Pazar, Aralık 25, 2011

Zincire vurulan pigme Ota Benga

İrfan Özfatura'nın 20 Mart 2011 tarihli çok güzel bir yazısı:

YURDUNDAN KOPARDILAR
Pigme asıllı Ota Benga Kongo ormanlarında yaşayan iki çocuklu bir aile reisiydi. Evrimciler onu hayvan gibi avlayıp, zincirlere vurdular...

KAFESLERE TIKTILAR
Ota, hayvanat bahçesinde maymunlarla birlikte seyircilerin karşısına çıkarıldı. Parmaklığa şu levha asıldı: “İşte insanın eski ataları!”

İÇİMİZDEN BİRİ
Genelde bu alanda bir kutu olur. Bahsi geçen şahıs hakkında şu okulları bitirdi, şu vazifelerde bulundu, şu kitapları yazdı, şu zaferleri kazandı gibi özet bir bilgi sunarız. Ota Benga ne edipti, ne şairdi, ne devlet adamı, ne de komutan... Zulme uğramış bir insandı o!.. Sadece insan!

Pigmelerin boyları yaklaşık 125 - 150 cm civarındadır. Adamlara cüce müce diyoruz ama aramızda çok çok olsun 30-40 santim fark var...
Bunlar Genelde Zaire’nin kuzey doğusunda Ituri ormanlarında yaşarlar. Orta Afrika, Kongo ve Ruanda’da rastlanır. Ehemmiyetsiz bir miktarda da Gine ve Papua da...
Alayını toplasan 200 bin zor çıkar.
Munis zararsız insanlardır, hayvan besler, ava çıkar, nadiren ziraatla meşgul olurlar. Öyle ya niye ekip biçsinler ki? Ormanda istemedikleri kadar meyve bulurlar.
Genelde civar çiftçilerle ticaret yapar, kürk satar, karşılığında çay şeker alırlar.
Aile bağları güçlüdür, tek hanımla evlenir, eşlerine sadık kalırlar. Başlık yoktur ama berdel yaygındır “ver bacını, al bacımı” kuralı çalışır, içli dışlı olurlar.
Çocuklarına ve hürriyetlerine düşkündürler, bir yere bağlanamazlar. Onarlık yirmişerlik gruplar halinde ormanın derinliklerine dağılırlar.

KONGO NERE?
Efendim kahramanımız da onlardan biridir işte. 1883 yılında Kongo’da doğar. “Dost” manasına gelen bir isim taşır. “Ota Benga!”
O yıllarda Darwinizm pek popülerdir. Ancak cılız iddialarını ispatta zorlanan Evrimciler panikler, sağa sola saldırırlar. Ellerinde tek delil yoktur, bir an önce insanın maymundan geldiği faraziyesini destekleyecek fosilleri bulmalıdırlar.
Amerikalı Samuel Philips Verner arkadaşlarına “neden ille de fosil” der, “belki maymun insan arası türler hâlâ yaşıyorlar.”
Büyük bir ümitle Belçika Kongo’suna koşar. (1904) Eline baltasını alır, uzun ipini beline bağlar...
Biz gideriz ormanaaa!
O gün bir Pigme köyünde ağırlanırlar. Gözünü Ota Benga’dan ayıramaz, bu sevimli yerli kedi gibi alıştırdığı maymununu kucağında taşımaktadır zira.
Maymun ve insan... Bundan bir senaryo çıkar mı? Çıkar...

AMERİKA NİRE?
Ota yıllar evvel Kasai ırmağı kenarında yaşamaktadır. Köyü, Belçikalılar tarafından basılmış, karısını ve çocuklarını kurtaramamıştır...
İkinci defa evlenmiş, düzenini tekrar kurmuştur. Ama beyaz adamın gazabından korkmaktadır hâlâ.
O gün hanımını ve çocuklarını öper, semiz bir ceylan hayaliyle işe (!) çıkar. Ormanda sıra dışı hareketlenmeler hissedince durur, yayını sessizce gerer dinlemeye başlar. O esnada yukardan bir ağ düşer ve şapkalı adamlar üstüne çullanırlar.
Kendine geldiğinde elleri arkasından bağlanmıştır. Zincirler... Prangalar...
Samuel’i tanır, “çocuklarım bekliyor dönmem lazım” diye yalvarsa da cevap alamaz. Samuel sağırdır sanki onu duymaz. Evrimcimiz aradığını bulmuştur. Zavallı Ota’yı bir gemi ambarına tıkar doğru Amerika’ya. Bir otelde yatırmaz, bir lokantaya oturtmaz. Garibi maymun gibi kafeslerde taşıtır, kamyon kasalarında.
Uzatmayalım zavallı Otacık St.Louis Fuarı’na götürülür ve seyirci önüne çıkar.

MAYMUNA BAK!
Evrimbazlar ellerinde çomaklar izahata başlar: “Şu gördüğünüz memeli, insana en yakın ara geçiş formu olup...”
Ota, hanımını ve çocuklarını özlemiştir, kendi dilinde “beni bırakın” diye yalvarır. Kâh şirinlik yapar, kâh kaşlarını çatar. Gardiyanlara güç yetesi değildir, içini çeke çeke ağlar. Çok üşür ve çok acıkır. Kaput battaniye ister ama efendiler tezlerini tehlikeye atmaz ona sadece “muz ve fıstık” uzatırlar.
Ah önüne bir tabak sıcak çorba, kızarmış bir et konsa...
2 koca yıl böyle geçer. Dile kolay...
Evet civarda insan formunda “hayvanlar” dolanmaktadır. Bunlar papyon fötr takmakta, pipo çekip duman savurmaktadırlar.
Parkta yaklaşık 40 bin ziyaretçi vardı. Erkekler kadınlar ve çocuklar Afrikalı yabaniyi görmek için maymun kafesine koşuyorlardı. Uluyarak, bağırıp, çağırarak sataşıyor, pigmeyi huzursuz ediyorlardı... (New York Times)

ÇALIŞ AMELE!
Derken New York’taki Bronx Hayvanat Bahçesi Ota’yı kazanmak ister, kesenin ağzını açar. Onu Dinah adlı evcil bir goril, Dohung adlı bir orangutan ve birkaç şempanze ile birlikte seyirci karşısına çıkarırlar.
Hayvanat Bahçesi Müdürü Dr. William T. Hornaday uslanmaz bir evrimcidir. Böylesine kıymetli bir türe sahip olduğu için kendini şanslı sayar.
Kafesin üstünde bir açıklama: “İşte İnsanın Eski Ataları!”
Boy: Şu kadar inch Ağırlık: Bu kadar pound... Şu mıntıkada yakalandı da filan...
Zaman zaman evrimci tabipler, ırkçı biyologlar gelir Ota’yı mıncıklar, kan ve doku örnekleri alırlar.
Zavallı Ota ortalığı silip süpürmekte, hayvanların yemlerini dağıtmaktadır. Ücretsiz işçi... Ne para ister, ne sigorta...

ÇEVİR KAZI YANMASIN
O yılların Amerika’sında siyahiler bile insandan sayılmamakta, restauranlara “köpek ve zenci giremez” levhaları asılmaktadır. Zencilere müsamahası olmayan yazarlar dahi bu zulme karşı çıkar. Ünlü Doktor McArthur serginin aşağılayıcı olduğunu düşünenlerdendir mesela. (New York Globe gazetesi... 12 Eylül 1906)
Ardından New York Journal Gazetesi (17 Eylül 1906) “Bu maskaralığa son verilsin” çağrısı yapar.
Hayvanat bahçesinin Darwinist müdürü Dr. Hornaday savunmaya geçer: ‘’Eğer bu küçük mahluk bir kafesteyse orası en konforlu yer olduğu içindir. Başka ne yapmalıydık? Ota Benga sanıldığı gibi tutuklu değil ama serbest de bırakamam. Hiç kimse onu şehre salmanın akıllıca olduğunu söyleyemez bana.”

BAK ŞU KONUŞANA
Ota zeki bir insandır, kenarından köşesinden İngilizceyi de kapar ve taleplerini dillendirmeye başlar. Haydaaa!
Bu beklenmedik gelişme evrim ağalarının canını sıkar, teorinin iler tutar yanı kalmaz. Faraziye fasarya mıdır yoksa?
Samuel Verner yalana sığınır, “Ota’yı yakalamadıklarını, kendisini Amerika’ya gelmek hususunda bizzat ikna ettiğini” söylemeye başlar.
Tam da o sırada kilise devreye girmesin mi? Rahipler Ota’yı Hristiyanlaştırmaya kalkar. Evrimciler “gidin be işinize” derler, “bir maymun Hristiyan olsa n’olur, olmasa ne yazar?” Lâkin Kilise güçlüdür, dediğini yaptırır. Onu cebren alır, bir öksüz yurduna yatırırlar. İş gösterir, eline iyi kötü bir harçlık sıkıştırırlar (1910).

HÜZÜNLÜ FİNAL
Ota yine mutsuzdur, mesai arkadaşları tarafından aşağılanmaktadır zira.
Defalarca amirine çıkıp “beni yurduma yollayın” dese de dikkate alınmaz.
6 koca yıl böyle geçer, ümidini kaybetmeye başlar
95 yıl evvel bu gün (20 Mart 1916) bekçinin belinden tabancasını çeker ve düşünmeden kalbine sıkar.
İntihar!
-Alooo! Bir insan öldü!
Kimin umurunda?
Bir çukura atar, kapatırlar.
Efendim Darwinizmin faşizmle irtibatı?
Heralde yani...
Şüpheniz mi var?

Sermayeleri yalan!
Evrimcilerin tek sahtekârlığı bu değildir
1912 yılında Charles Dawson isimli amatör bir paleontolog, “bir çene kemiği ve bir kafatası parçası” bulduğu iddiasıyla ortaya çıkar. Çene kemiği maymunlarınkine benzemekte, dişler ve kafatası ise insanı andırmaktadır. Buna “Piltdown Adamı” adı verilir ve yarım milyon yıllık bir ömür biçilir. Üzerinde 40 yıl boyunca makaleler yazılır, 500’den ziyade doktora tezi hazırlanır.
Derken Kenneth Oakley adlı bir araştırmacı “flor testi” ile kemik yaşı tespitine başlar. Sıra gelir dayanır, Piltown adamına... Çene kemiği sadece birkaç yıl toprak altında kalmıştır, kafatası ise 5 asırlıktır. İnceleme derinleştirilir, çenenin bir orangutana ait olduğu anlaşılır. Dişler suni olarak aşındırılmış başka bir form kazandırılmıştır. Rezalet!... Bakarlar madara olacaklar, kemikleri âlelacele British Museum’dan çıkarırlar.

HINZIRLIK!
Yıl 1922... Doğa Tarih Müzesi Müdürü Henry Fairfield Osborn, Batı Nebraska’da, Yılan Deresi yakınlarında, Plieocen Dönemi’ne ait bir azı dişi fosili bulduğunu açıklar. Ki insan ve maymunlarla ortak özellikler taşımaktadır. Fosile “Nebraska Adamı” denir ve “Hesperopithecus haroldcooki” adıyla yayınlanır.
Evrimci ressamlar bu tek dişe bir çene, çeneye bir yüz, yüze vücud, vücuda aile yakıştırırlar. Çomak sürten çıplaklar, karanlık mağaralar...
Rekonstrüksiyon resimleri hakikat gibi sunar, martavala başlarlar. Ancak dişin “prosthennops” isimli bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşılır, zikrolunan resimler mekteplerden kaldırılır.
Kaldırıldı diyorsam Batılı mekteplerden tabii...
Bizimkiler gözümüze sokar.
Bile bile inadına!

Hiç yorum yok:

Steven Spielberg Sineması

Yeni bir belgesel film seyretmeye başladım: 2018 yılı yapımı, James Cameron's Story of Science Fiction (James Cameron'dan Bilim K...