemen bir hastaneye telefon edip cankurtaran aracı çağırmalıydı. Yoksa ölebilirdi!
Ölebilirdi. İşte, aradığı fırsat eline geçmişti. Muazzez’in yanına yaklaştı, yüzünü çevirip baktı. Kadın zorlukla nefes alıyordu. Nabzına baktı, çok zayıflamıştı.
Muazzez’in başından geri çekildi, geçti masasına oturdu. Kadını seyretti. Muazzez’in vücudu kasıldı, titredi. Başı yana düştü. Ölmediyse bile, ölmek üzereydi.
Füreyd’in kafasından binbir çeşit düşünce geçiyordu.
    Heyecanını bastırmak için dolaptan viski aldı, bir kadehe doldurup, bir yudum içti. Alkol birazdan yüreğinin çarpıntısını geçirirdi. Gözlerini yumarak sakinleşmeği bekledi. İstemeden de olsa, Muazzez’den kurtulmak için eline bir fırsat geçmişti. Neler yapacağını düşündü.
    “Aptal kadın, başıma bela oldun! Ah, böyle olacağını, ilişkimizin böyle rezil bir duruma geleceğini nereden tahmin edebilirdim?” diye kendikendine konuştu. İçinde bulunduğu pozisyondan dolayı Muazzez’e karşı müthiş bir öfke duydu. Sinirleri yay gibi gerilmişti. Pencereye baktı, hava kararmıştı. Bir yudum daha viski içti.
İçki cesaret vermişti. Damarlarında akan kan, daha hızlı hareket ediyordu. Yerinden kalktı, kadının yanına geldi, parmaklarını boynuna dokundurdu. Büyük ihtimalle ölmüştü. Bir doktor olmasına rağmen yine de emin olamıyordu. Tekrar nabzını dinledi. Ölmüştü. Şimdi ne yapacağına bir karar vermeliydi.
    Telefona gitti, telefon defterinden bir numara buldu. Aradı, bir iki öksürüp boğazını temizledi. Mümkün olduğunca sakin bir sesle konuşmalıydı. Telefon karşıdan açıldı.
    “Alo, ben doktor Füreyd. Semra eve geldi mi?” Biraz bekledi.
    “Semra, ben Füreyd. Rahatsız ediyorum, kusura bakma. Kendimi biraz yorgun hissediyordum, onun için muayenehaneden daha çıkmadım. Birazdan ayrılacağım. Muazzez hanım, dişini doldururken rahatsızlandı. Ben de yarım bıraktım. Yarın tamamlayacağım. Evine yolladım kendisini. Senden bir ricam olacak. Bugün Muazzez’in buraya geldiğinden kimseye bahsetme. Zaten son günlerde aramız da pek iyi değildi. Bak, sana güveniyorum. Sakın kimseye söz etme. Sana yarın güzel bir de hediyem olacak. Sevineceksin. Tamam mı güzelim?”
    Sekreter kız meseleyi tam olarak anlamasa da doktorun söylediklerini yapacaktı.     “Tamam doktor bey.”
    “Teşekkürler tatlım. Bu iyiliğini unutmayacağım. Yarın ben öğleye doğru gelirim. İyice dinlenmem lazım. Haydi sana iyi akşamlar.”
    “İyi akşamlar doktor bey.”
    Ahizeyi yerine koydu. Yeniden Muazzez’in yanına geldi. Yaşayıp yaşamadığını bir kere daha kontrol etti. İyice emin oldu ki, kadın ölmüştü. Muazzez’in çantasından arabasının anahtarlarını aldı, üstünü değiştirip, dışarı çıktı.
    Binanın yakınlarında park etmiş olan Muazzez’in arabasını gördü, yanına gitti, durdu, etrafa bakındı. Aracın önüne park edilmiş olduğu manav dükkânındaki adamın arkasını dönmesini bekledi. Manav, Füreyd’e fırsat vermek ister gibi dükkânın arka bölümüne geçti. Eline geçen şansı kaçırmayan diş doktoru, hemen arabaya bindi, çalıştırarak uzaklaştı.
    Arabayı, Muazzez’in evinin yakınlarında park etti. Anahtarları caddeye çıkıncaya kadar elinde taşıdı. Caddeye çıkınca bir çöp kutusu bularak anahtarları attı. Sonra bir taksi durdurarak bindi, muayenehanesine döndü.
    Vakit geçirmek için kadehte kalan viskiyi içti. Radyoyu açtı, müzik dinledi. Elinden geldiğince Muazzez’e bakmıyordu. En ufak bir suçluluk duymuyordu. Eğer tesadüfen bu hadise yaşanmasaydı, nasıl olsa kurtulmak için kendisi planlı bir yol deneyecekti.
Akşam saat 23.00’e kadar bekledi. Binada bu saatlerde kimse olmazdı. Kadının cesedini bürosundaki bir halıya sararak, kucağına aldı. Aşağı indirdi. Apartmanın önünde durmakta olan arabasının bagajını açtı, halıya sarılı cesedi koydu, kapağı kapattı. Yukarıya çıkıp etrafı kontrol etti. Her şey yerli yerindeydi. Lambaları kapattı, aşağı indi.
Kabataş’tan arabalı vapurla Üsküdar’a geçti. Çengelköy istikametine doğru yola koyuldu.
Annesinin Çengelköy civarındaki yalısına yaklaşınca, sür’atini azalttı. Deniz kıyısındaki yalının kapısına gelince durdu, aşağı inerek kapıyı açtı. Annesi uyumuş olmalıydı. Binada ışık gözükmüyordu. Yalının bahçesine girince, deniz kıyısına yanaştı. Arabadan inerek binaya girdi. Üst kata çıktı, evi iyice kontrol ederek annesinin uyumuş olduğuna kanaat getirdi.
    Aşağı indi, küçük iskelede bağlı duran sandala bindi, kürekleri suya indirdi. Bunları yaparken nefes nefese, kan ter içinde kaldı. Her geçen dakika biraz daha heyecanlanıyordu. “Hele şu cesetten bir kurtulsaydı” sonrasını nasıl olsa hallederdi.
Arabanın bagajından halıya sarılı cesedi çıkardı. Bir zamanlar defalarca canlı kucakladığı Muazzez’i şimdi son yolculuğuna uğurlamak için sıkıca tutuyordu. Yalının bahçesindeki ağaçlar ve karanlık dışarıdan görülmesini engelliyordu. Sadece caddeden tek tük geçen arabaların farları zaman zaman aydınlatıyordu bahçeyi. Gözleri karanlığa iyice alıştığından rahat hareket edebilirdi. Cesedi yere koyup halıdan çıkardı. Yeniden kucaklayarak sandala getirdi. Dikkatli davranarak sandala yerleştirdi. Kendisi de atladı. Çok kısa bir süre sonra kurtulacaktı. Sandalı kıyıya bağlayan ipi çözdü.
Küreklere asıldı. Gençliğinde Galatasaray kulübünün kürek takımındayken yaptığı müsabakaları düşündü. Hey gidi gençlik hey! O günler geride kalmıştı.
    Kıyıdan yüz metre kadar açılınca kürekleri bıraktı. Beraber nice güzel günler, saatler, dakikalar geçirdiği Muazzez’i, Maçka İlkokulu’ndaki çocukların sevgili öğretmenini yavaşça suya bıraktı.

* * *

    Ertesi gün kendi evine geç uyandı. Yaşadıklarını bir rüya gibi hatırladıysa da, üstünde fazla durmadı. Sakinleşmişti. Fakat hâlâ halsizdi. Bir vitamin hapı yuttu. Mükellef bir kahvaltı hazırladı. Çayını doldururken, kapının zili çaldı.
    Gidip kapıyı açtı. Karşısında duran iki kişiden biri “günaydın efendim, polis” dedi.
    Daha sonra 12 yıl boyunca mahkemeleri, gazeteleri, kamuoyunu meşgul edecek, doktoru canından bezdirecek “Dişçi Füreyd” dâvâsı işte böyle başlıyordu.

İslâm Gemici

Hiç yorum yok:

Steven Spielberg Sineması

Yeni bir belgesel film seyretmeye başladım: 2018 yılı yapımı, James Cameron's Story of Science Fiction (James Cameron'dan Bilim K...